O [son güncelleme 10 Temmuz
2008]
OANNES [balık
tanrısı] Sonradan balık tanrısı Dragon’a
dönüşen Babil’in gündüz karada, gece suya dönmek zorunda olan balık
adamı.
OBELIA (HYDROIDS) [?] Hydrozoa sınıfı, Hydroida
takımı, Campanulariidae ailesinin bir cinsidir. Polip ve medüz evreleri
vardır. Dünya denizlerinde koloni oluşturan yaygın bir
canlıdır. 200 metreden daha derinde rastlanmaz. Koloniler sert
malzemeye yapışıktır. Soğuk su
canlısıdır. Kayalıklar arasında görece sakin fakat
yeterince su değişimi olan, ışığı az
kesimlerde bulunur. Eşeyli (cinsiyetli) ve eşeysiz (cinsiyetsiz)
çoğalma evreleri vardır. Eşeysiz çoğalırken polip
tomurcuklanarak medüz bireyler oluşturur. Medüz aşamasında
eşeyli çoğalma gerçekleşir. Oluşan kurtçuk (planula
evresindeki larva) uygun tabana yapışır ve yeni bir polip evresi
başlar.
OBJECTIVE ANALYSIS [objektif analiz] Elde
edilen gözlemlerin araştırmacının yorum ve
değerlendirmelerine yer vermeyen bir yöntemle sayısal sonuç ya da
şekiller olarak ortaya konulması.
OBLADA MELANURA (SADDLED SEABREAM) [melanurya
balığı, melanurya, melanur]
Tabanyüzücü (bentopelajik) ve okyanusgöçerdir (okyanodromdur).
OBLIGATE PARASITE [zorunlu asalak]
Zorunlu parazit. Başka türlü yaşaması mümkün olmayan asalak.
OBLIGATORY [zorunlu]
Sınırlanmış, mecburi. Örnek; yalnız tatlısuda
bulunabilen ve denize girme yeteneği olmayan balık.
OBP (abbrev.) [AB
Ortak Balıkçılık Politikası (AB-OBP)] ® EU Common Fisheries
Policy.
OBSERVER [gözlemci]
Balıkçılık teknesinde hasad miktarının
aşılmadığını ve konulan av düzeyi ile
ıskarta ve markalı balıkları belirleyen resmi görevli bilim
insanı.
OBTUSE
BARRACUDA [iskarmoz balığı, iskarmoz] ® Sphyraena obtusata.
OCCIDENTALIS [batı] West.
OCCIPITAL CANAL (SUPRATEMPORAL CANAL) [baş kanalı, okupital kanal] ® Head canal.
OCEAN [okyanus] Kıtaları birbirinden ayıran büyük su
kütlesi. Yerkürenin
%71’i yani 361 milyon km2 ’yi kapsar. Büyük Okyanus 180 milyon km2;
Atlas Okyanusu 106 milyon km2; Hint Okyanusu 75 milyon km2’dir.
OCEAN CURRENTS [okyanus
akıntıları] Okyanuslardaki önemli
akıntılar şunardır:
|
|
Benguela Current [ Canary
Current
[Kanarya
Akıntısı] Falkland Current [ Labrador Current [ North Equatorial Current [Kuzey
Ekvator Akıntısı] Norwegian Current [Norveç Akıntısı] South Equatorial Current [Güney Ekvator Akıntısı] Spitzbergen Current [Spitzbergen Akıntısı] West Wind Drift [Batı Rüzgarları Akıntısı] |
|
|
Aleutian Current [Alotya Akıntısı] Cromwell Akıntısı [Kromvel Akıntısı] –
derindeki akıntıdır. East Australian Current [Doğu Avustralya Akıntısı] Equatorial Counter Current [Ekvator Ters Akıntısı] Humboldt Current=Peru Current [Humbolt Akıntısı= Kuroshio Current=Japan Current
[Kuroşio Akıntısı] North Equatorial Current [Kuzey Ekvator Akıntısı] North Pacific Current=North Pacific Drift [Kuzey Büyük Okyanus
Akıntısı] Oyashio Current=Oya Current [Oya-şio
Akıntısı] South Equatorial Current [Güney Ekvator Akıntısı] West Wind Drift [Batı Rüzgarları Akıntısı] |
|
[Hint Okyanusu] |
Agulhas Current [Agulhas Akıntısı] Equatorial Counter Current [Ekvator Ters Akıntısı] Indonesian Through-flow [Endonezya
Akıntısı] Leeuwin Current [Leuvin Akıntısı] Somali Current [Somali Akıntısı] South Australian Counter Current
[Güney Avustralya Ters Akıntısı] South Equatorial Current [Güney
Ekvator Akıntısı] Southwest &Norteast Monsoon Drift=Indian Monsoon
Current [Güneybatı ve Kuzeydoğu Muson
Akıntısı=Hindistan Muson Akıntısı] West Australian Current [Batı
Avustralya Akıntısı] West Wind Drift [Batı
Rüzgarları Akıntısı] |
|
Southern Ocean [Güney Kutup Denizi] |
Antarctic Circumpolar Current [Güney Kutbu Dolaykutupsal Akıntısı] Weddel Gyre [Veddel
Akıntısı (Döngüsü)] |
|
|
Norwegian Current [Norveç
Akıntısı] |
OCEAN DEEPS [okyanus derinlikleri] 6.000-10.000 metrelerdeki
derinlikler.
OCEAN
DUMPING [denize atık dökme] Atık ve artık malzemenin
bertaraf edilmesi için denize dökülmesi.
OCEAN RANCHING [okyanus çiflikçiliği] Denizde
ticari balık semirtme ve yetiştiriciliği. Genellikle erinleşmemiş
bireyler büyüyüp hasat boyuna ulaşmaları için doğal ortama
salıverilir.
OCEAN
SUNFISH [ay balığı, pervane, pervane balığı] ® Mola mola.
OCEAN
SUNFISHES [aybalığıgiller] ® Molidae.
OCEANARIUM [oseanaryum] Büyük deniz suyu akvaryumu.
OCEANIC [okyanussal]
Kıta sahanlığının ötesi.
OCEANIC
PUFFER [mavi balon
balığı, mavibalon balığı, balon
balığı] ® Lagocephalus lagocephalus
lagocephalus.
OCEANIC SPECIES [okyanussal tür] Kıta sahanlığı ötesinde
dağılım gösteren ve avlanan tür.
OCEANIC TRENCHES [derin çukurlar] Okyanuslarda bugüne değin belirlenebilen en
derin çukur Mariana Çukuru olup derinliği 11.033 m’dir. Diğer derin
çukurlar şunlardır: Kuriller Çukuru-
OCEANIC TWO-WING FLYINGFISH [uçan balık] ® Exocoetus obtusirostris.
OCEANIC ZONE [okyanus
kuşağı] 200
metreden derin okyanus.
OCEANODROMOUS
[okyanusgöçer,
okyanodrom] Okyanuslarda
göçmen balıkları belirtir.
OCEANODROMOUS FISH [okyanusgöçer balıklar, okyanodrom balıklar] Deniz
ve okyanuslarda gerçek göçmen balıklar. Örnek; Clupea (ringa), Conger
(mığrı), Thunnus
(orkinoz) ve Engraulis (hamsi).
OCEANOGRAPHY [oseanografi] Okyanus ve deniz
sularının kimyasal ve fiziksel yönden incelenmesi, dalga
dinamiği ve akıntılar, sudaki bitkisel ve hayvansal
canlıların biyolojisi, taban yapısı ile sedimanları
araştıran çok disiplinli bilim kolu. Osenaografi
terimi çoğu kez (yanlış bir şekilde) oşinografi olarak
da yazılıp söylen-mektedir.
OCELLATED
WRASSE [benekliçırçır
balığı, çırçır balığı, ot
balığı] ® Symphodus
ocellatus.
OCELLUS [benek] 1- Göze benzeyen vücut lekesi.
Vatozgiller’deki (Rajidae) benekler.
OCELLUS [göz lekesi] 2- ® Eye-spot.
OCTO- (prefix)
[okto-] Sekiz. Örnek; oktopoda (octopoda) - sekizbacaklı(lar).
OCTOPUS (DEVILFISH) [ahtapot] 1- Ahtapot cinsi. ® Octopus vulgaris.
OCTOPUS (DEVILFISH) [ahtapot] 2- Sekiz
kollu kafadanbacaklı yumuşakça cinsi.
OCTOPUS
VULGARIS (DEVILFISH) [ahtapot] Yırtıcı
ve üzerinde yapışkan diskler bulunan sekiz adet güçlü kolları
olan bir kafadanbacaklı yumuşakçadır. Denizlerin değişik
kesimlerinde yaşar. Vücudu yumuşaktır. İç iskeleti yoktur.
Ömürü görece kısadır (1-2 yıl). Yüzeyden
OCTOPUSES [kafadanbacaklılar] ® Cephalopoda.
OCULAR [oküler] 1- Göz ve göz çukuruna ait.
OCULAR [oküler] 2- Mikroskopta gözle bakılan
mercek ksımı.
OCULUS (EYE) [göz].
ODOBENIDAE [morsgiller] Memeliler (Mammalia) sınıfı, Etyiyenler
(Carnivora) takımının bir ailesidir. Genel
özellikler için ® Odobenus rosmarus.
ODOBENUS
ROSMARUS (WALRUS) [mors] İri
deniz memelilerinden olup ağırlığı 400-
ODONTASPIDIDAE (CARCHARIIDAE, SAND SHARKS) [harhariyasgiller] Kıkırdaklılar
(Chondrichthyes) sınıfı Lamniformes takımı Odontaspididae ailesini kapsar. Bu
aile bazen Carchariidae adıyla da anılmaktadır. Carcharias ve Odontaspis adında iki
cinsi vardır. Ortaboy solungaç yarıkları çifttir. Gözler
küçüktür. Dişler 3 sıradır. Neredeyse bütün denizlerde
bulunurlar. 3-
ODONTASPIS
FEROX (SMALLTOOTH SAND TIGER)
[pamuk balığı] TL=367 cm,
ağırlığı
ODONTOCETI (TOOTHED WHALES) [dişlibalinalar] Memeliler (Mammalia)
sınıfı, Balinalar (Cetacea) takımının alt
takımıdır. Adından da anlaşılacağı gibi
önemli özellikleri koni şeklinde dişlerinin olmasıdır. Hızlı
yüzücüdürler. Sosyal hayvanlar olup gruplar halinde gezer ve avlanırlar.
Öğrenme yetenekleri yüksektir. Bu takım Platanistoidea
(ırmakyunusları) ve Delphinoidea (yunusbalıkları)
süperailelerinde yaklaşık 73 türü barındırır.
ODONTOID [dişimsi] Üstünde diken bulunan bir tip yassı
balık pulu. Örnek; Elasmobranchii (keski-solungaçlılar).
OE
[balık tanrısı] ® Oannes.
OEDALECHILUS LABEO (BOXLIP MULLET) [dudaklıkefal] Denizde
tabansaldır (demersaldir). Tatlı ve acısuya girmez ancak delta ve
evsel atık suların deşarj alanlarına yaklaşır.
Yumurtlamayla çoğalır (ovipardır) . Boyu TL=25 cm olabilir. Kıyıya yakın durur.
OEDEMA (EDEMA) [ödem] Vücudun herhagi bir kısmının normal
olmayan şekilde serumsu su toplaması ve şişme. Vücutta
normal olmayan farklı sıvıların bağ doku ve lifler
arasında birikmesiyle oluşan ciddi şişlikler.
OESOPHAGUS [yemek borusu, özofagus]
Yutak ile mide arasında tüp şeklindeki vücut parçası.
OFF [alarga] ® Keep klear. ® Keep away.
OFFPRINT [ayrı
baskı] Bir dergide yayınlanan bilimsel
çalışmanın ayrı (kopyasının) baskısı.
OFFSHORE [açıkta]
Ülkenin hükümranlık alanı içerisinde fakat kıyıdan
uzakta.
OFFSHORE FISHERY [açık deniz balıkçılığı] 1- Kıyıdan uzakta bir günden
daha fazla kalınarak yapılan balıkçılık. Bu terim
aynı zamanda uzak mesafe balıkçılığı ile eş
anlamlı olarakta kullanılmaktadır. ® Far distant
fisheries.
OFFSHORE FISHERY [açıkta
balıkçılık] 2- Kıyısal suların ötesinde görece büyük
teknelerle yapılan balıkçılık.
OFFSHORE WATER(S) [açık su(lar)] Kıyıdan
uzaktaki su(lar).
OGIVE [ogiv]
Kümülatif frekans dağılımı eğrisi.
OIL [yağ] Balıktan elde edilen yağ. Çoğunlukla
ciğerden, yağlı balıkların vücudundan ya da balık
artıklarından elde edilir ve yem katkısı, yemeklik
yağ, sabun, boya vb’nin üretiminde kullanılır.
OIL GLOBULE
[yağ damlacığı] Bazı
balıkların yumurta sarısındaki küremsi yağ. Yağ
damlalarının sayısı, yeri, rengi türlere göre
değiştiğinden erken evrede türü tanımlamada
kullanılagelen yararlı özelliklerdendir.
OIL
POLLUTION [petrol kirliliği] Beklenmeyen gelişmeler sonucu
(kaza vb) petrolün çıkarılması, taşınması ya da
işlenmesinde büyük ölçüde dökülerek kıyı sularını ve
bölgeyi kirletmesi.
OIL SLICK [petrol
sızıntısı] Deniz
taşımacılığında gemilerin limanlarda yol
açtığı görece küçük miktarlardaki petrolun su yüzeyinde
yayılması.
OIL SPILL [petrol döküntüsü] Ham petrolun taşınması ya da deniz
dibi sondaj platformlarındaki kazalar sonucu denize dökülen büyük
miktarlarda ham petrolün meydana getirdiği tabaka.
OILFISH [Küveyt
balığı, kalas balığı, yağlı balık] ® Ruvettus
pretiosus.
OLD TANK SYNDROME [eski tank sendromu] Tankta
organik maddelerin birikmesi sonucu pH değerinin (ani) düşmesi. Suyun
değiştirilmesiyle giderilir. ® Yeni tank sendromu.
OLFACTORY [koklama,
olfaktori] Burunla ya da koku almayla ilgili.
OLFACTORY CAVITY [koklama boşluğu] Balıklarda koklama gülünün yer
aldığı boşluk.
OLFACTORY LAMELLA [koklama lameli] Koklama gülünü oluşturan lamel serisinden
biri.
OLFACTORY NERVE [koklama siniri] Kokuyu
beyne ileten sinir.
OLFACTORY ORGAN [koklama organı] Burun, koku alma organı.
OLIGO- (prefix)
[oligo-] Az, biraz, küçük. Örnek; oligotrof
su (oligotrophic water) -besin tuzlarınca fakir su.
OLIGOCENE [oligosen]
38-26 milyon yıl öncesi jeolojik çağ.
OLIGOCHAETA (EARTHWORMS) [solucanlar] Solucan ve
benzerlerini (yer solucanı) kapsayan halkalısolucan
sınıfıdır. Çoğu tatlısularda yaşar. Suda
yaşayanların solungacı olabilir. 3.000’in üzerinde türü
bilinmektedir. Çoğu erdişi (hermafrodit) olup eşeysel (cinsiyet)
organlarının varlığıyla çokkıllılardan
(Polychaeta) ayrılırlar.
OLIGOHALINE
[oligohalin] 1- Orta derecede tuzluluğa
dayanıklı organizma.
OLIGOHALINE
[oligohalin] 2-
Tuzluluğu 0.5-3.0 ppt arasında değişen denizsel tuzdan
oluşma acısu.
OLIGOHALINE [oligohalin] 3- 17-30 ppt tuzluluğa sahip deniz
suyu.
OLIGOMICTIC
[oligomiktik] Oldukça
dayanıklı tabakalaşması olan ve ender dönemlerde
karışan göl.
OLIGOPHAGOUS [oligofajik] Sınırlı besin maddesi olan. Birkaç besin
türünü tüketen.
OLIGOSALINE
[oligosalin] 1- Acısuda yaşayabilen organizma.
OLIGOSALINE [oligosalin]
2- Tuzluluğu
0.5-5.0 ppt arasında değişen karasal tuzdan oluşma
acısu.
OLIGOTHERMIC [oligotermik] Görece düşük sıcaklıklara
dayanıklı.
OLIGOTROPHIC [oligotrofik] Besin tuzlarınca fakir, organik madde
üretimi az ortam.
OLIGOTROPHIC
LAKES [oligotrofik göller] Besin tuzlarınca fakir, duru ve
soğuk sulu göller.
OLIGOTYPIC [oligotipik]
Birkaç üyesi olan taksonomik birim.
OMEGA-3-FATTY ACID [omega-3 yağ asidi] Balıklarda bulunan uzun zincirli
doymamış yağ asidi. Kalp-damar hastalıklarına
yararlı olup kanser riskini azaltma etkisi vardır. Şeker ve
artride de iyi geldiği belirtilmektedir.
OMNI- (prefix)
[omni] Her, hepsi, evrensel. Örnek; omnivor
(omnivorous)-etotobur. Bitki ve hayvan yiyen.
OMNIVORE (OMNIVOROUS) [etotobur, herşeycil, her şeyobur, omnivor] Bitkisel ve hayvansal besinlerden
yararlanabilen hayvan(lar).
OMNIVOROUS [etotobur, herşeycil, her şeyobur, omnivor] ® Omnivore.
OMOPTERYGIUM (HOMOPTERYGIUM) [göğüs yüzgeci, homopterigium] ® Pectoral fin.
ONBOARD OBSERVER [gözlemci, güverte
gözlemcisi] ® Observer.
ONCOGENIC [kanser yapıcı] ® Carcinogenic.
ON-DEMAND FEEDER (DEMAND FEEDER, PENDULUM
FEEDER) [istemsel beslenme] Akvakültürde balıkların
acıktıklarında bir manivelayı hareket etirerek yem
almalarını sağlayan sistem.
ONE-HOST LIFE CYCLE [tekkonaklı] Gelişme evrelerini aynı konakta geçiren
ve tamamlayan asalak.
ONGROWING [büyüyen]
Akvakültürde balıkları pazar boyuna kadar semirtme.
ONOMATOGRAPHY [doğru yazım] Hayvan ve bitki isimlerinin
doğru yazılması.
ONOMATOLOGY [onomatoloji]
İsimbilim ve isimlerin sınıflandırılması.
ONSHORE WATERS (NEARSHORE WATERS) [kıyısal
sular, kıyı suları] ® Inshore waters. ® Nearshore waters.
ON-THE-FEED [yem üstünde] Yemlenen ya da yem arayan balık.
ONTO- (prefix) [onto-] Varlık
anlamında.
ONTOGENESIS [bireyoluş,
ontogenez] Bir canlının bireysel gelişme öyküsüdür.
Bu bir biyolojik açılma, gelişme olayı olup canlının
basitten karmaşığa doğru kademeli gelişmesini
belirtmektedir.
ONTOGENY [ontogeni]
Ceninden (embriyon) erin bireye gelişme.
ONTOLOGY [varlıkbilim,
ontoloji] Var olma bilimi.
OO- (prefix) [oo-] Yumurta.
OOCYTE [oosit]
Mayoz başladığında oogonyumlar oosit olur ve
uzmanlaşmış gözeler (hücreler) oositi sarar. Oosit yumurtlanmak
için olgunlaşmaya geçer.
OOGENESIS [oogenez]
Yumurtaların oluşup gelişmesi.
OOGONIUM [oogonyum]
Dişide yumurtaları meydana getiren göze (hücre).
OOLYSIS [ooliz]
Döllenmemiş yumurtanın yozlaşarak bozunması.
OOSPORE [oospor] Su yosunu ve mantarların kalın duvarlı
yumurta gözesi (hücresi).
OOZE [balçık] 1- Okyanus diplerinde foraminifer ve diatomlardan meydana
gelmiş sulu çamur, balçık.
OOZE [balçık]
2- Suya
doymuş çamur.
OP. CITA. (op. cita.) (abrev.) [opere citato]
Tekrar edilmek istenmeyen kaynağı belirten gönderme.
OPAQUE [opak] Işığın geçmesini engelleyen malzemeyi
belirten terim.
OPAQUE ZONE
[opak kuşak] Otolitte
diğerlerine göre daha az ışık geçiren büyüme halkası.
Bu kuşak yansıyan ışıkta beyazımsı parlak
fakat ince kesitten alttan ışık verilip üstten
gözlendiğinde koyu renkli gözükür.
OPEN ACCESS FISHERY [erişime açık
balıkçılık] Balıkçı
sayısının sınırlanmadığı
balıkçılık. Genellikle hobi balıkçılığı
için kullanılır. Erişime açık balıkçılıkta
stokların hızla aşırı sömürülmesi ya da
aşırı sömürülmüş olması mümkündür.
OPEN ICE [gezgin buzlu] ® Pack ice.
OPEN LAKE [açık
göl] Dışarıya su akıtan göl.
OPEN OCEAN [açık deniz] Okyanus ya da denizin sahanlık alanı
ötesinde olup genellikle karasuları dışında kalan sular. ® High sea. ® Open sea.
OPEN PACK ICE [gezgin buzlu] ® Pack ice.
OPEN SEA [açık
deniz] Kıyıdan uzaktaki su kesimi.
®
Open ocean. ® High sea.
OPEN SEASON
[açık sezon] Belirli
türlerin belirli av araçlarıyla avlanmasına izin verilen mevsim.
OPEN SYSTEM
[açık sistem] Çevresi ile etkileşimi
olan sistemleri belirtir. Balık stokları açık sistemlerdir.
OPEN WATER [açık su] Seyir ve sefer için bir engelin olmadığı
sular.
OPERCLE [operkül]
Solungaç kapağında yer alan genelde en büyük kemik. Yaş
tayininde de kullanılabilmektedir.
OPERCULAR CANAL [operkül kanalı] Kafada
devam eden yanal çizgi uzantısı. ® Head canal (baş kanalı).
OPERCULUM (LID, COVERING) [solungaç kapağı, kapak, operkulum]
Balıkların solungaçlarını örten kapak. ® Gill cover (solungaç kapağı).
OPHI- (prefix)
[yılan].
OPHICHTHUS RUFUS (RUFUS SNAKE
EEL) [yılankurdu
balığı, dikenli yılanbalığı]
Tabansaldır (demersaldir). Boyu TL=60 cm olabilir. Kıta
sahanlığında kumlu, çamurlu zeminde bulunur.
OPHIDION BARBATUM
(SNAKE BLENNY) [yılansı
balık, kayış balığı] Tabansaldır
(demersaldir).
OPHIDION ROCHEI
(?) [kayış balığı]
Tabansaldır (demersaldir) ve
OPHIIDAE (CUSK-EELS) [yılansıbalıkgiller]
Işınlıyüzgeçliler
(Actinopterygii) sınıfı, Ophidiiformes
takımının bir ailesidir. Aile Brotulinae, Brotulotaeniinae,
Neobythitinae, Ophidiinae olmak üzere dört altaileden oluşur. Altaileler
49 cins ve 238 türü kapsar. Denizde yaşarlar. Ailedeki en büyük boylu tür
2 m’dir. Atlas, Hint ve Büyük Okyanus’ta yayılmıştır. Yılan
görünümü hakimdir. Çatallı sakala dönüşmüş karın yüzgeçleri
önemli özellikleridir. Birkaç türünün ticari
balıkçılığı vardır.
OPHIOBLENNIUS STAGE [ofiblennius evre] Bazı
Blennidae ailesi (horozbinagiller) bireylerinin yüzücü (pelajik)
aşamalarındaki irileşmiş göğüs yüzgeci evresi.
OPHISTOBRANCHIA (SEA SLUGS, NUDIBRANCHS)
[arttansolungaçlılar] Yumuşak-çalar (Mollusca)
kabilesi, karındanbacaklılar (Gastropoda)
sınıfının altsınıfıdır. Kabuksuz
karındanbacaklıları kapsar. Altı takımı
barındırır. En önemli takımı Nudibranchia olup
çıplak solungaçlı anlamındadır. Okyanusların tür
sayısı yüksek güzel canlılarıdırlar. 3.000
tanımlanmış türü vardır.
OPHISURUS SERPENS (SERPENT EEL) [yılankurdu balığı, dikenli
yılanbalığı] Mercan resifiyle ilişkilidir. Acısuya
girer.
OPHIUROIDEA (BRITTLE STARS) [yılanyıldızları]
Derisidikenliler (Echinodermata) kabilesinin bir ailesidir. Oegophiurida,
Ophiurida ve Phrynophiurida takımlarını kapsar. Deniz
yıldızlarına yakın akrabadırlar. Tabanda 5 adet
hareketli kollarını kıvrıltarak sürünürler. Kol
uzunluğa 60 cm’yi bulabilir. Görece sığ suda yaşarlar.
Günümüzde toplam 1.500 türü
OPISTHO- (prefix) [opisto-] Arkasında,
tersi, aksi tarafta, geri, sırt.
OPISTHONEPHROS (MESONEPHROS) [opistonefroz] Erin balıkların işlevsel
boşaltım organı, böbreği.
OPPORTUNIST
[firsatçı,
oportunist] Kullanılmayan ya da az
kullanılmış kaynağı çıkarına kullanan.
OPPORTUNISTIC FEEDING [fırsatçı beslenme] Balığın hangi besin
maddesi varsa ona uyum sağlayarak tüketmesi.
OPPORTUNISTIC FISHING [fırsatçı balıkçılık] Avlama
fırsatının en yüksek olduğu türü hedef seçip bu türün
bulunduğu alanda avlanma.
OPTERUS MINUTUS (POOR
COD) [tavuk balığı] Tabanyüzücüdür (bentopelajiktir).
Göçmen değildir.
OPTIC MUSCLES [göz kasları, optik kaslar] Balığın gözünü
hareket ettiren ve türe göre değişiklik gösteren kaslar.
OPTIC NERVE
[göz siniri] Retinadan
(ağ tabakadan) beyne çaprazlanarak ulaşan görüntü sinyallerini ileten
özel sinir.
OPTICAL MOMENTUM OF FISH EYE [balıklarda görme hızı]
Balıklar ışıkla kendisi arasında kalan nesneleri ve
bunların hareketlerini daha iyi seçerler. Bu ayrıca
alacakaranlıkta beslenme ve avlanma davranışlarından da
anlaşılabilir. Balıkların görme hızları (hamside
1/50 ile 1/70 saniye) insanlara göre (1/24 saniye) çok yüksektir. Ancak görme
hızı insanlardaki kadar olan balık türleri de vardır.
OPTIMUM [optimum]
En elverişli durum, konum, hal.
OPTIMUM AGE [en
iyi yaş, optimum yaş] Bir
yıllıktaki doğal ölüm oranının büyüme oranına
eşit olduğu ortalama yaştır. Bu yaşta
yıllığın biyokitlesi en yüksek değerdedir.
OPTIMUM FISHING CAPACITY [en iyi balıkçılık yeteneği, optimum balıkçılık
yeteneği] Girdi-çıktı dengesini belirtir. En az harcamayla sürdürülebilir ürün
(hasat) elde etmektir. Burada kısa ve uzun süreçli yetenekler
değişebilir.
OPTIMUM SIZE [en iyi büyüklük, optimum büyüklük] ® Optimum age (en iyi yaş).
OPTIMUM SUSTAINABLE YIELD [en iyi ürün, optimum ürün] ® Optimum yield.
OPTIMUM YIELD (OPTIMUM SUSTAINABLE
YIELD) [en iyi ürün, optimum ürün] Kişilere ve ülkeye besin
sağlama, koruma, dinlenme ve yıpranmış stokların
iyileştirilmesi şeklinde, genel anlamda, yarar sağlayan
balıkçılıkla elde edilen üründür. Bu, ekonomik, sosyal ve
ekolojik değerlerin katıldığı,
değiştirilerek uygulanan sürdürülebilir en yüksek ürün modeline
dayanmaktadır. Burada av sürdürülebilir en yüksek değerden daha
düşük tutulmakta olup stokun yıpranması önlenmektedir. Modele
ekonomik yaklaşımın eklenmesi, aslında en iyi
balıkçılığın en çok biyokitle avlama anlamına
gelmediği sonucunu doğurmaktadır. Ekolojik yaklaşım ve
halka besin sağlama hedefi ekoloji/sosyo-ekonomi dengesini
gerektirmektedir.
ORAL [oral] Ağız
ile ilgili. Ağza ait. Ağzın bulunduğu bölge. ® Aboral.
ORAL BROODING [ağızda kuluçkacı] ® Mouth brooder (ağızda kuluçkalayıcı).
ORAL DISK
[oral disk] Taşemegiller’in (Petromizontidae) yuvarlak
ağızları.
ORAL FIMBRIA
[ağız contası, oral fimbriya] Taşemegiller’in
(Petromizontidae) yuvarlak
ağızlarını çevreleyen ve sızıntıyı
önleyen ve algılamayı sağlayan uzantıları.
ORAL GESTATION [ağız gebeliği] ® External brooder (dış-kuluçkacı). ® Oral incubation (ağız
gebeliği).
ORAL GRASPING
[ağızla tutunma] Sazangiller
(Cyprinidae) ve dikenliçütregiller (Monocanthidae) ailesi fertlerinin
ağızlarıyla çeşitli malzemeye (ağ, sünger, ip, urgan,
gömlekliler vs) tutunarak kendilerini askıya almaları
davranışıdır.
ORAL INCUBATION (ORAL GESTATION) [ağız gebeliği, oral
inkübasyon] Apogonidae-kardinalbalığıgiller ve
diğer bazı ailelerde görülen ağızda kuluçkalama, bir cins
ağız gebeliği. ®
External brooder (dış-kuluçkacı).
®
Mouth-brooder (ağızda kuluçkalayıcı).
ORANGE MEAT [turuncu
et] Tuzlu suda salamura edilmiş balık etinin
renginin değişmesi ve pazar şansını etkilemesi. Örnek;
lüfer (Pomatomus saltator).
ORBIT [göz çukuru] Kafatasındaki göz çukuru.
ORBITAL BONES [göz çukuru kemikleri] Gözün etrafındaki kemikler.
ORBITAL DIAMETER [göz çukuru çapı] Balık gözü çukurunda ölçülen en
büyük yatay ya da dikey çap.
ORBITAL HORN [göz dikeni] Göze yakın kemik uzantı.
ORBITAL REGION [göz bölgesi] Gözler etrafındaki kafa kısmı.
ORCYNOPSIS UNICOLOR (PLAIN BONITO) [akpalamut
balığı, ak palamut] Yüzücü (pelajik), okyanusgöçerdir
(okyanodromdur). Boyu TL=150 cm civarında olabilir. Ticari
balıkçılığı önemsizdir. Küçük sürüler oluşturur. Yüzeye
yakın dolaşır ve 1. sırt yüzgeci suyun
dışında kalır.
ORDER (ORDO) [takım] Canlıların
sınıflandırılmasında ailenin üstünde,
sınıfın altında yer alan birbirlerine benzeyen
canlılardan oluşturulan gruba verilen ad.
ORDINARY NAME [lakap] ® Nomen triviale.
ORDINATE [ordinat] Y-ekseni.
ORDO [takım]
®
Order.
ORGAN OF SACHS [saks organı] Vücüdun arka kısmındaki elektrik organı.
Örnek; Electrophorus.
ORGAN REGENERATION
[organ yenilenmesi] ® Regeneration.
ORGANIC BAIT [organik yem] Oltacılıkta
kullanılan herhangi bir organik madde (kurt, böcek, balık, peynir,
ekmek vs).
ORGANISM [organizma] 1- Canlıyı oluşturan
organların hepsi.
ORGANISM [organizma] 2- Herhangi yaşayan
varlık.
ORGANISMS AT HYDROTHERMAL VENTS [hidrotermal
ağızlardaki canlılar] 1970’li yılların
sonlarına kadar derin denizde yaşayan canlıların
yukarıdan, ışıklı tabakadan dibe çöken malzemeye
bağlı olduğu ve bu nedenle de derinlerdeki oksijenli
yaşamın ve yaşam formalarının sınırlı
olduğu sanılıyordu. Ancak
1970’li yılların sonuna doğru okyanus tabanında
keşfedilen sıcak su ağızları bu görüşün
değişmesine yol açmıştır. Anılan bu sıcak su
ağızlarında o güne değin (1977) hiç bilinmeyen ve
boyları bir metreye varan deniz solucanları, yine bireylerinin
boyları 30 cm’ye varan istiridye ve midye yatakları, görece bol
karides, yengeç ve balığın görülmesi hem
şaşırtıcı olmuş hem de farklı yaşamın
mümkün olduğunu göstermiştir. Derin okyanus suları soğuktur
(2-
ORGANOGENESIS
[organogenez] Geç cenin
(embryon) evresinde organ sistemlerinin oluşması.
ORGANOMETALLIC [organometalik] Bir metale
bağlı karbon kökleri yani organik radikali bulunan kimyasal
bileşik. Örnek; sodyum etil.
ORGANOPHOSPHATES [organofosfatlar] Kısa ömürlü tarım ilaçları.
ORIENTALIS (EAST) [doğu].
ORIENTATION [yönelme,
oryentasyon].
ORNAMENTAL SPECIES [süslü tür] Akvaryum balığı ticaretinde tutsaklık
koşullarında üreyen ve semirtilen balık.
ORNAMENTATION [süslenme] Ya üreme davranışı gereği ya da
yırtıcılardan saklanmak için balık vücudunun kanat, yaprak,
süs, işaret, uzantı ve benzeri görüntüye bürünmesi.
ORNATE
WRASSE [gün balığı, aykuyruk] ® Thalassoma pavo.
ORNITHOLOGY [kuşbilimi,
ornitoloji].
OROPHARYNX [orofarinks]
Beslenme kanalının ağız-yutak boşuğu
kısmı.
ORTHO- (prefix) [orto-] Düz, dik, dik açılı.
ORTHOGRAPHIC VARIANT [ortografik değişiklik] 1- Aynı ismin birden çok şekilde
yazılması.
ORTHOGRAPHIC VARIANT [ortografik değişiklik] 2- İki ya da daha fazla birimin isimlerinin
yazılışlarının birbirlerine çok yakın olması
sonucu oluşan şaşırtıcı durum.
ORUÇ REİS [?] Yunanca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve
Fransızca bilen ve kardeşi İlyas Reis ile birlikte
denizciliğe başlayan Türk denizci (1470-1518). Daha sonra diğer
kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) kendisine
katıldı. Piri Reis ile zamanın sultanı Yavuz
Sultan Selim’e hediyeler gönderdi. Karşılığı olarak
hil’at giydi. Cezayir’e hükmetti ve doğu Cezayir’i Hızır
Reis’in emrine ve batı kısmını ise kendi hükmünde tuttu.
OSMOREGULATION [osmoregülasyon, ozmoregülasyon] Organizma
içerisindeki belirli, uygun bir tuz-su dengesinin korunmasıdır.
Tatlısu balıkları seyreltik ortama tuz kaybettik-lerinden
solungaçlarıyla aktif olarak ortamdan iyon alırlar. Yine
vücütları daha yoğun bir ortam olduğu için vücuda giren su ile
şişebilirler. Bunu dengelemek için böbreklerinden her gün
vücutlarının %20 ağırlığı kadar
seyreltilmiş idrar atarlar. Deniz balıkları daha yoğun
ortamda solungaçlarından su kaybederler. Büzüşmemek ve eksilen suyu
tamamlamak için ise içerisinde çokca iyonun (tuzun) bulunduğu suyu
içerler. Fazladan alınan tuzlar özellikle NaCl ve KCl solungaçlardan
diğerleri ise böbrekler üzerinden atılır ve bu yolla tuz-su
dengesi sağlanır. ®
Hyperosmotic (hiperozmotik). ®
Hypertonic (hipotonik).
OSMOSE (OSMOSIS) [geçişme, ozmoz] Yarı
geçirgen bir zarın (membranın) çok yoğun tarafındaki
moleküllerin az yoğun tarafına moleküllerin yoğunlukları
eşit oluncaya kadar geçmesidir.
OSMOTIC PRESSURE [osmotik basınç] Yarı geçirgenle
ayrılmış farklı yoğunluktaki iki çözeltinin
akışkanlık basıncıdır. Seyreltik çözeltilerin osmotik
basıncı p=MRT’dir. M=Molarite; R=Gaz sabiti; T=Termodinamik
sıcaklık ki buna önceleri mutlak sıcaklık denmekteydi.
OSSIFY [kemikleşme,
osifiye].
OSTARIOPHYSI
(?) [kemikdesteklikeseliler]
Işınlıyüzgeçliler (Actinopterygii)
sınıfı-nın bir üsttakımıdır. Üsttakım Characiformes, Cypriniformes, Gonorhynchiformes,
Gymnotiformes, Siluriformes takımlarını kapsar. Toplam 6.000
türü vardır. Öndeki 4 omur birleşmiş olup Weber aletine
dönüşmüştür. Bu yönleriyle eşomurlulardan ayrılırlar.
OSTEO- (prefix) [osteo-] Kemik. Örnek; osteosit (osteocyte)-Kemik gözesi
(hücresi).
OSTEOBLAST
[osteoblast] Kalsiyum tuzları biriktirerek kemik oluşturan
göze (hücre).
OSTEODERM [osteoderm]
Deri üzerindeki kemiksi yapılar.
OSTEOLOGY [kemikbilimi, osteoloji] Kemiklerin yapısı ve oluşmasını
inceleyen bilim.
OTIC [otik] Duymayla
ilgili. Kulak.
OTIC CAPSULE [kulak kapsülü] İçkulağı içine alan iskelet
kapsül.
OTOLIN [otolin]
Balık otoliti içerisinde CaCO3 kristallerini saran büyük
molekül ağırlığına sahip proteinin adı. Otolit
kesiti ısıtıldığında yanarak koyu renk alan
organik madde.
OTOLITH [otolit] Balıkların içkulaklarında her iki tarafta
üçerden 6 adet bulunan taşlar. Bu taşlar biyolojik kökenli CaCO3
olan aragonite kristallerinin otolin adı verilen bir organik molekül ile
sarılamasıyla oluşturulmakta olup statolit olarakta da
anılmaktadırlar. Denge, yer çekimi, duyma, hızın
algılanmasında kullanılan sert aksam(lar)dır. Bu
taşlardan genellikle en büyüğü sagitta’dır. Sagitta sacculus’ta,
lapillus utriculus’ta ve asteriscus ise lagena içerisinde bulunur.
OTOLITHOMETRY [otolitometri] Otolitlerdeki büyüme halkalarından yaş
tayini.
OTTER BOARD [kapı, trol kapısı] ® Otter door.
OTTER DOOR (OTTER BOARD, TRAWL DOOR,
TRAWL BOARD) [kapı, trol kapısı] Sürütme
ağlarının (dip ve orta su trolü) yanlara
açılmasını sağlayan büyükçe ve oldukça ağır,
çoğunlukla dikdörtgen şeklindeki metal ya da metal tahta
elemanlı yapı.
OTTER FISHING
[su samuru
balıkçılığı] Çinde eğitilmiş ve
tasmalı su samuru ile yapılan balık
avcılığıdır. Su samuru ya avladığı balığı
balıkçıya verir ya da balıkların ağa doğru
yüzmesini ve avlanmasını sağlayabilir. ® Kormorant fishing (kormoran balıkçılığı).
OUT MIGRATION [dışarı göç] Alabalıkgil balıkların
ırmaklardan denize olan mevsimsel göçü.
OUTER NET [koruyucu ağ, dış ağ] Tabana
değen ağın çabuk yıpranmasını önlemek için
kullanılan geniş gözlü koruyucu dış ağ.
OUTER WALL [koruyucu
ağ, dış ağ] ® Outer
net.
OUTLET BOX [savak] ® Drain box.
OUTLIER MALE [bağlak erkek] Baskın erkekten küçük olup
dişi renginde olan ve yumurtlayan çiftin bir tarafına yerleşen
erkek balık. Dişi görünümünde olması nedeniyle baskın erkek
tarafından kovalanmayan erkek kendi atmığını
yumurtlamaya dahil edebilmektedir.
Örnek; Oncorhynchus gorbuscha.
OUTOTROPH [kendibeslek, özbeslenen, ototrof] Bitkilerin
beslenme şekli. Fotosentezle besinini sağlayan. Kendi besinini
kendisi sağlayan. Buna özbeslenen de denmektedir.
OUTPLANTING
[dışsemirtme] Kuluçkahanede
büyütülen balığın, ırmak ve derelere salıverilerek
kuluçkahane dışında semirtilme ve
olgunlaştırılmasıdır.
OUTPUT CONTROLS [çıktı kontrolleri] Toplam izin verilebilir av ve kota
üzerinden balık avının
sınırlandırılması amacını taşıyan
idari yöntemlerdir.
OUTRIGGER TRAWL [kirişli trol, bim trolü] ® Beam trawl.
OVARIUM (OVARY) [yumurtalık, ovaryum] Yumurta üreten dişi üreme
organı
OVARY [yumurtalık, ovaryum] ®
Ovarium.
OVARY CYST [yumurtalık
sisti] Yumurtalığın, şişmiş,
nereden ve nasıl oluştuğu bilinmeyen sarımsı ya da
kırmızımsı sıvıyla dolu olması şeklinde
görülen hastalık.
OVATE [ovat] Yumurta şeklinde.
OVER STOCK [aşırı stoklama] Su kütlesini, taşıma
kapasitesinin üstünde balık ile stoklamak.
OVERALL MORTALITY RATE [genel ölüm oranı] Bir kaç boy ya da yaş
sınıfı için hesaplanan ortalama ölüm oranıdır. Bu
hesaplamada oranlar ya zamana ya da seçilen sınıflara giren birey
sayılarına göre tartılmış olabilirler.
OVERBREEDING [aşırı üreme] Akvaryum balığı
kontrollü koşullar ve hazır yem sonucu doğada olduğundan
daha sık yeni kuşak üretebilir. Bu gerginliğe bağlı
bir sorun olabilir.
OVER-CAPACITY
[aşırı kapasite, kapasite
fazlası] ® Excess capacity.
OVERCAPITALIZATION [aşırı
kapital birikimi] İstenen miktarda balığın,
ekonomik olarak avlanması için gerekenden daha çok çaba (daha çok tekne)
ile elde edilmesi.
OVERCAST [kapalı] Tamamıyla bulutlarla
kaplı gökyüzü.
OVER-EXPLOITATION [aşırı sömürme] Stok’u, stok’un uzun süreli ortalama
en yüksek potansiyel ürün verme düzeyinin altına düşürmüş olan
sömürme oranı.
OVEREXPLOITED [aşırı sömürülmüş] Stok
miktarının (bolluğunun) çok az olması. ® Overfished (aşırı
avlanmış).
OVERFEEDING [aşırı
yemleme] Akvakültürde normal olmayan gelişmelere ve ekonomik
kayba neden olan aşırı yem verme.
OVERFISHED [aşırı
avlanmış] Stok miktarının güvenli üremeyi
sağlayacak düzeyin altına inmesine neden olacak düzeyde
avlanmış (sömürülmüş) stok.
OVERFISHING [aşırı
avcılık] 1-
Balık stokunun aşırı sömürüldüğünü ifade eder.
Balıkların çok avlandığı durum.
OVERFISHING [aşırı
avcılık] 2- Çaba ve balıkçılık ölümünün
azaltılması halinde orta vadede toplam avın artmasına yol
açabilecek düzeye denir. Uzun ömürlü balıklarda aşırı
avcılık, stok aşırı avlanmadan önce başlar.
Büyüme aşırı avcılığında avlanan
balıkların ortalama boyları küçülür; ekonomik
aşırı avcılığında ise beklenenden daha az
gelir elde edilir. İçgöçer aşırı
avcılığında ise yumurtalayacak çok az balık geride
kalır.
OVERFISHING THEORY [aşırı avcılık kuramı]
İçerisinden balık avlanan bir stokun yapısı
değişir. Artan avcılıkla birlikte önce av da artar. Bu
gelişme stoktaki yaş ve boy bileşenlerini değiştirir.
Avcılığın artırılarak sürdürülemsi halinde birim
çaba başına düşen av (kısaca ürün de) giderek azalır.
Bu durum aşırı avcılık olarak tanımlanır ki
buna ayrıca Russel’ın aşırı avcılık kuramı
da denmektedir.
OVER-RIPENING [aşırı olgunlaşma]
Döllenmemiş yumurtanın yaşlanarak kalite ve yaşama
yeteneğini yitirmesi.
OVERTURN [alabora, alabura] 1- ® Capsize.
OVERTURN [altüst
olma] 2- Mevsimsel sıcaklık değişmesi ve buna
bağlı yoğunluk farklılığı nedeniyle
suların deniz ve göllerde yer değiştirmesi ve yenilenmesi.
OVERWINTER [kışlama]
Kış koşullarında yaşamı sürdürmek.
OVERWINTERING MIGRATION [kışlama göçü]
Kışı geçirmek için iklimsel koşulları daha uygun
bölgeye gitmek. Örneğin Karadeniz hamsisi kışın Türkiye
kıyılarında kışlamaktadır. ® Migration (göç). ® Spawning migration (üreme göçü). ® Alimental migration (beslenme (nafaka) göçü).
OVERYEARLING (OVER YEARLING) [yılüstü] Irmakta en az bir kış geçiren
(Salmonidae) alabalıkgil balık.
OVIDUCT [yumurta kanalı, ovidukt] Yumurtalıktan yumurtarın
dışarı taşındığı kanal.
OVIPAR (OVIPARITY) [yumurtlayıcı] Yumurta bırakan.
Yumurtaları vücut dışında gelişip kuluçkalanması
tamamlanan.
OVIPARITY [yumurtlayıcı] ® Ovipar.
OVIPARIY [ovipar]
Yumurtlamayla çoğalmayı belirtir. Anne
vücudunda hiçbir ya da çok az bir gelişme olur. Asıl cenin (embryon)
gelişmesi anne vücüdunun dışında gerçekleşir. Kuluçka
döneminden sonra yavrular yumurtadan genç bireyler olarak çıkar. ®
Spawner. ® Egg
layer (yumurtlayan).
OVO-TESTIS [ovo-testis]
Hem erkek (erbezi) hem de dişi (yumurtalık) üreme
dokularını taşıyan. Erdişi
ya da erselik (hermafrodit) hayvanlarda görülür. Örnek; Centropristes.
OVOVIVIPARITY (LIVE-BEARING) [canlı doğurma] 1- Anne
vücudunda döllenip kuluçka evresini kordonu (plasentası) olmadan
geçirdikten sonra küçük erin birey görüntüsüyle doğan, yüzen ve beslenen yavrularla
üreme.
OVOVIVIPARITY
(LIVE-BEARING) [ovovivipar] 2- Yumurtaların anne karnında döllendiği ve
çıktığı fakat embriyonun plasenta
bağlantısının olmadığı üreme şekli.
Ceninlerin (embryonların) vücut içerisinde göbek bağı olmadan
farklı keselerde (yumurta zarıyla ayrılmış olarak)
gelişmesi yani kuluçka aşamasını tamamlaması ya da
tamamlama aşamasında olup doğması şeklindeki
çoğalmayı belirtmede kullanılır. Ovovivipar çoğalmada
ceninler (embryonlar) yumurta sarısından beslenir. Ana yalnız
gaz değişimini sağlar. ® Live-bearing (canlı
doğurma). ® Aplacental
(aplasental).
OVOVIVIPAROUS
[ovovivipar] Oluşan
kabuklu yumurtaların ana karnında açılması şeklindeki
üreme. Kurtçukların (larva) kordonu (plasentası) yoktur ve anneden
besin almazlar. Yavrular minik erin bireyler olarak doğar, yüzer ve
beslenir. Örnek; Gambusia holbrooki. ® Ovoviviparity.
OVOVIVIPARY
[ovovivipar] ® Ovoviviparity.
OVUM [yumurta].
OXIDANT [oksidant] Diğer maddeleri oksitleyen madde.
OXIDATION
PONDS [oksitleme havuzları] Su arıtma sistemlerinde
atık suyun hava verilerek oksijence zenginleştirildiği havuzlar.
OXYDATION [oksidasyon] Bir maddenin oksijenle birleşerek
parçalanması, yanması.
OXYGEN (O2) [oksijen (O2)] Renksiz, kokusuz, saldırgan, organik malzemenin
yavaş ve hızlı yanmasına katılan gaz. Suda
çözünmüş halini balıklar ve diğer sucul canlılar solumada
kullanırlar.
OXYGEN DEPLETION [oksijen tükenmesi] Canlıların kullanımı ya da kimyasal
yolla oksijenin azalması.
OXYGEN
MINIMUM LAYER [oksijen minimüm tabakası] Oksijenin en düşük değerde olduğu
(genellikle 600-
OXYGEN-POOR LAYER [oksijence fakir tabaka] Besin maddelerinin
üretilme-lerinden daha hızlı tüketildiği
(yıkıldığı) derin göl kuşağı
tabakası.
OXYGEN-RICH
LAYER [oksijence
zengin tabaka] Besin maddeleri
üretiminin (birincil üretimin) tüketimden (yıkımdan) daha fazla
olduğu tabaka.
OXYNOTUS
CENTRINA (ANGULAR ROUGHSHARK) [domuz balığı, dozum
balığı] Derintabansaldır (batidemersaldir). 60-
OXYURICHTHYS
PAPUENSIS (FROGFACE GOBY) [sivrikuyruk kayabalığı] Mercan resifiyle ilişkilidir. 1-
OYA CURRENT [Oya-Şio Akıntısı]
® Oya-Shio Current.
OYA-SHIO
CURRENT [Oya-Şio Akıntısı] Japonca’da Oya-shio adıyla anılan ve aynı
zamanda Kuril akıntısı adını da alan kuzeyden Kamçatka
boyunca güneybatıya Kuril
adalarına doğru yüzeyden akan okyanus
akıntısıdır. Soğuk, az tuzlu Oya
akıntısı doğu Japonya’da Kuro
akıntısının uzantısının altına girer ve
güneye doğru devam eder. Oya akıntısının saniyede 15
milyon m3 su taşıdığı tahmin edilmektedir.
OYSTER [istiridye] Deniz ve
acısuda yaşayan bir grup çiftkabuklu yumuşakça için istiridye
adı kullanılmaktadır. Kabukları oldukça kalkerlidir.
Solungaçlarla planktonu süzer. Kabuğunu kapalı tutan güçlü
kasları vardır. Çiğ ve pişmiş olarak sevilerek yenir.
Gerçek istiridyeler olarak adlandırılan istiridyeler Ostreidae
ailesinde yer alır. Yenilenleri
dahil bunlar genellikle Ostrea, Crassostrea, Ostreola ya
da Saccostrea cinsleridir.
İstiridye türlerinden en yaygın bilinenleri Ostrea edulis,
Crassostrea gigas’tır.
Çift eşeyli (cinsiyetli) olmalarına rağmen
yaşamlarında en az bir kez cinsiyet değiştirirler.
Başlangıçta erkek iken ileri yaşlarda dişi olurlar. Bir
yılda eşeysel (cinsi) olgunluğa ulaşırlar. Suyu
süzdükleri için su kalitesinin düzelmesine yardımcı olurlar.
Biçimleri bulundukları – yapıştıkları yere göre
değişir. Yapışan genç istiridyeye <
OYSTER BAR [istiridye bandı]
İstiridyelerin bulunduğu ve iyi bir avlak yeri olan sığ
resif bölgesi.
OYSTER FARMING [istiridyecilik] İstiridyeyi üretme, ıslah etme ve işletme
çalışmaları.
OZONE (O3) [ozon (O3)] Yüksek
oksitleyici özelliği olan ağır kokulu, gaz. Atmosferin üst
katmanlarında bulunur ve morötesi güneş
ışınlarını emer.
OZONE
LAYER [ozon tabakası] Güneşten gelen morötesi
radyasyonu süzen ve ozon içeren 20-