H [son güncelleme 13 Mart 2008]
ha (abrev.) [hektar] ®
Hectare.
HABITAT [yaşamalan, habitat] Canlı ya da canlıların
yaşadığı yer. ® Biotope (biyotop).
HABITAT IMPROVEMENT [yaşamalan
islahı] Balıkçılık idaresinde balıklara daha
iyi yaşama olanağı sağlamak için canlının
yaşadığı alanda yapılan iyileştirme
(merdivenleme, yapay resif, yapay üreme alanı, dinlenmek için kuytu
bölümler oluşturma) çalışmaları.
HADAL [hadal] Deniz ve okyanslarda 6000
metreden derin olana ait anlamındadır.
HADAL PELAGIC [hadar yüzücü, hadal-pelajik] ® Hadopelagic (hado-yüzücü).
HADAL ZONE [hadal
kuşak] Okyanusların 6000-
HADOBENTHIC [hado-tabancıl, hado-bentik] 6000 metreden derin okyanus
tabanı.
HADOPELAGIC [hado-yüzücü, hado-pelajik] 6000 metreden derin su
tabakası.
HAECKEL [Ernst Haeckel] ® Ernst Haeckel.
HAEM- (prefix) [hem-] Kan. Örnek; Hemoglobin
(haemoglobin) - Kanda olup solunum-da kullanılan boya maddesi.
HAEMAL ARCH [hemal yay] Sırt atardamarı ve kuyruk
toplardamarını içine alan yay.
HAEMAL SPINE [hemal diken] Hemal yayın alt
tarafından (omurdan) aşağıya doğru dikensi
uzantı.
HAEMAL VERTEBRA [hemal omur] Hemal dikeni olan omur.
HAEMATOPHAGOUS [
HAEMATOPHAGY [hematofaj] Canlı hayvan kanıyla beslenen.
HAEMATOTHERMAL [sıcak kanlı, homoitermal, homoiyoterm] ® Homoiothermal (sıcak kanlı).
HAEMATOTHERMAL [sıcak kanlı] ® Warm-blooded.
HAEMOCYANINE [hemosiyanin] Yeşilimsi mavi boya maddesi.
Yumuşakçaların kanında O2 alınması ile
CO2’in atılmasında taşıyıcılık
yapan Cu çekirdekli madde.
HAEMOGLOBINE [hemoglobin]
Omurgalıların kanında bulunan ve O2
alınması ile CO2’in
atılmasında taşıyıcılık yapan Fe
çekirdekli madde.
HAGFISH [?] ® Myxinidae. ® Myxine glutinosa.
HAGFISH [çenesizler] ® Agnatha.
HAGFISHES [okbalığıgiller] ® Myxinidae.
HAIFA GROUPER [orfoz, pörtlek] ® Epinephelus haifensis.
HAIR CELL [saç göze, saç hücre] Mekanik algılayıcı
kılları olan göze (hücre). Titreşim ve basınç
kılların sinir hücrelerine elektrik sinyali göndermelerine neden
olur. Kılların bir yönde eğilmesi elektrik boşalmasına
neden olurken aksi yöne eğilme verilen elektrik uyarısının
azalmasına neden olur. Saç göze bu şekilde uyarı yönünü
belirler. Saç gözeleri (hücreleri) içkulakta ve balıkların yanal
çizgisinde bulunur.
HALCOCLINE [halkoklin]
Tuzluluğun ani değiştiği kuşak.
HALF SPENT FISH [kısmi yumurtlamış] ® Partially spawned fish.
HALF-LIFE [yarılanma ömrü] Radyoaktif maddelerin atomlarının
yarısının parçalanma süresi: Bu terim kirleticiler ve tarım
ilaçları için de kullanılmaktadır.
HALF-NAKED
HATCHETFISH [gümüşbalta balığı] ® Argyropelecus hemigymnus.
HALF-SMOOTH
GOLDEN PUFFERFISH [balon balığı] ® Lagocephalus spadiceus.
HALINE [halin] Tuzlu ya da tuz miktarıyla ilgili.
HALIOPLANKTON [halioplankton]
Tuzlusu planktonu.
HALO- [halo-] Tuz, tuzlu. Örnek; Halofil (halophilous)-Tuzlu ortamı
seven canlı.
HALOBENTHOS [halobentos] Deniz
tabanındaki hayvansal (fauna) ve bitkisel (flora) varlıklar.
HALOCLINE [haloklin] Deniz suyunda farklı iki tuzluluk tabakası
arasında tuzluluğun hızlı değiştiği
bölge.
HALOGEN [halojen]
Tuzyapar.
HALOLIMNIC [halolimnik]
Tatlısuda yaşamaya uyum sağlamış deniz
canlıları.
HALOPHILOUS [tuzsever, halofil] Tuzlu ortamı seven tercih
HAMMERHEAD [çekiçbalığıgiller] ® Sphyrnidae.
HAMMERHEAD SHARKS
[çekiçbalığıgiller] ® Sphyrnidae.
HAND FEEDING [elle
besleme] Akvakültürde bir balığın doğru
mikarda besin aldığını belirlemede kullanılan teknik.
HAND FISHING [elle
avcılık] 1-
Balığı el ya da ayakla toplamak, almak.
HAND FISHING [elle avcılık] 2-
Bulanık suda balığı elle tutmak, avlamak.
HAND GEAR [el donanımı] Irgat benzeri
aygıtların elle de çalıştırılabilmesi için
konulmuş donanım.
HAND LEAD [el
iskandili] Teknelerde elle derinlik ölçmede
kullanılan ucunda yaklaşık
HAND LIFT-NET [kepçe] Bir yere bağlı olmayan ve kol gücüyle
kullanılan bir cins kepçe yapılı av aracı.
HAND PICKING [elle toplama] Gel-git alanındaki çukurlarda
kalan balıkların elle alınması.
HAND STEERING [el dümeni] Elle basılan, basılabilen dümen.
HAND STRIPPING [sağmak] Yetiştiricilik amacıyla ve yapay döl
almak için olgunlaşmış (kızgın) balığın
karnının hafifçe sıvazlanmasıyla yumurta ve
atmığın boşaltılması.
HANDBOOK [el
kitabı] Canlıların
sınıflandırılması vb amacı olmayan fakat sahada
canlıları tanımlamak için kullanılan kitap.
HAND-HELD SCALE [el terazisi, seyyar manav terazisi] Hassas olmayan ve fakat
balığın ağırlığını sahada ölçmeye
yarıyan alet.
HANDLING [işleme]
Balığın büyütme, hasat etme, işleme, paketleme, saklama,
taşıma, dağıtma, pazarlama ve satış işleri.
HANDSPIKE [manivela] Ağır malzemenin bir tarafını
kaldırmak için kullanılan bir cins kama.
HAPLO- (prefix)
[haplo-] Basit, tek. Örnek; Haploid.
Eşeysel hücredeki tipik kromozom sayısı.
HAPLOMI (ESOCIFORMES) [tekomuzlular] Işınlıyüzgeçliler (Actinopterygii)
sınıfı, Protacanthopterygii üsttakımı, Esociformes
takımındaki Esocidae ve Umbridae ailelerini kapsar. Takım her
ailede 5 türden toplam 10 türü barındırır.
HARBOUR [liman] 1- Deniz araçları için
yanaşma yerleri olan korunaklı yapılar. ® Fishing harbour (barınak).
HARBOUR [liman] 2- Fırtınada
deniz araçlarının sığınabileceği küçük iç koy ve
körfezler.
HARD BOTTOM [sert taban] Irmak, göl, deniz
tabanının kayalık, kaba çakıllı, kumlu killi
kısaca sert olması.
HARD OVER [alabanda] Dümenin olabildiğince bir tarafa
basılması (kırılması).
HARD RELEASE [sert salma] Stoku desteklemek vb amaçla yeni ortama uyum
sağlanmadan balıkların bir yerden taşınarak ilgi yere,
alana salıverilmesi. ® Soft release (yumuşak salma).
HARD STONE [sert taş] Otolit. Balıkların kulakkapsüllerindaki
biyolojik kökenli kasiyum karbonat (CaCO3) olan aragonite kristallerinden
oluşan sert yapı.
HARD WATER [sert su] İçerisinde çok yüksek miktrada çözünmüş kalsiyum
(Ca) ve magnezyum (Mg) ihtiva
HARDNESS [sertlik]
1- Sudaki kalsiyum (Ca) ve magnezyum
(Mg) iyonlarının toplam miktarı.
HARDNESS [sertlik] 2- Sudaki kalsiyum (Ca) ve magnezyum
(Mg) iyonlarının konsantrasyonunun ppm ya da mg/l CaCO3
eşdeğeri olarak verilmesidir. Yumuşak sular 0-17; hafif
sert sular 18-60; orta sertlikte sular 61-120; sert sular 121-180 ve çok sert
sular 181< ppm ya da mg/l olarak sınıflandırılır.
Farklı ülkeler farklı derecelendirme kullanmaktadır.
İngiliz (clark) sertilik derecesi 14.3 ppm CaCO3; Amerikan
sertlik derecesi 17.1 ppm CaCO3 ve Fransız sertlik derecesi
10.0 ppm CaCO3 iken Alman sertlik derecesi 17.9 ppm CaO’tir.
HARDYHEAD SILVERSIDE [gümüş balığı] ® Atherinomorus lacunosus.
HAREM [harem] Erkek balığın,
üzerlerinde baskınlığını sürdürdüğü dişi
balıklar.
HARMFUL [zararlı] ® Detrimental.
HARPOON [zıpkın] Bir ucunda gerekli uzunlukta ip
bağlanmış olan uzunca bir sopanın diğer ucunda testere
dişli sivri demir olan ve elle ya da top benzeri bir düzenekle nişan
alınarak balığa saplanan bir cins yaralayıcı ve
öldürücü av aracı.
HARROW [tırmık] ®
Rake.
HARVEST [hasat] 1-
Belirli bir süreçte avlanan balıkların toplam sayısı ya da
ağırlığıdır. Tüketim hasadı.
HARVEST [hasat] 2-
Akvakültürde pazar boyuna ulaşmış balıkların havuzdan
alınmasıdır.
HARVEST CONTROL [hasat kontrolü] Stoktan, doğru oranda
balığın yumurtlayabilmesini (uygulanan avcılıktan
kurtulabilmesini) sağlayan, mesleki ve sportif
balıkçılığın uyması gereken düzenleme(ler).
HARVESTING CAPACITY [hasat kapasitesi] Balıkçılık
filosunun hasat kapasitesidir. Genellikle makine gücü, tonaj, tekne
büyüklüğü ve istihap haddi olarak verilir.
HATCH [kuluçka] Embriyonun yumurtadan
çıkması.
HATCH BOX [kuluçka kabı] Az sayıdaki balık
yumurtasının kuluçkaya alındığı kap.
HATCH COVER [ambar kapağı] Ambarı kapatan sağlam
ağır kapak.
HATCH MARK [kuluçka
halkası, kuluçka markası] Kurtçuk yumurtadan
çıktığında otoliti üzerinde oluşan halka.
HATCHERY [kuluçkahane, haçeri] Balık
yumurta ve kurtçuklarından genç balıkların elde edildiği kapalı ya da
yarı kapalı üretim yeri.
HATCHERY TRAY [kuluçka kasası] Balık yumurtalarının
kuluçkaya alındığı
dikdörtgen şeklinde içinden bolca su geçirilen, kasa
tabanının biraz üstünde süzgeçli ara tabanı olan yapay kasa.
HATCHING POND [kuluçka havuzu] Balık yumurtalarının kuluçkaya
alındığı havuz.
HAUL [çekim]
1- Bir ağ
ya da av aracını çekmek.
HAUL [çekim] 2- Tek
ağ çekiminde elde edilen av miktarı.
HAUL [çekim] 3- Tek
ağ çekimi.
HAUL SEINE [ığrıp] ® Beach seine.
HAULING LINE (MESSENGER, BOLO
LINE) [el incesi] Yanaşma ya da aborda
işlemlerinde bağlama halatlarını aktarmada kullanılan
ucunda ağırlık bağlı ince sicim.
HAWSER [çımacı,
palamarcı] İskelelerde gemilerin hareket ya
da yanaşmasında halat ucu uzatan, tutan, bağlayan, çözen
kişi.
HAWSER [palamar] ® Warp.
HAZARDOUS
SUBSTANCES [tehlikeli maddeler] İnsan
sağlığı ve çevre için tehlikeli olan, hastalık ya da
ölüme yol açabilen maddeler.
HEAD [baş]
1-
Balığın solungaç kapağı (operculum) ve zarı dahil
gövdeye bağlandığı kısma kadar olan kellesi.
Balıkların ensesi olmadığından baş doğrudan
gövdeye bağlıdır.
HEAD [baş, pruva] 2- Geminin ön kısmı. ® Bow.
HEAD CANAL (OCCIPITAL CANAL,
SUPRATEMPORAL CANAL) [baş
kanalı, okupital kanal] Balığın
başında yanal çizgiyle birleşen, yanal
çizginin baştaki uzantısı.
HEAD CANALS [baş kanalı] Balığın
başında yanal çizgiyle birleşen, yanal
çizginin baştaki uzantısı.
HEAD LENGTH [baş boyu] Başın ön uç kısmından
solungaç kapağının etsi ya da kemiksi kenarına kadar olan
mesafe. Cyclostomata ve Elasmobranchii’de birinci yüzgeç
yarığına kadar olan mesafe.
HEAD LINE [mantar yaka] ® Corkline.
HEAD ROPE (HEADLINE) [üsthalat] Trol ve gırgır tipi ağlarda kanatlar dahil
ağ kısmı ile yüzdürücülerin bağlandığı
halat. Mantaryaka halatı.
HEAD SPINES [baş dikenleri] İskorpitgiller (Scorpaenidae)
ailesi fertlerinin başında bulunan dikenler. Başın her iki
tarafında önden arkaya doğrudurlar. Farklı isimlerle
anılırlar. Örnek; Burundaki (nasal), gözün önüdeki (preokular), göz
üstündeki (supraocular), göz arkasındaki (postocular), kulak
hizasındaki (tympanic), başın üst kısmındaki (coronal)
diken olarak adlandırılır.
HEAD WIDTH [baş genişliği] Solungaç kapakları normal
durumda iken başın iki tarafında ölçülen en büyük mesafe.
HEADED [başsız]
Satış ya da diğer işlemler için başı
kesilmiş ya da kopartılmış balık.
HEADED AND GUTTED [başsız ve içorgansız] Bir nedenle,
örneğin dondurmak amacıyla başı kesilmiş ve
içorganları çıkartılmış balık.
HEADLINE [üsthalat]
® Head
rope.
HEALTHY STOCK [sağlıklı
stok] Üretim düzeyi yaşamalanıyla uyumlu olup hayatta
kalması değişiklikler çerçevesinde devam eden stok.
HEART [kalp] 1- Balıkların
kanını pompalayan organ. Balıklarda kalp şu parçalardan
oluşur: sinus venosus sağ ve sol toplardamardan gelen kanı
toplar, atrium kulakçık olup tek ve büyüktür, ventricle karıncık
olup kalın ve kaslıdır ve atardamara açılır, bulbus
arteriosis atardamarın genişlemiş başlangıç
kısmı olup atmaz (kemikli bl), conus arteriosis kıkırdaklı
balıklarda atabilme yeteneği olan atardamar
başlangıcıdır.
HEART [kalp] 2-
İki kanadı olan tuzağın kalp şeklindeki
kısmı. Balıklar bu kısımda tutuklanır.
HEAVE [vira] Irgat, vinç vb’nin sarma,
kaldırma yönününde kullanılması için verilen komut (vira, vira
böyle). ® Houling.
HEAVY
METAL(S) [ağır metal(ler)] Civa,
kurşun, kadmiyum ve çinko gibi atom ağırlıkları yüksek
ve canlılarda birikmeleri nedeniyle de tehlikeli özellikleri olan
metallerdir.
HECTARE [hektar] Onbin metrekare (
HECTO- (prefix) [hekto-] Yüz (100).
HECTOCOTYLUS [hektokotil]
Özel anlamda erkekten atmık keselerini
aldıktan sonra ayrılarak dişiye üreme amacıyla
yapışan koldur.
HECTOLITER [hektolitre] 100 litrelik ölçü.
HECTOMETER [hektometre] 100 metrelik ölçü.
HEDGE [çit]
Saz, çubuk vb’den yapılmış balıkları tuzağa
yönlendiren perde.
HEIGHT [ağız yüksekliği] ® Fishing height.
HEINCKE'S LAW [Heincke kuralı] Kısaca, büyük balıklar
derinde bulunur.
HELD WATER [siya] Tekneyi kürek çekerek geriye hareket ettirmek için
verilen emir (siya böyle).
HELI- (prefix) [heli-] Güneş. Örnek; Heliofil
(heliophilous)-Işıksever. Işıkta yaşamaya uyum
sağlamış bitki.
HELICOLENUS DACTYLOPTERUS DACTYLOPTERUS (BLACKBELLY ROSEFISH) [derinsu iskorpiti] Derintabansaldır
(batidemersaldır). 50-
HELIOPHILOUS [güneşsever, ışıksever, heliofil] Işıksever.
Işıkta yaşamaya uyum sağlamış bitki.
HELIOTROPIC [fototropizm]
® Phototropic.
HELIX [sarmal, heliks] Sarmal eğri.
HELOPHILOUS [bataklıksever,
helofil] Bataklığı tercih eden.
HEMI- (prefix)
[hemi-] Yarım. Örnek; Hemimetamorfoz
(hemimetamorphosis)-Yarım kalmış başkalaşma.
HEMICHORDATA (?) [yarımkordalılar] İkincilağızlılar
(Deuterostomia) süperkabi-lesinin bir kabilesidir. Enteropneusta,
Pterobranchia, Planctosphaeroidea sınıflarını kapsar.
Vücutları solucan şeklindedir. Kordalıların kardeş
grubu olarak kabul edilir. Kabilede 100 kadar yaşayan tür
bulunmaktadır. Sınıflandırmaları henüz
kesinleş-memiştir.
HEMICLONAL [hemi-klon] Bir kalıtsal malzemenin önce değişmeden
fakat sonra diğeriyle değiştirilerek kuşaklar arasında
aktarılmasını belirtir. Örnek: Poeciliidae ailesinden Poeciliopsis
monacha ve Poeciliopsis lucida önce hepsi dişi olan
Poeciliopsis monacha-lucida adlı hybrid kuşağı
üretirler. Bu hybrid monacha
kalıtsal malzemesine sahip haploid yumurtalar üretir. Lucida’ya ait kalıtsal malzeme dışlanır. Bu tek
cinsiyetli balık erkek lucida
ile çiftleştiğinde lucida
atmığı yumurtaya katılır ve bu kez monacha ve yeni lucida kalıtsal malzemesi oluşturulur.
HEMIPLANKTON [hemiplankton] Yaşam
döngüsünün yalnız bir kısmını plankton olarak geçiren
organizma.
HEMIRAMPHUS FAR (BLACKBARRED
HALFBEAK) [yarımgaga balığı, çomak
balığı] Göçmen
değildir. Tatlısu, acısu ve denizde kıyı
sularında bulunur. Boyu TL=45 cm olabilir.
Balıkçılığı vardır. Sürü oluşturur. Eti
lezzetlidir. Hint Okyanusu kökenlidir.
HENSEN [Hensen] ® Victor Hensen.
HENSEN NET [Hensen
ağı] Balık yumurta ve
larvalarının (ihtiyoplankton) toplanmasında kullanılan huni
şeklinde, ağzı daralan kasnak hunili, dar gözlü (~300-500m)
ağ.
HEPAT- (prefix)
[hepat-] ®
Hepato.
HEPATO- (prefix)
[hepato-] Karaciğerle ilgili.
HEPATOSOMATIC INDEX (HIS) [hepatosomatik gösterge, hepatosomatik indeks] Vücut ağırlığının yüzdesi
olarak karaciğer ağırlığı.
HEPTRANCHIAS PERLO (SHARPNOSE SEVENGILL SHARK) [yedi-yarıklı balık,
yediyarıklıcanavar, öküz balığı, boz camgöz]
TL=137-
HERBICIDE [bitkikıran,
bitki öldürücü] Zararlı ot ve benzerini öldüren (yok eden)
kimyasal.
HERBIVORE [otobur, otçul, otcu, dışbeslek, karşıberslek, herbivor]
Besin kaynağı olarak bitki tüketen (heterotrof) organizma.
Bitkilerle beslenen canlı.
HERBIVORE PRODUCTION [otobur üretimi, dışbeslek üretimi, karşıbeslek
üretimi, herbivor üretimi] Herbivor üretimi’de denir.
Dışbeslek canlılar bitkisel malzemeyi hayvansal malzemeye
dönüştüren canlı makinelerdir. Belirli bir zaman
aralığındaki hayvansal biyokitleye dışbeslek üretimi
denir.
HERBIVOROUS [otobur, otçul, otcu, dışbeslek, karşıbeslek, herbivor]
Bitkilerle beslenen hayvanlar. ® Herbivore (otobur).
HEREDITARY [kalıtsal]
Ana-babdan yeni kuşağa geçebilen özellikler.
HEREDITY [kalıtım]
Ana-babadan gelen özelliklerin yeni kuşağa geçmesi.
HERKLOTSICHTHYS PUNCTATUS (SPOTBACK HERRING) [benekli sardalya] Yüzücüdür
(pelajiktir) ve 0-
HERMAPHRODITE (MONOECIUS) [erdişi, erselik, hermafrodit] Hem erkek hem dişi
gameti oluşturabilen çift eşeyli (cinsiyetli)
canlı.
HERMAPHRODITISM [erdişilik, hermafroditizm] Bireyde aynı anda
yumurtalık ve erbezinin bulunması ve hem erkek hem de dişi
gameti oluşturabilme yeteneğidir. Cinsiyet bezlerinin aynı anda
çalışması gerekmemektedir. İşlevsel erdişilik
Cyprinodontidae, Sparidae ve Serranidae ailesi fertlerinde görülmektedir.
Cyprinodontidae ailesinden Rivulus marmoratus alışlagelmişin dışına çıkmakta ve
önce yumurta üretmekte ve sonra döllemektedir (kendisini dölleyen
erdişilik). Erdişilik balıkların dışında
birçok hayvan grubunda da görülür. Örnek; Yassısolucanlar, halkalısolucanlar ve
kabuklular’dan Cirripedia. ® Protogyre (protogir, tezdişilik). ® Proterandry (tezerlik, protandri).
HERRING [ringa] ® Clupea harengus.
HERRING RAKE [ringa yabası] Bir sopa ucuna
bağlanmış tarak gibi dişli av aracı.
HERRINGS [hamsigiller] ® Clupeidae.
HERTZ (Hz) [Hertz (Hz)] Alman fizikçi
Hertz'in adının verildiği uluslararası frekans birimidir.
HETERACANTH [heterakant]
Yüzgeçlerdeki (sırt yüzgecinin) sert
ışınlarının kalın-laşmış olup
bakışımsız olması ve sağa ve sola eğik
durması.
HETERO-