F [son güncelleme 09 Temmuz
2008]
F (abbrev.) [balıkçılık ölümü, avcılık ölümü
(F)] Balıkçılık ölümleri için eşdeğerli olarak
balıkçılık ölüm gücü (force of fishing mortality) ve üssi
katsayılı balıkçılık ölümü (exponential coefficient of
fishing mortality) terimleri de kullanılmaktadır. ® Fishing mortality (balıkçılık
ölümü). ® Fishing rate = Rate of fishing (avcılık
oranı). ® Instantaneous rate
of fishing mortality (anlık balıkçılık ölüm oranı).
f (abbrev.) [etkin balıkçılık çabası] 1- ® Effective fishing effort.
f.
(abrev..) [forma] 2- İç,
alt tür grubu. Örnek; Salmo trutta –
alabalık, Salmo trutta forma fario
- dere alası.
F0.1=F0.1 (abbrev.) [F0.1=F0.1]
F=0.1’de stok’a katılan birey başına (gram cinsinden)
düşen ürün modelinde kabaca stoktaki 100 balıktan 10’u (%10’u)
avlanıyor. F0.1’den daha büyük olduğunda daha fazla
balık avlanabilir ama bunun için çok daha fazla çaba harcanması
gerekir. Hem bu nedenle (ekonomik) hem de daha emniyetli tarafta bulunmak
(avcılık yapmak için mümkün olabilecek Fmax’da değil
de) çoğu TAC %10’a göre ayarlanmaktadır. Bu ayarlamayla daha çok
balık hayatta kalır, içgöçün (stok’a katılmanın)
gerçekleşmeme tehlikesi azalır, stok biyokitlesinin artması ve
daha az çaba ile aynı miktarda fakat daha iri balıkların
avlanması ve sonuçta yıldan yıla daha dengeli
balıkçılığın sürdürülmesi olanağı
sağlanmış olur.
FACIES [fasiyes] Bir türün ve ya da türler grubunun bulunduğu çevreye
uyum sağlama yönünden genel durumu ve yaşayış
tarzı.
FACTORY SHIP [fabrika gemi] ® Factory vessel.
FACTORY VESSEL (FACTORY SLIP) [fabrika gemi] Avcı bot(lar) ve diğer gemilerin
yaptığı av ile kendi yaptığı avı da
işleyerek mamül hale getirebilen gemidir. Balıkların
kafası kesilerek, iç organları alınarak, filetosu
çıkartılarak ya da bütün olarak dondurulduğu, bazen konserve
üretimi dahil artıkların balık unu ve yağına
dönüştürülerek işlendiği gemi.
FACULTATIVE [fakültatif] Zorunlu
olmayan. Tercihe bağlı.
FACULTATIVE
BACTERIA [seçenekli bakteriler, fakültatif bakteriler] Hem
oksijenli (örobik) hem de oksijensiz ortamda (anörobik) yaşayabilen
mikroskopik organizmalar.
FACULTATIVE PARASITE [seçenekli asalak] Seçenekli parazit. Asalak
(parazit) olma zorunluluğu olmayan ancak bazı durumlarda asalak
(parazit) olabilen asalak (parazit).
FACULTY OF FISHERIES [balıkçılık fakülteleri] Aslında
isimleri balıkçılık fakültesi olması gereken yüksek
öğretim kurumları Türkiye’de Su Ürünleri Fakültesi adıyla
anılmaktadır. Sayıları zamanla ve günümüzde de artmakta
olan üniversitelerde sucul organizma ve ortamla ilgili yüksek öğretim
kuruluşlarının da sayıları artmaktadır.
Anılan bu öğretim kuruluşları fakülteler ve enstitüler (® Institutes of Marine Sciences (Deniz Bilimleri
Enstitüleri) olarak ikiye ayrılmaktadır. Fakülteler ise
kendi içlerinde üç gruba ayrılmaktadır. Bunlar;
i) Su
Ürünleri Fakülteleri,
ii) Deniz Bilimleri Fakülteleri,
iii) Ziraat Fakülteleri ve
iv) Fen ya da Fen Edebiyat
Fakülteleri’dir.
Türkiye’de
mevcut Su Ürünleri (Balıkçılık) Fakülteleri ile Deniz Bilimleri
Fakülteleri şunlardır:
I- Su
Ürünleri Fakülteleri
- Akdeniz Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Çukurova Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Ege Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Fırat Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Gazi Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- İstanbul Üniversitesi -
Su Ürünleri Fakültesi
- Karadeniz Teknik Üniversitesi
- Rize Su Ürünleri Fakültesi
- Mersin Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Muğla Üniversitesi - Su
Ürünleri Fakültesi
- Mustafa Kemal Üniversitesi -
Su Ürünleri Fakültesi
- Ondokuz Mayıs Ünivertsitesi
- Sinop Su Ürünleri Fakültesi
- Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi - Su Ürünleri Fakültesi
-
Deniz Bilimleri Fakülteleri
- İstanbul Teknik
Üniversitesi - Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi.
- Karadeniz Teknik Üniversitesi
- Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi
- Ondokuz Mayıs
Üniversitesi - Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi.
FAD (abbrev.) [balık
yığıcı aygıt] ® Fish Aggregating Device (Fish Attracting Device).
FAECAL
COLIFORM ORGANISMS [dışkı organizmaları]
Hayvanların bağırsak-larında bulunan ve
dışkıyla atılan mikroskopik organizmalar. Örnek; Escherichia coli.
FAECES (FECES) [feses] Sindirilmiş ya da sindirilmemiş besin
artıkları, dışkı.
FAGINISM [fajinizm]
Düzenli kendi yavrusunu yiyen. Tatlısu levreği Perca fluviatilis besin
kıtlığı çektiği dönemlerde zooplanktonla beslenebilen
yavrularını yiyerek kendi yavrusu üzerinden alt beslenme
basamağından yararlanmakta, kendi besinini oluşturmaktadır.
FAIR WEATHER
[açık iyi hava] Güneşli, açık, bulutsuz anlamında iyi
havayı belirten deyim.
FAKE [roda] ® Rope coil.
FALL [sonbahar] ® Autumn.
FALL OVERTURN
[sonbahar karışımı] ® Autumn
turnover.
FALSE ANNULUS
[yalancı halka, sahte halka] Balıkların
sert aksamlarında görünen yavaş büyüme dönemine ait olup
yıllık halkaya benzeyen ya da büyümenin bir nedenle
yavaşladığı döneme ait olup yıllık halka olarak
değerlendirilmemesi gereken halka.
FALSE BOTTOM
[yalancı taban, sahte taban]
Derin dağılma tabakası. Yankı iskandillerinde
tabanmış gibi yankı veren orta derinlikte bulunan kuşak. Bu
kuşak bir çoğu gaz kabarcığı taşıyan
organizmalardan oluşmakta olup gece yüzeye yaklaşır, gündüz daha
derine iner.
FALSE EGG [yalancı yumurta, sahte yumurta] Dışkuluçkacı
(ağızda kuluçkalayan) sihlidgil (Cichlidae) ailesi erkek bireylerinin
anal yüzgeci üzerinde yumurtaya benzeyen bir leke bulunmaktadır. Bunu
gerçek yumurta sanan dişi, emince, erkek atmığını
bırakarak dişinin ağzındaki yumurtaları döllemektedir.
FALSE SCAD [kral balığı] ® Caranx rhoncus.
FAMILY [aile,
familya] 1-
Alt-aile üstünde ve süper-aile altındaki ulam.
FAMILY [aile, familya] 2-
Canlıların sınıflandırılmasında
kullanılan birim. Cinslerin toplandığı grup. Sonu –oidea,
–idae, -inae, -ini ile biten cins’in üstündeki grup. Ad belirtilerek
yapılan aile adının isimlendirmesinde cins adı belirteç
olur. Örnek: Salmonidae – alabalıkgiller’de belirtici cins adı Salmo
yer alır.
FAMILY [aile, familya] 3- Ortak
özellikleri nedeniyle bir araya getirilen cinsler topluluğu.
FANNING [yelpazelemek]
Yüzgeçlerin yumurtaların üstünde hareket ettirilmesiyle
havalandırılması ve çökellerin
uzaklaştırılması.
FAO (abbrev.)
[Gıda
ve Tarım Örgütü]
® Food and Agriculture
Organization.
FAR DISTANCE FISHERY [uzak mesafe balıkçılığı] 1- Türkiye’nin coğrafik konumu
açısından Akdeniz sular sistemi dışında (okyanuslarda)
yapılan balıkçılık.
FAR DISTANT FISHERIES [uzak mesafe balıkçılığı] 2-
Ulusal karasuları dışında, uluslararası sularda
(okyanuslar) yapılan balıkçılıktır. Bu faaliyet
avcı gemileri, işleme değerlendirme gemisi (fabrika gemi) ve
benzeri servisleri ve bir üs gerektiren balıkçılık
şeklidir. Bunda ileri gitmiş ülkelerin başında Japonya,
eski Sovyetler Birliği, ABD ve benzeri ülkeler gelmektedir.
FARM (RANCH) [çiftlik] Balık çiftliği. Balıkların kültürünün
yapıldığı, semirtildiği alan ya da yer.
FARM GATE PRICE [üretici fiyatı] Malın
(balığın) üretim yerindeki satış fiyatı.
FARM POND [çiftlik
havuzu] Zirai amaçlı kazılmış havuz. Aynı zamanda balık
kültürü ve boş zamanları değerlendirme
balıkçılığı için de kullanılmaktadır.
FASCICLE [fasikül]
Bir cildin ya da serinin ciltlenmiş kısmı.
FATHER OF ANGLING [oltacılığın babası] 1653
yılında yayınlanan "The Compleat Angler” – ‘Kusursuz
Oltacı’ isimli kitabın yazarı Izaak Walton’un (1593-1683)
lakabı.
FATHER OF ICHTHYOLOGY [ihtiyolojinin babası] Peter Artedi, (1705-1735). Eseri
Linnaeus tarafından düzenlenen ve kendi klasik eseriyle birleştirilen
Peter Arctaedius’un lakabı.
FATHOM [kulaç] 183 cm’lik uzunluk.
FATTENING POND [semirtme havuzu] Balıkların pazar boyuna ulaşana kadar
büyütüldüğü (tutulduğu) havuz.
FATTY EYELID
[yağlı göz kapağı] ®
Adipose eyelid.
FATTY FISH (OILY FISH) [yağlı balık] Dokularında yağ
miktarı yüksek olan balık. Genellikle dokular %2’den
fazla yağ ihtiva eder. Örnek; Clupeidae, Scombridae.
FAULT [fay]
Bir yanı yüksek, diğer yanı alçak yer
kırığı.
FAUNA [fauna]
Bir bölgedeki hayvanlar topluluğu. Hayvansal olanların bütünü.
Fcoll = Fcoll (abrev.) [Fçökme] Stok’u çökmeye götüren
balıkçılık ölüm payı (oranı).
FCZ (abbrev.)
[balıkçılığı koruma
kuşağı] ® Fishery Conservation Zone.
FEACES [dışkı]
Sindirilmiş besin maddelerinden arta kalan ve sindirim kanalından
dışarı atılan kısım.
FEASIBILITY FISHING [fizibilite balıkçılığı] Yeni bir
balıkçılığın ekonomik olarak uygulanabilirliğini
belirlemek için yapılan avcılık.
FEATHER STARS [deniz
laleleri] ® Crinoidea.
FEATURE [özellik] Canlıyı
diğerlerinden ayıran nitelik.
FECES [feses] ® Faeces.
FECUND [doğurgan] Çok döl verme yeteneği olan.
FECUNDITY (FERTILITY) [doğurganlık] Bir canlının üreyebilme
yetisi. Dişinin ürettiği olgun yumurta sayısıdır.
FECUNDITY-PER-RECRUIT [içgöçer başına
düşen doğurganlık, stok’a katılan başına
düşen doğurganlık] Toplam doğurganlık. Yani,
bir yıllığın ya da tertibin yaşamı boyunca
ürettiği yumurta sayısının yıllık ya da tertibin
başlangıç sayısına ya da bir stok’un bir yılda
ürettiği yumurta sayısının stoka katılan birey
sayısına bölünmesiyle elde edilen sayıdır. Sistem
durağan kabul edildiğinde bu değer çözümsel stoka katılan
birey (içgöçer) başına düşen ürün modelinden elde edilir.
FEE FISHERY
[ücretli balıkçılık] Kültürde
yetiştirilen balığın (genellikle alabalık) ücret
karşılığı avlanılmak üzere suya konulması.
FEED ADDITIVE
[yem katkı maddesi, katkı maddesi] Yem
hazırlanmasında besleyici değeri olmayan,
bağlayıcılar, boya, hormon, mikrop öldürücü ve benzerinden
oluşan kimyasal maddeler.
FEED CONVERSION EFFICIENCY [yem dönüştürme etkinliği] Oluşturulan balık
yeminin ete dönüştürülme ölçüsüdür.
FEED EFFICIENCY [yem etkinliği] Tüketilen birim yem başına
canlı ağırlık artışıdır. Kazancın
verilen yem miktarına bölünmesi şeklinde de hesaplanabilir ki buna
yenmeyen yemden (kayıptan) gelen hata katılmış olur. ®
Food efficiency.
FEED GAIN RATIO [yem kazanç oranı] Belirli bir ağırlık
artışını sağlamak için kültür
balıkçılığında kullanılan yem
miktarıdır.
FEED POND [yem
havuzu] Kültür işletmesinde yem (besin) üretimi için
kullanılan havuz.
FEED SELECTION [yem seçimi] Aynı anda farklı yemler verildiğinde
balığın seçtiği yem. Bu doğrudan
balığın yediği yemin gözlenmesi yoluyla
belirlenebileceği gibi, mide muhtevası ya da yenmemiş besin
maddelerinden de belirlenebilir.
FEED UTILISATION [besin kullanımı] Sucul kültürde kullanılan birim
yem başına olan ağırlık artışı.
FEEDING GROUND [beslenme alanı] Besinin olduğu ve
balıkların beslendiği bölge.
FEEDING GUILD [besinsel birlik, beslenme
birliği] ® Trophic guild (beslenme birliği).
FEEDING LEVEL [besleme düzeyi] Birim zamanda balığa verilen yem
düzeyi.
FEEDING RATE [besleme oranı] Akvakültürde belirli bir süre ve
zaman aralığında verilen yem miktarı.
FEEDING RATIO [beslenme oranı] Belirli bir süreçte tüketilen (yenen)
yemin ağırlığının vücut ağırlık
artışına bölünmesidir.
FEEDING TIME [beslenme zamanı] Balığın gün içerisinde
besin almada aktif olduğu zaman.
FEEDING VALUE [besin değeri] Akvakültürde bir besinin (yemin) besleyici
değeri.
FEEDY FISH [obur balık] 1-
Avlanmadan önce çok yem alarak karnı şişmiş balık. Çabuk
bozuldukları için uzun süre bütün olarak saklanamazlar.
FEEDY FISH [obur balık] 2-
Plankton patlamasından beslenen balık. Çabuk bozuldukları için
uzun süre bütün olarak saklanamazlar.
FELIX ANTON DOHRN [Anton Dohrn] ® Anton Dohrn.
FEMALE [dişi]
Yumurta üreten ya da yavru doğuran birey. İşareti ![]()
FEMINISATION [dişileştirme] Balığa erken gelişme
evresinde dişilik (örneğin oestradiol-17b) hormonlarının
verilmesiyle cinsiyetin doğrudan değiştirilmesidir.
Dişilerin geç olgunlaşması nedeniyle kültürcülerce semirtmede
tercih edilmektedir.
FENDER [usturmaça]
Gemi ile herhangi başka bir yapı arasına sürtünme ve vurma
şokunu emmesi için konulan oto lastiği, plastik ya da halattan
örülmüş balon, armut, ya da silindir şeklindeki yastık.
FERMENTATION [mayalanma, fermentasyon].
FERTILE [verimli] 1- Yeni döl
verme yeteneğinde olan.
FERTILE [verimli] 2- Üretimi geliştirme
yeteneğinde olan. Besin tuzlarınca zengin su ya da humusu bol toprak.
FERTILISATION [gübreleme] Akvakültürde suyun verimliliğini artırmak
(iyileştirmek) için doğal ya da yapay gübrelerin suya
atılması.
FERTILITY [doğurganlık]
® Fecundity.
FERTILIZATION
[döllenme] Yumurta ve
atmığın birleşmesi. Dişi ve erkek eşeysel
gözelerinin-hücrelerinin (yani göze çekirdeklerinin) birleşmesi.
FERTILIZERS [gübreler]
Bitkilerin büyümesini sağlamada kullanılan doğal ve yapay besin
bileşenleri. Hayvansal
dışkılar, kireçtaşı, alçıtaşı ile azot,
potasyum, fosfor ve sülfür bileşikleri.
FEZ (abbrev.) [balıkçılığa kapalı kuşak] ® Fishery
Exclusion Zone.
FH (fh) (abbrev.) [Fransız su sertliği] ® French hardness.
Fhigh=Fhigh (abbrev.) [Fyüksek] Gözlemlenen R/SSB’nin %10’u (R =
Stoka katılma ve SSB = Yumurtlayan stok biyokitlesi). Stok’a
katılmanın 10 yıl içerisinde balıkçılıktan
kaynaklanan ölümü (F) dengeleyemeyeceği düzeydir. Sömürmenin bu düzeyde
devam etmesi stokun azalmasına neden olur.
FIDDLE [iğne] ® Mending needle.
FIELD RESEARCH [saha araştırması] Balıkların
doğal ortamlarında incelenmesi.
FIELD WORK [saha
çalışması] Balıkların doğal
yaşam alanlarında avlanması ya da örneklenmesi.
FIFTY (ANCHOVY PERIODE)
[hamsin] Soğuk günlerin 31 Ocak – 21 Mart arasında kalan
50 günlük kısmına verilen ve kışın son günlerini
belirten eski tanımlama. Arapçada (50) elli anlamına gelmektedir.
Hamsin kelimesi genelde hasat ve meyveler bayramı kavramlarını
da içermektedir. Deniz balıkçılığı açısından
anılan 50 günlük dönemde hamsi balığının bolluğu
ile lezzetinin iyi olduğu kabul edildiği için
anlamlıdır.
FIG. (Fig.) (abbrev.) [Şek.] Şekil’in (figura)
kısaltması. ® Figure.
FIGHTING COLOUR [savaş boyası,
savaş rengi] Genellikle kendi mıntıkasını koruyan
erkek balığın aldığı renk deseni.
FIGURE [şekil] Biçim.
FILAMENTOUS [ipliksi]
İpliğe benzeyen uzantılar.
FILEFISHES [çengelçeneliler] 1- ® Plectognathi.
FILEFISHES [çengelçeneliler] 2- ® Tetradontiformes.
FILEFISHES [dikenliçütregiller] 3- ® Monocanthidae.
FILIFORM [sicimsi]
Sicime benzeyen, yuvarlak, ince ve uzun.
FILL SHORE (FILLING OF THE SHORE) [kıyıların doldurulması] Yağma
edilen yakın kıyı kesiminde yeni alanlar (yol, park vb) elde
etmek için deniz ve göl kıyılarının moloz, kaya vb malzeme
atılarak denize doğru doldurulması,
uzatılmasıdır. Bu yaklaşım başlangıçta cazip
görünse de doğal verimli alanların tahrip edilmesi gibi çok ciddi bir
sorunu da birlikte getirmektedir. Bir diğer sorun
anılan alanların yerleşime açılmasıdır.
Sağlam olmayan tabanın olası bir depremde en çok hasar görecek
kesim olacağı açıktır (bkz. San Fransisko). Birçok Belediye
çoğunlukla Bayındırlık Bakanlığıyla, ÇED
değerlendirmesi olmadan kıyıları doldurmayı
sürdürmektedir. Aslında burada kıymetli kıyısal ekosistemin
(doğa parçalarının) yitirildiği bir gerçektir. Doğu
Karadeniz’de yol genişletme ve yapımı faaliyetlerini de bu
çerçevede görmek gerektir.
FILLET [fileto]
Balığın vücudu boyunca, omura parallel kesilmiş, derili
ya da derisiz yan tarafı.
FILLING OF THE SHORE [kıyıların
doldurulması] ® Fill shore.
FILTER FEEDER [süzücüler, süzerek beslenenler] Sudaki besin maddelerini
(parçacıkları) süzerek beslenen organizmalar. Örnek; midye.
FIN [yüzgeç] Balıkların hareket etmesiyle ilgili kanat
şeklindeki dış organ.
FIN CLIP [yüzgeç kırpma] Markalama ve tekrar yakalama ya da
benzeri çalışmalar çerçevesinde bireysel balığı
işaretlemek amacıyla yüzgecinin ucunu ya da yüzgecin bir
kısmını belirli bir şekilde kesmek (kırpmak). ® Cutting fin rays (yüzgeçleri kesme). ® Piercing fin rays (yüzgeçleri delme).
FIN EROSION (FIN
ROT) [yüzgeç
aşınması]
Balık yüzgecinin bakteriyel hastalık (örneğin Pseudomonas, Aeromonas) ya da farklı nedenlerle renginin,
yapısının (doğal görünüşünün) değişmesi.
FIN FORMULA [yüzgeç formülü] Eski eserlerde sırt, karın, anüs yüzgeçleri
sayıları örneğin hamsi’de (Engraulis
encrasicholus ponticus D.12-15 ortalama 13.7 ışın=sırt
yüzgecinde 12-15 ışın bulunmaktadır), alabalık’da Salmo trutta labrax D IV 9-10 A III 8 ışın=sırt
yüzgecinde 4 dallanmış ışın genellikle de 9-10
dallanmış ışın; anüs yüzgecinde 3 dallanmış
ışın ve genelde 8 dallanmış ışın)
bulunur şeklinde verilmektedir.
FIN HEIGHT [yüzgeç yüksekliği] En uzun yüzgecin uzunluğu.
FIN MEMBRANE [yüzgeç zarı] Sert ve yumuşak
ışınları birleştiren ince zar.
FIN RAY(S) [yüzgeç ışını(ları)] Balıkların vücudunda,
yüzme, dönme, manevra yapma işlerinde kullandıkları vücuttan
dışa doğru uzanan zarlı yapılardır. Dikenli ve
yumuşak ışın olmak üzere iki kısma ayrılırlar.
Dikenli olan kemiğimsi olup ucu sivri ve batıcıdır.
Yumuşak olanlar esnektir. Sert ışınlar bazen ve
gerektiğinde balığın yaşının tayininde
kullanılabilirken yumuşak olanlar buna elverişli değildir.
FIN ROT [yüzgeç
aşınması, yüzgeç çürümesi] ® Fin erosion. ®
Tail rot.
FIN WHALE [fin
balinası] ® Balaenoptera physalus.
FINAL [son]
Gözlemciye göre bir olayın en son aşamasını, durumunu
tanımlar.
FINE-MESHED NET [dar gözlü ağ] Göz
açıklıkları küçük olan balık ağı.
FINFISH [gerçek balıklar] ® True fishes.
FINFISH EXCLUDER DEVICE [balık dışlayan araç] Balık avcılığında
yan av miktarını azaltmak için kullanılan araç. Çoğunlukla
karides trolcülüğünde kullanılmaktadır.
FINGERLING [parmakboy, fingerling] Cinsi olgunluğa
ulaşmamış, bir yaşından küçük, kabaca bir parmak
boyunda, ya da pazar boyuna ulaşmamış herhangi bir balık.
FINGERLING POND [parmakboy havuzu] Birinci
büyüme yılında, semirtme havuzuna konulmuş balık
yavruları.
FIORD [fiyort] ® Fjord.
FIREFISH [iskorpitgiller] ® Scorpaenidae.
FIRST FRY POND (FIRST REARING POND) [ilk yavru havuzu] Kuluçkahane aşaması ile
boylanma arasındaki semirtme havuzu.
FIRST REARING POND [ilk yavru havuzu] ® First fry pond.
FIRST-LEVEL CONSUMER [birincil tüketici] ® Primary consumer.
FISH [balık] 1- Yaşamları
boyunca solungaç solunumlu olup vücut sıcaklıkları ortam
sıcaklığında ve varsa uzantıları yüzgeç olan
canlılardır. Kolaylık açısından batrak, taşemen,
köpek balıkarı, vatozlar, sıçan balıkları da
balık olarak anılır. Balık tanımı dar anlamda
gerçek balıklar için kullanıldığı gibi geniş
anlamda avlanan yumuşakçalar, kabuklular, deniz memelileri gibi
omurgalılar ve omurgasız sucul canlılar için de
kullanılmaktadır. ® Gerçek balık.
FISH [balık]
2- Yemek için
kullanılan balığın eti.
FISH [balık]
3- Torpil
şeklinde gövdesi olan yapı.
FISH [balık] 4- Omurgalı sucul canlı. Solungaçla solunan ve
genel anlamda yumurtlayarak üreyen hayvandır.
FISH
[balıklar] 5- ® Pisces.
FISH AGGREGATING DEVICE (FAD) [balık
yığıcı aygıt] Doğal
ya da yapay yüzücü malzemenin deniz ya da okyanus yüzeyine
yerleştirilmesiyle oluşturan cezbedicilere denmektedir. Bu yüzücüler (cezbediciler)
genellikle çapa ile sabitlenmiş olup sürü oluşturan türlerin yüzen
malzemenin altında birikmesine (gölgelenmesine) ve avlanabilirliklerinin
artmasına neden olurlar.
FISH ALLERGY
[balık alerjisi] Bir
kısım insanda balık eti yemesi sonucu görülen tepkimedir.
Tepkime birkaç dakika ile birkaç saat içerisinde oluşabilir. Dil, dudak ve
boğaz şişmesi, ses kısılması, öksürük, burun
akması, kızarıklık, göz yaşarması, nefes
darlığı şeklinde kendisini belli eder. Boğazda
şişme ölüme yol açabilir. Bazen tepkime yalnız bulantı,
kusma, ishal ve kasılma şeklinde de olabilir.
FISH AND FLESH ORGANIZATION [Et ve Balık Kurumu
(EBK)] 1951’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla
oluşturulan bir iktisadi devlet kurumudur. Görevi, kasaplık hayvan ve
balık üretimini geliştirmek ve artırmak ve anormal fiyat
dalgalanmalarını önlemekti. Kurum, depolar yapar,
mağazalar zinciri kurar ve satış yerleri açardı.
Üreticilere kredi verir ve balıkçılık dahil ilgi alanına
giren araştırmaları desteklerdi. Kurumun 1970’li yıllardaki
mal varlığı 170 milyon dolar civarında olup 3.000 personel
çalıştırmaktaydı. Kurumun önce balıkla olan
kısmı elinden alındı ve dağıtıldı daha
sonra kurumun kalanı özelleştirilerek ortadan
kaldırıldı. Ancak hayvancılığın gerilemesi
üzerine bu kurum 2006’da yeniden kısmen canlandırılmaya
başlandı.
FISH ATTRACTING DEVICE [balık cezbedici
aygıt] ® Fish aggregating device, FAD.
FISH BLADDER
[sidiktoprbası] Balıklarda
sidiğin toplandığı torba.
FISH BOX [balık
kasası] Balıkların saklanması ve taşınmasında
kullanılan 15-
FISH CENSUS [balık
sayımı] Bir balık türünün belirli bir zamandaki
sayısını ve göreceli bolluğunu belirlemek için yapılan
çalışma.
FISH CHORUSING [balık korosu] Balıkların üreme
(yumurtlama) döneminde çıkardıkları ses.
FISH CULTURE
[balık kültürü] Balıkların
yumurtadan itibaren yapay üretimi ve izleyen semirtme aşaması ile
yalnız semirtme aşamasını kapsayan faaliyetlerdir.
FISH DIVERTER
[balık yöneltici] Hassas alanlara
örneğin hidroelekrtik santrallara balıkların girmesini
engelleyen elektrikli yönelticiler.
FISH EYE TRESHOLD VALUES OF
ILLUMINANCE [balık gözünün aydınlık
eşiği değerleri] Karanlıkta 10-7 ile
10-9 lux arasında ve parlak ışıkta da 10-1
ile 10-3 arasındadır. Kemikli balıklar (Teleostei)
ışıktaki değişikliğe yarım saate uyum
sağla-yabilirken keskisolungaçlılar (Elasmobranchii) bunu 2 satte
başarabilmektedirler.
FISH FARM [balık
çiftliği] Akvakültür yapılan kısım, alan.
FISH FENCE [balık
çiti, balık perdesi] Farklı malzemeden (ağaç,
çalı, saz vs) yapılmış olup balıkları sabit
ağlara – dalyanlara (bir tür balık labirentine) yönlendiren
yapılar.
FISH FINDER [balık
bulucu] Balığı bulmada kullanılan yankı
iskandili ya da sonar cihazı.
FISH FUNGUS [balık
mantarı] Çoğunlukla birarada tutulan balıklarda görülen
sucul mantar.
FISH GOOD(S)
[balık tanrı(sı)ları]
Değişik dönemlerde halklar ya da uygarlıkların balık
tanrıları: ® Atargis. ® Dagon. ® Ea. ® Fuxi. ® Oe ya da Oannes. ® Triton. ® Vishnu.
FISH GROWTH [balık
büyümesi] Ağaçlarda olduğu gibi yeni katmanın bir
öncekinin üstüne konulması ile gerçekleşen,
yaşamlarının ilk evresinde hızlı
yaşlılıkla giderek yavaşlayan sürekli bir olgudur.
FISH GUIDE [balık
klavuzu] Balıkları belirli bir yöne ileten her türlü
(ışık, hava kabarcığı, ses, eletrik vb)
yönlendirici.
FISH HANDLING
[balık işleme] Büyütme,
toplama, işleme, paketleme, saklama, taşıma, dağıtma,
pazarlama ve satış vb aşamalardır.
FISH HOOK [balık oltası] Geriye içe kıvrık dişi
olan bir tarafı uzun u ya da È
şeklinde kıvrılmış, uzun ucuna misina vb
takılmış balık avlamaya yarayan farklı boydaki bir tür
kanca.
FISH KILL [balık
katliamı] Kısa sürede balıkların ölmesi. Ölüm nedeni
çoğunlukla insan kaynaklıdır nadiren doğal nedenlerle
(kızıl gel-git, kirlilik, kuraklık ve kıtlıktan) ileri
gelir.
FISH LADDER
[balık merdiveni, balık asansörü] ® Fish lift.
FISH LEECH [balık sülüğü] Balık paraziti olan bir
halkalı solucan (Annelidae) üyelerine verilen ad. Doğada ve
balık semirtme havuzlarında sıkça rastlanır.
FISH LIFT (LIFT, FISH LADDER, LOCK) [balık asansörü, balık merdiveni] Baraj, bend
vb., yapıların bulunduğu yerlerde yukarıgöçer
balıkların bend ve barajın oluşturduğu yükseklik
farkını aşmaları ve su kaynağına doğru
ilerleyebilmeleri için oluşturulmuş basamaklı dar su arkı,
geçidi, yolu ya da asansörü.
FISH LOUSE [balık
biti] 1- Bir cins kabuklu (Crustacea) olan
balık biti (louse – çoğulu lice,) tatlısu
balıklarının da dış-asalağı olup
balıkların üstünde hareket ederek yaralar oluşturur.
Balıkta uyuşukluk, iştahsızlık, kansızlık,
huzursuzluk, sıçrama, sürtünme şeklinde kaşıma ve
aşırı sümüğümsü salgıya neden olur. Balık bitini yok etmek için
akvakültürde kullanılan ilaçların (teflubenzuron, cypermethrin ve
emamectin benzoate) istiridye, yengeç, istakoz, midye, tarak gibi canlılar
ile zooplanktonlardan Copepoda’ya da etki ettiği görülmüştür.
FISH LOUSE [balık
biti] 2-
Balıklarda görülen herhangi bir kabuklu (Crustacea- Branchiura)
dış asalak.
FISH MANURE [balık
gübresi] Üretkenliği artırmak ve iyileştirmek için
balık havuzuna gübre olarak konulan kurutulmuş ve öğütülmüş
balık.
FISH MARKET
[balık hali, balık pazarı,
balıkhane] 1- Üstü kapalı olup balıkların topluca
pazarlandığı yer.
FISH MARKET
[balık hali, balık pazarı,
balıkhane] 2- Balığın satıldığı,
genellikle üstü kapalı, saklama, depolama vb., yerleri olan alan, hal.
FISH MARKING
[balık markalama] Bireysel
balıkların tanınması için üzerlerine konulan özel
işaretlerin balık gövdesine takılmasıdır. Bu
işaretlerin doğada bulunmaması, kolay görünmesi, tiksinti
uyandırmaması, balığa ve deneyi yapana zarar vermeyecek
malzemeden olmasına dikkat edilir. Balığı işaretleme,
yüzgeç kesmek ve kırpmak, soğuk ve sıcak yakma, boyama
şeklinde de yapılmaktadır. Balıklarda ayrıca iç
işaret olarak özellikle kemik dokusuna yerleşen (oxy-tetracyclin) ve
radioaktif maddeler kullanılır. İç işaretli
balığa bir dış işaret de (marka da) konulur.
FISH MEAL [balık
unu] Kurutulmuş balık ya da balık
artıklarının gübre, hayvan yem katkısı ya da küçük
parçacık haline getirilmiş şekli.
FISH MILL [balık
çarkı] Sürü oluşturan balık kitlesinin halkamsı,
dairesel hareketi.
FISH MITE [balık
kenesi] Balığa yerleşen dış-parazit.
FISH OIL [balık yağı] Balık ya da balık
kısım ve artıklarından elde edilen yağ.
FISH PASS [balık
geçidi] Balığın geçebileceği düzenek.
Yukarıgöçer balıklar için balık merdiveni,
aşağıgöçerler için (çevre yolu gibi) yan geçit.
FISH PEN [balık
ağılı] İstenen balıkları tutmak ve
istenmeyenleri dışta bırakmak için kapalı sularda (havuz,
kanal vb) ağdan yapılmış çit.
FISH PEST [balık
vebası] Herhangi ölümcül salgın balık
hastalığı.
FISH POISONING [balık ağılama
(zehirleme)] 1- Suya kimyasal atılarak balığın
ağılanması (zeirlenmesi) ve sonuçta avlanması için
kullanılan madde. Doğal malzeme olarak ağılı (zehirli)
bitkiler kullanılmaktadır.
FISH POISONING [balık ağılaması (zehirlemesi)]
2- Ağılı
(zehirli) balığı yeme sonucu oluşan hastalık.
FISH POT [balık sepeti] Kafes şeklinde farklı
boy ve malzemeden yapılmış dar ağız ve daralan
boğaz kısmı olan yılan balığı, yengeç,
istakoz vb’nin avcılığında kullanılır
taşınabilir bir cins tuzak.
FISH POX [balık çiçeği] Bilinen en eski balık
hastalığıdır. Sazan kültüründe görülür. Hastalığa
Herpesvirus cyprinid neden olur.
Hastalık ayrıca sazan tümörü, deri tümörü (kanseri), sazan uçuklaması
olarak da adlandırılır. Deride değişiklik (lezyon) su
sıcaklığının kışın düşmesi
sonrası beyaz-süt rengi kabarcıklar şeklinde belirir. ® Cyprinid Herpes
Virus-I.
FISH PUMP [balık pompası] 1- Çok miktardaki küçük balığı (örneğin
hamsiyi) gırgır ağından taşıyıcı gemiye
aktarmak için kullanılan esnek borulu pompa düzeneği.
FISH PUMP [balık
pompası] 2- Bir
ışık kaynağı kullanarak balıkların
ışık çevresinde birikmesi ve biriken balıkların
güverteye alınmasında kullanılan emici pompa, alet.
FISH RACEWAY [kanalhavuz] Uzun, betondan yapılmış dikdörtgen
şeklinde olup bol su verilen ve birey sayısının oldukça
yüksek tutulduğu çoğunlukla alabalıklarda kullanılan kanal tipli havuz.
FISH RAKE [balık
tırmığı] Üzerinde set halinde kancalar (olta)
olan
FISH SCOPE [yankı
iskandili ekranı] Balık bulucu yankı iskandilinin katod
ışını tüpü.
FISH SCREEN
[balık perdesi] Balıkların
hidroelektrik santrallerinde türbinlere girmesini önlemek için konulmuş
koruyucu ve yönlendirici, yandan dolaştıran bir cins ağ, çit.
FISH SHELTER [balık sığınağı] Dal,
çalı çırpı, ya da betondan oluşturulmuş
korunaklı, daldalık ya da barınma cepleri.
FISH SILAGE
[sıvıbalık, balık
silajı, silaj] Çürüme, bozunma ve mayalanmayı önlemek için
asit katılmış ve
sıvılaştırılmış balık
artıkları. Hayvan yemi olarak kullanılır.
FISH SPEAR [balık mızrağı] 1- Balık tutmak için ucunda 3-5 sivri çatal bulunan
bir cins mızrak, zıpkın.
FISH SPEAR [balık mızrağı] 2- Poseydon ve Neptun’un 3 çatallı
zıpkını, mızrağı.
FISH STEW [aşlık
havuzu] Balıkların tüketim için canlı
tutulduğu küçük havuz.
FISH STICK [balık mızrağı] Tek uçlu sopa tipi
mızrak. ® Fish spear.
FISH STOCK [balık stok’u, birim stok] ® Unit stock.
FISH STORE [balıkçı
dükkanı] Balık satılan yer.
FISH TACKLE [palanga]
Torbadaki balıkların boşaltılmasında kullanılan (tek ya da çift dilli) makaralı düzenek.
FISH TANK [balık tankı] Balık ya da su ihtiva eden,
balıkları taşıma ve bir süre saklamada ya da akvaryum
olarak kullanılan farklı malzemeden üretilmiş çeşitli
büyüklükteki kap(lar).
FISH TRAP [dalyan] Balıkların göç yolu üzerinde kurulmuş
sabit tuzaktır. Örneğin Beykoz dalyanı.
FISH TUBERCULOSIS (TUBERCULOSIS, TB) [balık tüberklozu, balık veremi]
Mycobacteriaceae ailesinden Mycobacterium marinum ve Mycobacterium
fortuitum’un oluşturduğu
akvaryum balığı hastalığıdır.
Balıklarda uyuşukluk, iştahsızlık, zayıflık,
çökük karın, renk kaybı, çıban, yıpranmış
yüzgeçler, sarı ya da koyu yumrular görülür. Alabalıkgillerin
(Salmonidae) birey-lerinde dış belirtiler gözlenmeyebilir fakat öldürücü iç yara ve değişiklikler
oluşur. İnsana bulaşabilir. Antibiyotik ile tedavi edilir.
İleri aşamada tedavi mümkün değildir ve akvaryumun temizlenerek
mikropsuzlaştırılması gerekir.
FISH WASTE [balık
artığı] 1-
Avlanan fakat yemek için pazar değeri olmayan balıklar ile
balıkların işlenmesi sonucu arta kalan omur, baş, kuyruk,
iç organlar vb’ni ima eder. Artık malzeme balık unu üretimi ya da
diğer yan ürünlerin elde edilmesinde kullanılır.
FISH WASTE [balık
artığı] 2-
Balıktan yağın çıkartılmasından sonra geriye
kalan ve gübre olarak kullanılan kısmı.
FISH WATER [balık
suyu] 1- Bir
balığın belirli bir miktar suda bekletilmesiyle elde edilen su.
Bu su, yem olanın (yenenin) bulunmadığı,
yırtıcının yiyen/yenen davranışı ile
diğer bazı deneylerde kullanılır.
FISH WATER [balık
suyu] 2-
Balığın yaşayabileceği ya da
yaşadığı ve bulunduğu su kütlesi.
FISH WEAR (FISH WEIR) [balık
bendi] Balık havuzu oluşturmak için kurulmuş
bend, set, baraj.
FISH WEIR [balık
bendi] ® Fish wear.
FISH WHEEL [balık
çarkı] Akarsuya konulmuş ve akıntıyla dönen bir
çark olup çarkın pervanelerine ağlar gerilmiştir. Çark dönerken
avlanan göçmen balığı bir sepete bırakan düzeneği
vardır.
FISHABILITY [avlanabilirlik]
Avlanmaya uygun olanın miktar ve durumu.
FISHABLE [avlanabilir]
1- Yasal olarak
avcılığa açık olan.
FISHABLE [avlanabilir]
2- Avlanmaya
uygun, umut verici.
FISHABLE STOCK [avlanabilir stok] Stoğun
avlanmaya uygun olan parçası yani avcılık için yeterli miktar ve
kullanılan av aracıyla avcılığa elverişlilik
durumunu belirtir.
FISH-BEARING WATERS [balıklı su] Balık ihtiva eden göl, akarsu,
havuz gibi su kütlelerine verilen ad.
FISHBED [balıkyatağı]
Balık fosillerince zengin tabaka.
FISH-BLOCK [balık-palangası]
Ağır malzemeyi kaldırmada kullanılan palanga.
FISHER [balıkçı]
Balıkçılığa katılan kişi.
FISHERBOAT [balıkçı
teknesi] Balık avcılığında
kullanılan kayık, bot, tekne, gemi gibi deniz aracı.
FISHERIES OCEANOGRAPHY [balıkçılık oseanografisi] Görece yeni
bir bilim dalıdır. Balık stok ya da populasyonları ile
avdaki değişmeler ve çevresel olaylar arasında bağ ve
ilişki kurmaya çalışır. Bu yolla daha etkili ve ekonomik
avcılığın yapılmasına katkı sağlar.
Balıkçılık oseanografisinin kullandığı veriler
balıkçılık biyolojisinde üretilenden farklı değildir.
Fark, biyolojik bulgularla (av miktarları ile) çevresel olaylar
arasında ilişki kurulması amacında yatmaktadır.
FISHERIES REGULATION [balıkçılığın
düzenlemesi] Balıkçılık çabası ve toplam avın
kontrol edilmesi ve sınırlandırılmasıdır.
Türkiye’de uygulanmakta olan boy, tür, zaman, bölge, ağ göz
genişliği, tekne sayısı vb gibi her türlü
sınırlama balıkçılık düzenlemesidir. Gelecekte bunlara
TAC çerçevesinde tekne ve filo kotasının uygulanması
beklenmelidir.
FISHERIES-SENSITIVE ZONES [balıkçılığa
hassas kuşak] Mevsimsel olarak kışlayan
yukarıgöçer (anadromous) balıkların bulunduğu su kütlesi
ile kanal, bataklık, deniz kulağı ile kıyı ve
ırmak ağzı bölgeleridir.
FISHERMAN
[balıkçı] ® Fisher.
FISHERMAN KNOT [denizci düğümleri, gemici
bağları] Bir çeşit denizci
bağı. ® Mariner’s knots (denizci düğümleri).
FISHERMAN'S KNOT [balıkçı
düğümü] Halatların
iki ucunun birbirine bağlanması ve ya da bundan oluşan
düğüm. ® Mariner’s knots.
FISHERY (PISCARY) [balıkçılık] 1-
Balık avlama, üretme, besleme, satma vb faaliyetlerinin bütünü.
FISHERY (PISCARY) [balıkçılık] 2-
Balık ve balık avcılığı.
FISHERY ACOUSTICAL SURVEYS IN TURKEY [Türkiye’de balıkçılık akustiği
çalışmaları] Balıkçılık
akustiği çalışmaları yüksek freanslı ses dalgalarının
balıklara çarpıp geri dönmesi ve dönen yankının
şiddetinin ölçülmesine dayanır. Bu yöntemle Türkiye sularında
ilk kez 1972 yılında Karadeniz’de hamsi ve istavrit
stoklarının belirlenmesi çalışması bir FAO/UNDP
projesi çerçevesinde Losse ve Johannesson tarafından
gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalara,
meslekdaşlarımızdan daha çok sayın Faruk Kara
katılmıştır. Anılan bu çalışmadan 16
yıl sonra (1988) ODTÜ-Deniz Bilimleri Enstitüsü yine Karadeniz’de ikinci
bir balıkçılık akustiği çalışmasını
NATO-İstikrar için bilim (NATO-Science for Stability) programı
desteğinde gerçekleştir-miştir. Bunun da üzerinden şimdilik
yaklaşık 20 yıl kadar bir süre geçmiştir.
FISHERY BIOLOGY [balıkçılık biyolojisi]
Balıkbiliminde üretilen bilgiler ile zooloji, botanik, fizik, kimya,
matematik, istatistik gibi diğer bilim dallarında sucul ortamala
ilişkili olarak üretilen bilgileri kullanarak balık
topluluklarının (populasyon, stok) sayısal
miktarlarının yer ve zamana göre değişmelerinin
araştırılması ile bunların çevre ve avcılıkla
olan ilişkilerini ortaya koyan, ticari ve sportif
balıkçılıkta en iyi ürüne ulaşma yollarını
aramayla uğraşan uygulamalı bir bilim dalıdır.
FISHERY CALENDER [balıkçılık takvimi] ® Turkish fishery calender (Türkiye
balıkçılık takvimi).
FISHERY COMMISSION [balıkçılık komisyonu] Uluslararası
sulardaki canlı kaynakları korumak için düzenleyici önlemler koyan
uluslararası kuruluştur.
FISHERY CONSERVATION ZONE (FCZ) [balıkçılığı koruma
kuşağı] Kıyıdan 200 deniz mili açığa
kadar olan kuşaktır. Günümüzde bunun yerine daha çok Münhasır
Ekonomik Kuşak (Bölge) anlatımı kullanılmaktadır.
FISHERY DEPENDENT DATA [balıkçılığa bağımlı veri] Balık
ve balıkçılık konusunda mesleki ve sportif
balıkçılık verileri.
FISHERY DEVELOPMENT [balıkçılığı geliştirme] Balıkçılık
sektörünü teknik, sosyal, eğitim, sigorta, sağlık, idari vb gibi
yönlerden geliştirme, iyileştirme çaba ve
çalışmalarıdır.
FISHERY ECONOMICS [balıkçılık ekonomisi] Üretim,
dağıtım ve tüketim aşamalarına ait parasal (mali)
yönler.
FISHERY ECOSYSTEM PLAN [balıkçılık ekosistem planı] Sömürülen
stoklara ilişkin planlardan farklı ve bu planların aksine
balıkçılığı ekosistem düzeyinde ele alan plandır.
FISHERY EXCLUSION ZONE (FEZ) [balıkçılığa kapalı kuşak] Balıkçılığın
yasak olduğu kuşak (alan). Biyokitle artışına,
ortalama boyu daha büyük bireylerin yumurtladığı, komşu
alanlara (çevreye) stoku iyileştirici etkisi beklenen
sınırlı kuşak, alan ya da bölgedir.
FISHERY HIGH SCOOL [balıkçılık meslek lisesi]
Balıkçılık konusunda teknik eleman yetiştirmek
amacıyla İstanbul’da 1973’te Japonya ve Türkiye hükümet-lerinin
işbirliğiyle kuruldu. Kuruluş adı
“Balıkçılık ve Su Ürünleri Sanat Enstitüsü” olup bu ad 1975’te
değiştirlerek “İstanbul Denizcilik ve Su Ürünleri Meslek Lisesi”
yapılmıştır.
FISHERY INDEPENDENT DATA [balıkçılıktan bağımsız veri] Balık
hakkındaki bilgilerin bilimcilerin kendileri tarafından
toplandığı verilerdir.
FISHERY MANAGEMENT PLAN (FMP) [balıkçılık idaresi planı] Veri, veri
çözümle ile idari kural ve kısıtlamaları içeren, bilimsel idari
hedeflere ulaşmak amacıyla balıkçılık için
oluşturulan plan.
FISHERY MODEL [balıkçılık modeli] Balıkçılığın
durumunun gösterilmesinde kullanılan basitleştirilmiş ve
matematiksel olabilen sunum.
FISHERY MORTALITY RATE [balıkçılık ölüm oranı] Bir stoktan
balıkların ne kadar hızlı
alındığının ölçüsüdür. F>1.0 oranı çok yüksek
kabul edilmektedir. ® Fishing mortality (balıkçılık ölümü).
FISHERY POLICY [balıkçılık
politikası] Balıkçılığın kontroluyle ilgili
ticari, mali, sosyal, bilimsel vb kontrol önlemleridir.
FISHERY POTENTIAL [balıkçılık
potansiyeli] Kaynağı tüketmeden avlanabilecek balık
miktarıdır.
FISHERY PRODUCT [balıkçılık ürünü] Balıktan gelen herhangi
bir kalemi ifade eder. Genel anlamda memeliler ve kurbağalar hariç sucul
ürünlerdir.
FISHERY PROTECTION [balıkçılığı koruma] Balıkçılığı
teşvik ve koruma konusunda hükümetin duyurduğu düzenlemeler.
FISHERY PROTECTION VESSEL [sahil güvenlik botu] Balık avı ve
aracını (ağ) kontrol eden ve ulusal düzenlemenin uygulanmasını
sağlayan devriye botu, teknesi.
FISHERY RESOURCE [balıkçılık
kaynağı] Balıkçılık tarafından
kullanılan dal (cladus), kol (starin), cins (genus), tür (species), stok
(stock) ya da yaşam birlikteliğidir.
FISHERY STSTISTICS [balıkçılık istatistikleri] Balıkçılık ve stok tespitine yönelik
istatistiklerin bütünü.
FISHERY TECHNOLOGY [balıkçılık
teknolojisi] Balıkların yerini bulma, avlama, işleme ve
pazarlama cihazları ile bunların kullanımıdır.
FISHERY VESSEL [balıkçılık teknesi] Balık
avlamak için kullanılan her türlü bot, tekne, gemi ve benzeri deniz
araçları ile bu araçlara destek veren motorin gemisi,
taşıyıcı tekneler, dondurma ve işleme (konserve vb)
yapan ana (fabrika) gemiyi kapsayan anlatım şeklidir.
FISHERY WARS [balıkçılık savaşları] İkinci
Dünya Savaşı sonrasında (savaş süresince
avlanmamış balık stoklarının) balık
avcılığı çok bereketliydi. Savaştan sonra, savaş
öncesi alanlarda avlanan ülkeler yeniden, daha büyük, daha hızlı ve
güçlü teknelerle avcılığa başladılar. Ancak 1944’te
bağımsızlığına kavuşan İzlanda 1901’de
imzalanmış olan Anglo-Danimarka Konvensiyonu’ca konulmuş olan
kıyıdan 3 deniz mili açığa olan hükümranlık
sınırını geçersiz saydı. İki yıllık
geçiş süresinden sonra İzlanda hükümranlık alanını
1950’de 4 deniz miline çıkardı. 1954-1957 döneminde İzlanda
sularındaki avın %16 oranında azalması kıyısal
hükümranlık sınırının 1958’de 12 deniz miline
çıkartılmasına yol açtı. Bu gelişmeyi İngiltere
nota vererek protesto etmiş ve bu gerginlik süreci morino
savaşları ‘cod wars’ adıyla basında yer bulmuştur.
İspanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Danimarka ve Fed. Almanya
İngiltere’ye destek vermişlerdir. Ağustos 1958’de İngiltere
hariç diğer ülkelerin balıkçılık gemileri 12 deniz mili
sınırının dışına
çıkmışlardır. İngiltere bölgeye savaş gemileri
sevk etmişsede 1961’de 12 deniz mili sınırını kabul
etmiştir. On yıl sonra 1971’de İzlanda denize doğru olan
ilgi ve alaka kuşağını 1972’den geçerli olmak üzere 50
deniz miline çıkartmıştır. AB üyesi İngiltere ve Fed.
Almanya durumu protesto ederek uluslararası mahkemeye başvurmak
istemişlerse de İzlanda alınacak mahkeme kararına
uymayacağını duyurmuştur. Bu ikinci savaş kısa
süreli olmakla birlikte ilkinden çok tehlikeliydi. Çünkü İzlanda sahil
güvenlik teşkilatını geçen sürede güçlendirmişti. İzlanda
ayrıca dip trol ağını çeken teknelerin çelik tellerini
kesme tekniğini geliştirmişti ki bu yolla bir yıllık
gerginlik ve savaş süresince 69’u İngiltere ve 15’i Fed. Almanya
olmak üzere toplam 84 trol teknesine ait ağın denizde kalmasına
yol açmıştır. İngiltere bu kez bölgeye İzlanda
gemilerini engellemek ve kendi balıkçı gemilerini korumak ve tellerin
kesilmesini önlemek için romörkör tekne sevk etmiştir. Ancak 1973’te
İzlanda sahil güvenliği ateş açmıştır. İngiltere bu kez savaş gemilerini
bölgeye göndermiştir. İzlanda karşılık olarak
İngiltere’nin NATO çerçevesindeki uçuşlarına yasak koyarak cevap
vermiştir. Elli deniz millik sınıra rağmen İzlanda
sularındaki balık miktarı azalınca hükümranlık
kuşağı 1975’te İzlanda tarafından bir kez daha
artırılarak 200 deniz miline çıkartılmıştır.
Böylece İngiltere ve Fed. Almanya İzlanda ile bir kez daha
savaşır duruma gelmişlerdir ki bu da hafızalara üçüncü
balık savaşı olarak yerleşmiştir. İzlandanın
200 deniz millik sınırının genel kabul görmesi üzerine
birçok ülke 200 deniz millik kuşağı kendi ilgi alanı olarak
ilan etmiştir. ®
Territory (hükümranlık alanı). ® Exclusive Fishing Zone (münhasır
balıkçılık bölgesi). ® Exclusive Economic Zone (münhasır
ekonomik bölge).
FISHERY-INDEPENDENT [balıkçılıktan
bağımsız] Bilginin özelliğini vermektedir.
Örneğin stok bolluğu göstergesinin bir araştırma gemisi
kullanılarak mesleki balıkçı verileri kullanılmadan elde
edilmesi ve bu yolla mesleki balıkçılıktan gelebilecek hata
payının ortadan kaldırılması hali vb gibi durumu belirtir.
FISHES
[balıklar] ® Pisces.
FISH-FEED [balık yemi] İnce toz ve kaba tanecik olarak balık
unu ve yağından hazırlanmış ticari balık yemleri.
FISHGIG [balık
kancası] Balığa saplamada kullanılan ucu sivri,
kancalı mızrak.
FISHHOOK [olta] ® Angle.
FISHING AREA [av alanı] Genel anlamda avın elde edildiği özelde
ise mesleki ticari balıkçılığın
avlandığı pelajik ya da bentik bölgedir.
FISHING BANN [av yasağı] Avcılığı
düzenlemek amacıyla getirilen her türlü sınırlamadır.
FISHING BOATS [balıkçı tekneleri] Balıkçılıkta
kullanılan teknelerdir. Özellikleri ya da tipleri yönlerinden
3’e ayrılırlar. Bunlar, i) taka, ii) çektirme, iii) alametro’dur.
Taka ahşap olup kıç kısmı aynalıdır. Çektirme de
ahşap olup başı dolgun, kıçı narin yapılıdır.
Yük taşımada kullanılır. Alametro ise
modernleştirilmiş taka tipli teknedir.
FISHING BY FOOT [toplayıcılık] Alet kullanılmadan yapılan
balıkçılık. Genellikle gel-git alanlarında kalan
canlıların elle toplanması.
FISHING CAPACITY [balıkçılık kapasitesi] 1- Kısaca kapasite olarak da
kullanılmaktadır. Belirli bir sürede (bir yıl ya da sezonda)
balıkçılık birimi (yani tekne, filo, birey ya da topluluk)
tarafından avlanan balıkların miktarıdır.
FISHING CAPACITY [balıkçılık yeteneği] 2- Bir yıl ya da sezonda birey, topluluk, tekne ya da
filo gibi balıkçılık birimlerince alınabilecek
(avlanabilecek) balıkların miktarıdır. Burada avlanan
miktar değil, avlanabilecek miktar, örneğin filonun gizil gücü
(potansiyeli) kullanıldığında elde edilebilecek en yüksek
ürün (av) anlaşılmak-tadır.
FISHING CAPACITY [balıkçılık yeteneği] 3- Çaba ve avı üreten sermaye.
FISHING CAPACITY [balıkçılık yeteneği] 4- Bir geminin büyüklüğü ve özelliği.
FISHING COMMUNITY [balıkçı topluluğu] Ağırlıklı
olarak balık avcılığı ve işlenmesine
bağımlı topluluk.
FISHING DEPTH
[av derinliği] Balığın
avlandığı derinliktir.
FISHING EFFICIENCY [av etkinliği] Avlanan balıkların av
alanındaki balıklara oranıdır.
FISHING EFFORT [av gücü, avlama gücü] 1-
Belirli bir av ya da ürünün elde edilmesi için harcanan güç ya da çabadır.
FISHING EFFORT [balıkçılık çabası, çaba] 2- Av gücü.
FISHING FLEET
[balıkçılık filosu] Bir
ülkedeki balıkçı tekneleri ya da aynı av aracını
kullanan teknelerdir (örnek, gırgır filosu).
FISHING GEAR [av aracı, balıkçılık aracı] Balık
avcılığında kullanılan araç, alet (solungaç
ağı, çapari, gırgır ağı, ortasu ağı,
trol ağı, mızrak vs). Buna tekne, gemi dahil değildir,
katılamaz.
FISHING GROUND [balıkçılık alanı]
Balıkların bulunduğu, toplandığı ve
balıkçılığın (avın) iyi olduğu kesim.
FISHING HARBOUR [barınak]
Genellikle küçüklü büyüklü balıkçı tekneleri için yanaşma
yerleri olan korunaklı küçük limanlar. ® Liman.
FISHING HEIGHT [ağız yüksekliği] Trol
ağının ağzı açıkken mantar yaka ile kurşun
yaka arasındaki dikey mesafesi.
FISHING INDUSTRY [balıkçılık endüstrisi] Sportif
amaçlı ve ihtiyacını karşılayacak düzeydeki
balıkçılıktan mesleki (ticari) balıkçılığa
uzanan, hasat, işleme ve pazarlama faaliyetlerini içine alan sektörlerdir.
FISHING INTENSITY [av yeğinliği, balıkçılık erki] 1- Etkin çaba yani
balıkçılığın etkinliği (balıkçılık
çabası).
FISHING INTENSITY (f) [av yeğinliği,
balıkçılık erki (f)] 2-
Birim alan başına düşen çabadır. Bu F=q(f/A) denklemindeki
balıkçılık ölümüyle orantılı olmalıdır.
Burada f/A av yeğinliği yani çaba/alan ve q ise avlanabilirlik
katsayısıdır.
FISHING LIGHT [avcılık ışığı] Bir teknenin
avcılık yaptığını (manevra kabiliyetinin
düşük olduğunu) gösteren ve yasal olarak yakılması gereken
ışık.
FISHING LINE [misina] Yapay maddeden değişik
kalınlıkta tek kat çekilmiş ip.
FISHING MORTALITY (F) [balıkçılık
ölümü, avcılık ölümü (F)] 1- Bir stokta
balıkçılıktan kaynaklanan ölüm oranıdır. F=0’da
stoktan hiç balık avlanmıyor; F=0.2’de stoktaki balıkların
%18’i avlanıyor; F=0.5’de stoktaki balıkların %39’u
avlanıyor; F=1.0’de stoktaki balıkların %63’ü avlanıyor
demek olup bazen F>1.0 olabilir. Bir diğer anlatımla; F=%10’da
stokun başlangıç ağırlığının 1/3‘ü
geride kalır. F=%25’de stokun başlangıç ağırlığının
yarısından biraz fazlası geride kalır ve F=%50’de ise
stokun başlangıç ağırlığının %20’si
geride kalır.
FISHING MORTALITY (F) [balıkçılık ölümü, avcılık ölümü (F)] 2- Balıkçılık
yoluyla bir stoktan avlanan balık ve bunun getirdiği ölümdür.
Balıkçılık ölümü genellikle bir yılda ölenlerin yüzdesi
olarak verilmekle birlikte anlık ölüm olarak da verilebilmektedir.
Balıkçılık ölümü F=0’dan (hiçbir avcılık yok) F=1.5
hatta F=2’ye kadar çok yüksek (yani avcılık sezonu
başlandıcında mevcut olan balıkların 1.5 ya da 2
katı avlandığını gösteren) değerler alabilir. Bu
aşırı durum ancak hamsi gibi hızlı büyüyen, kısa
ömürlü balıklarda söz konusudur. Balıkçılık ölümünün
çoğu ağ içerisinde olur fakat bazı balıklar öldürüldükleri
halde avlanmamış, diğer bır kısım ise ıskartaya
ayrılmış olabilir. İdarece avcılığın
sınırlandırılması balıkçılık ölümünün
kontrolüdür.
FISHING MORTALITY (F) [balıkçılık ölümü, avcılık ölümü (F)] 3- Balıkçılık
(avcılık) faaliyeti sonucu balık ölümüdür. ® Mortality (ölüm).
®
Total mortality (toplam ölüm). ® Natural mortality (doğal ölüm).
FISHING PATTERN [balıkçılık
kalıbı] 1- Balıkçılık ölümünün yaş
gruplarına göre dağılımıdır.
FISHING PATTERN [balıkçılık şekli] 2- Balıkçılığın
yapılış tarzıdır.
FISHING PERIOD [avcılık dönemi, balıkçılık dönemi]
Avcılığın yasaklanmadığı süreç ya da bir
türün avlandığı zaman sürecidir.
FISHING PLACE [avlak] 1- Av
alanının bulunduğu coğrafi yer, alan.
FISHING PLACE [avlak] 2- Balık
avcılığına uygun yer, alan.
FISHING POWER [av
gücü, avlama gücü, balıkçılık gücü] 1- Belirli bir süreçte bir teknenin ya da av aracının
belirli sıklıktaki bir stoktan avladığı
miktardır. Büyük teknelerin yani motor gücü daha büuük teknelerin daha çok
balık avlama yeteneği vardır. Buna bağlı ve koşut
olarak teknede kullanılan teknolojinin geliştirilmesi (yankı
iskandili, balık bulucular, GPS, sonar, ağ vinci vs) av gücünü
artırır. ® Fishing effort.
FISHING POWER [av gücü, avlama gücü,
balıkçılık gücü] 2- Av aracının avladığı miktarın
aynı koşullarda çalışmış standard aracın av
miktarına bölünmesidir. ® Fishing effort.
FISHING PRESSURE [avcılık baskısı, balıkçılık
baskısı] Birim alan (örneğin
FISHING RATE
[avcılık oranı] Avlanan balık
sayısının stoktaki balık sayısına
oranıdır. ® Fishing mortality (balıkçılık
ölümü, avcılık ölümü).
FISHING REGION [balıkçılık bölgesi] Balıkçılığın
olduğu, yapıldığı geniş alan.
FISHING REGULATIONS [balıkçılık düzenlemeleri] Bir türü ve
yaşadığı çevreyi korumak için konulan önlemler (örnek,
yumurtlama döneminde avcılık yasağı). ® Fisheries
regulation (Balıkçılığın düzenlemesi).
FISHING RIGHT
[av hakkı] Toplam izin
verilebilir avın-TAC’ın bir kısmını avlama
hakkını ifade eder. Tekne ya da diğer özel ekipman kullanarak,
balıkçılık düzenlemesi ve idaresi planında öngörülen
doğrultuda, TAC’dan belirli miktarda pay alma (belirli bir miktarı
avlama) hakkıdır.
FISHING
ROD [olta] ® Angle.
FISHING SEASON [av mevsimi] 1- Belirli bir av aracıyla belirli balıkların
yıl içerisinde avlandığı zaman.
FISHING SEASON [av mevsimi] 2- En iyi
avın beklendiği mevsim.
FISHING SPREAD [ağız genişliği] Trol
ağının yatay açıklığı.
FISHING SUCCESS [av başarısı] Av/çaba (C/f).
FISHING TIME [av süresi] 1- Verimli avcılık için denizde geçirilen süre.
FISHING TIME [av zamanı] 2- Yılın, ayın, günün avcılık için
harcanan kısmı.
FISHING UNIT [avcılık birimi] Bağımsız avlanabilen,
alet, işlem ve kişilerden oluşan bütün.
FISHING VESSEL [balıkçı teknesi]
Beş tonun üstünde olup herhangi bir şekilde
balıkçılığa katılan deniz aracı.
FISHING WATERS [balık suları] Oltacılık ya da ticari
balıkçılık için kullanılan sular.
FISHING WITH ANGLE [oltacılık] ® Angling.
FISHING ZONE [balıkçılık kuşağı] 1- Bir
ülkenin kıyısında olup yerli ve yabancıların
balıkçılık kaynaklarını kontrol ettiği, 200 deniz
miline kadar uzanan, değişken genişlikteki deniz alanı.
FISHING ZONE [balıkçılık kuşağı] 2- Kıyıdan uzaklığı
200 deniz miline kadar uzanan, kıyıdar ülkenin
kaynaklarının kullanımını kontrol ettiği deniz
kesimi.
FISH-LURE [zoka] Yapay yemli bir çeşit balık iğnesi, olta.
FISHMEAL [balık
yemi] Kültür balıkçılığı ve hayvan
besiciliğinde kullanılan proteince zengin olup balık ve
balık yan ürünlerinden elde edilen besin.
FISHNET [balık ağı, ağ] 1- İpliğin düğümlenmesi ile elde edilen ve
balık avcılığında kullanılan file tipinde büyük
araç.
FISHNET [balık
ağı, ağ] 2- Balık avlamada kullanılan ağ.
FISH-POND (FISHPOND) [balık
havuzu] İçinde balık saklanan tatlısu havuzu.
Balıkların ticari amaçlı tutulduğu havuz.
FISHWAY [balık yolu] ® Fish lift.
FISHWORM [balık
kurdu] 1-
Asalak balık kurdu.
FISHWORM [balık
kurdu] 2-
Balık avlamak için oltaya takılan solucan.
FISTULARIA
COMMERSONII (BLUESPOTTED CORNETFISH) [kornet balığı] Kıyısal alanın
yumuşak zemininde bulunur. Boyu TL=160 cm olabilir. Ticari
balıkçılığı önemsizdir. Kişisel ihtiyaç için
avlanır. Mercan resifleri alanında 0-
FISTULARIIDAE (CORNETFISHES) [hortumağızlıgiller] Actinopterygii-Işınlıyüzgeç-liler
sınıfı, Syngnathiformes takımının bir ailesidir.
Beş türün bulunduğu Fistularia
cinsini kapsar. İnce uzun balıklar olup tropik ve alttropik sularda
bulunurlar. Boyu 2 m’ye ulaşanları vardır. Burun çok uzundur.
Çatal kuyruk yüzgeçlidir. Sırt ve anüs yüzgeçleri
ayrılmıştır. Daha çok kıyıda ve mercan resifleri
kesiminde yaşarlar. Ticari balıkçılıkları önemsizdir.
FIVE
POINTED FISHING HOOK [çarpma] Balık sürüsü içerisinden hızla çekilen
iğneli balık tutma aracı. Daha çok tatlısularda
kullanılır. Balıkları yaralaması ve her
yaraladığını tutmaması nedeniyle kullanılması
yasaklanmıştır.
FIVE YEARS DEVELOPMENT PLANS [beş yıllık kalkınma planları]
Planlı kalkınma yaklaşımı 1960’lı
yılların başında önem kazanmış ve Birinci
Beş Yıllık Kalkınma Planı 03.12.1962’de
oluşturulmuştur. Planlı kalkınmayla ekonomik ve sosyal
gelişme bir bütün olarak görülmüş ve buna 5’er yıllık
kalkınma süreçleriyle ulaşmak istenmiştir. Kalkınma
planlarıyla ki bunlar özel ihtisas komisyonu raporlarına
dayatılmıştır gelir dağılımının,
sosyal güvenliğin, nüfus artışı, iç göç, kentleşme,
sağlık, konut, çevre gibi konularda adaletli gelişme ana hedef
olarak ele alınmıştır. Plan hedefelerine ulaşma ulusal
politika olarak kabul edilmiştir. Ne yazık ki uygulamada planlarda
konulan hedeflere eksiksiz ulaşılamamıştır. Bunun da
ötesinde planlı dönemlerde gerçekleştirilen ortalama %5’lik gelir
artışı topluma adaletli
dağıtılamamıştır. Beşer yıllık
planlardan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan
(1963-1967) 2001-2005’i de içine alan dönemde 8 adet plan
hazılanmıştır. IV. Beş Yıllık Kalkınma
Planı’na kadar “Su ürünleri Özel İhtisas Komisyonu” adı
altında hazırlanan özel ihtisas komisyonu raporları V. Beş
Yıllık Kalkınma Planı döneminden itibaren “Su Ürünleri ve
Su Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu” adı altında
gerçekleştirilmiştir. 2006’da AB’ye uyum çerçevesinde 5’er
yıllık planlar kaldırılmıştır. Yedi
yıllık olan Dokuzuncu Kalkınma Planında bu ad
Balıkçılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu’na
dönüşmüştür.
FIVE-SPOTTED
WRASSE [bıldırcınçırçırı
balığı, çırçır balığı, ot
balığı] ® Symphodus roissali.
FIXATION [tespit,
fiksasyon] Organizmanın bozunmasını önlemek için bir
kimyasala alınması.
FIXATIVE [fiksatif]
Tespit edici ve koruyucu madde.
FJORD (FIORD) [fiyort] Denizin dik yamaçlı
dağlar arasından karaya doğru uzun, derin, dar
uzantısı.
FL (abbrev.)
[çatal
boy] ® Fork length.
FLAG [bayrak,
sancak, bandıra] Bayrak
ya da flama. ® National flag.
FLAGELLATA (FLAGELLATES) [kamçılılar] Birgözeliler-birhücreliler (Protozoa)
aleminin bir sınıfıdır. Mikroskopiktirler. Birgözeli
(birhücreli) gerçek çekirdekli, hareketi için bir ya da birkaç kamçı
kullanan ilkel canlılardır. Kamçılılar kısmen
dışbeslek (heterotrof) kısmen de kendibeslektirler
(ototrofturlar). Bir kısmı ise bu iki beslenme şekillerinden
birinden öbürüne geçebilirler. Önceleri hareket ettikleri için hayvanlar içerisinde
yer verilen kamçılılar günümüzde ne hayvanlara ne de bitkilere
katılmaktdırlar. Farkı kirlilikteki sularda farklı
kamçılı gruplarına rastlanmaktadır. Tek, asalak ya da
çürükçül yaşarlar. Tek yaşayanlarda klorofil bulunur. 10 kadar
takımı vardır. Yaygın bilinen birkaç cinsi
şunlardır: Euglena, Noctiluca, Trypanosoma, Trichomonas,
Volvox.
FLAGELLATES
[kamçılılar] ® Flagellata.
FLAGELLUM (WHIP) [kamçı] Çoğunlukla birgözelilerin hareket etmesine yarayan
ipliksi uzantı.
FLANK [böğür]
Balığın yan tarafı.
FLASH FLOOD [ani
sel] Yoğun yağışların neden
olduğu, hızlı gerçekleşen su baskını ve
taşkınlardır.
FLAT FISH(ES)
[yassı balık(lar)]
Genelde bilinen oval şekilleri değişerek
yassılaşmış balıklar. ® Bothidae (yanyüzerler).
® Pleuronectidae (yanyüzergiller).
FLATHEAD
MULLET [paçoz balığı, kefal, haskefal, topan, topbaş, koklan,
avrita balığı, topan kefal] ® Mugil cephalus.
FLATSNOUT
GOBY [sarı kayabalığı,
yassıbaşkaya balığı, kayabalığı] ® Neogobius platyrostris.
FLEET [ağ seti] 1- Batarya.
Yan yana dizilmiş olan neslerin oluşturduğu bütün. Örneğin
solungaç ağları seti.
FLEET [filo]
2- Belirli
bir balıkçılığa yönelmiş tekneler grubu.
FLEET STATISTICS [filo istatistiği] Filonun balıkçılık
(avcılık) yeteneğini ölçmek ve izlemek için kullanılan
veriler.
FLESH FIN
[yağ yüzgeci, adipoz yüzgeç] ® Adipose fin.
FLOAT [şamandıra] ® Buoy.
FLOAT LINE [mantar yaka] ® Corkline.
FLOATING FEED
[yüzer yem] Kültür
balıkçılığında belirli bir süre batmadan su kolonunda
kalan (ekstrude) yem. ®
Extrude (ekstrude).
FLOATING GILL NET [yüzer solungaç
ağı] Çapaya, tekneye ya da başka yapılara
bağlanmış, ortasuda ya da yüzeye yakın, kullanılan
solungaç ağı.
FLOATING TRAWL [çift tekne trol ağı] 1- ®
Two boat
pelagic trawl.
FLOATING TRAWL [Larsen ortasu trolü] 2- ® Larsen midwater trawl.
FLOATING TRAWL [yüzer trol] 3- ® Mid-water trawl (ortasu trolü).
FLORA [flora]
Bir bölgedeki bitkiler topluluğu. Bitkisel olanların bütünü.
FLORIDA CURRENT [Florida akıntısı] Meksika körfezinden çıkan
ve Gulf Stream’i oluşturan kuzey Atlas Okyanusu’nda sıcak su
akıntısı. Yüzey suyu sıcaklığı
Floss (Floss) (abbrev.) [Fkayıp]
® Flow (Faz).
FLOUNDER [derepisisi,
pisi balığı] ® Platichthys flesus.
FLOW [akıntı]
1- Akan suyun
bir yerden diğerine hareketi.
FLOW [akıntı]
2- Hareket eden
suyun kendisi.
FLOW [akıntı]
3- Hacim suyun
bir noktadan belli bir sürede geçmesi.
FLOW RATE [akıntı
oranı] Akıntı hızının kanal ya da
ırmağın kesitiyle çarpımı.
FLOW REGIME [akıntı
rejimi] Irmak vb akıntısının zamansal
özelliği.
Flow
(Flow) (abbrev.)
[Faz] Balıkçılıktan
gelen düşük kayıplar için kullanılmaktadır. Burada ( F )
yumurtlayan stok biyokitlesinin (SSB), içgöçer (stoka katılanlara, R)
bölümüdür (SSB/R). ®
Fishing mortality (balıkçılık ölümü).
FLOWER [çiçek].
FLOW-THROUGH SYSTEM [tek-kullanım sistemi] Akvakültürde suyun sistemden bir kez
geçerek kullanılmış olması. Kullanılan bu su daha
sonra arıtmadan geçirilerek ortama verilebilir.
FLUCTUATIONS [artma ve azalmalar] Balık populasyon ya da
stoklarının bolluk ve avında nedeni kesin bilinmeyen
değişmeler; artma ve azalmalar yani dalgalanmalardır.
FLUID [akışkan]
Akabilen. Belirli bir şekli olmayan. Sıvı ve gazlar
akışkandır.
FLUID PRESERVATIVE [sıvı koruyucu] Balıkların
saklanmasında kullanılan etanol, izopropanol, formalin gibi
sıvılar.
FLUIDISING BED [biyofiltre] Akvaryumlarda kullanılan biyolojik filtre sistemi.
Sistem bir silindirin içerisine yerleştirilmiş taneciklerden
oluşmaktadır. Suyun arasından geçmek zorunda olduğu
tanecikler üzerinde büyüyen bakteriler sudaki azotu almaktadır.
FLUSHING RATE
[yenilenme oranı] Bir sistemde
suyun hangi sıklıkta (hızda) değiştiğidir
(yenilendiğidir).
FLUVIAL [ırmakyaşar]
Nehir ve kollarında yaşayan ya da göç eden.
FLUVIFAUNULA
[ırmak faunası] Irmakda
bulunan hayvanların tümü.
FLUX [akı]
Birim alandan birim zamanda geçen (akan) su, sıcaklık,
ışık vb.,’nin miktarı.
FLY [sinek]
Oltacılıkta yem olarak kullanılan doğal sinek ya da yapay
sinek benzeri yalancı yem.
FLYING GURNARD [uçan balığı, uçan
balık, uçankırlangıç balığı] ® Dactylopterus volitans.
Fmax
(Fmax) (abrev.) [Fmax
(Fmax)] En yüksek balıkçılık ölümünü ifade eder. Belirli
bir sömürme kalıbı için balıkçılık ölümü, büyüme
oranı ve doğal ölümün en yüksek içgöçer (stoka katılan birey)
verdiği düzeydir ki bu da büyüme aşırı
avcılığı noktasıdır.
Fmed (Fmed) (abbrev.)
[Fmed
(Fmed)] ® F-median.
Fmedian (abbrev.) [Fmed (Fmed)]
Yumurtalama
potansiyeli oranına denk balıkçılık ölüm payıdır.
Bir başka anlatımla gözlemlenen orta kalım payının
tersi yani stoka katılanların yumurtlayan ana-baba kitlesine
oranıdır. Fmed düzeyinde sömürülen stok’un eski (tarihi)
bolluğuna yakın düzeye ulaşması beklenebilir.
FMP (abbrev.) [balıkçılık
idaresi planı] ® Fishery Management Plan.
FMSY (FMSY) (abbrev.) [FMSY
(FMSY)] Sabit tutularak uygulandığında sürekli en
yüksek ürünü olası kılan balıkçılık ölüm
payıdır. Denizlerdeki koşullar her zaman aynı
kalmadığı için avlanan miktarlar farklı olacaktır ki
bu durumda (FMSY) ölüm payı aşırı
avcılığa neden olur. Aşırı
avcılığa yol açmamak için (FMSY)’nin 2/3’si
kullanılır. Balıkçılık filosu bu durumda 2/3
oranında daha az çaba harcar fakat buna karşın MSY
değerinin %80-90’ını avlar yani filonun avlanma oranı
yüksektir.
FOCI [odaklar] ® Focus.
FOCUS (pl. FOCI) [odak] Pulun
büyümede görünen ilk kısmı, pulda en küçük dairesel yapı.
FODDER [yem]
Besin değeri görece düşük besin maddeleri ya da akvaryum yemi.
FODDER FISH [yem
balığı] 2- Diğer organizmaları beslemek için
kullanılan balıklar. Örnek, hamsinin som balığı yemi
olarak kullanılması, ya da yan avın hayvan yemi olarak
değerlendirilmesi. ® Bait fish.
FOG [sis]
Askı nem nedeniyle atmosferde görüş uzaklığının
bin metrenin altına düştüğü durum.
FOG BELL [sis kampanası] Sabit bir yere
bağlanmış geminin yerini belirtmek için çaldığı
çan.
FOG SIGNAL [sis işareti] Teknelerin seyir halinde olup
siste durumlarını belirtmek için düdükle verdikleri işaret.
FOLLICLE [follikül] Küçük
kese.
FOLLICLE CELL (SERTOLI CELL) [follikel hücre] Atmık (sperm) oluşmasında gelişen uzunca göze
(hücre).
FOOD AND AGRICULTURE ORGANIZATION (FAO) [Gıda ve
Tarım Örgütü (FAO)] İnsanların
beslenme düzeyini yükseltmek, zirai üretimi artırmak ve dünya ekonomisinin
büyümesine katkıda bulunmak ve insanların düzenli, kaliteli ve
yeterli besine ulşamasını sağlama amacında olan bu
örgüt ABD’nin 1943’te sürekli bir kuruluş oluşturmayı
üstlenmesinden sonra 1945’te Birleşmiş Milletlerin uzman örgütü
olarak ilk FAO konferansı Quebec-Kanada’da toplanmıştır.
FAO merkezi 1951’de Roma’ya taşınmıştır.
FOOD CHAIN [besin
zinciri] Beslenmede yenen/yiyen halkalarından oluşan
organizmalar zinciri.
FOOD CONVERSION EFFICIENCY [yem dönüşüm etkinliği] Kültür
balıkçılığında belirli bir canlı
ağırlıkta balık üretmek için gerekli olan besin maddesi
miktarıdır. Yem değişim oranı olarak da
gösterilmektedir. Bir çalışmaya göre 3 ton doğal balık ile
balık çiftliklerinde ancak 1 ton som balığı
yetiştirilebilmektedir. Diğer deniz balıklarında bu miktar
5 tonun üstüne çıkabilmektedir.
FOOD CONVERSION FACTOR [yem dönüşüm faktörü] Tüketilen yem miktarı (kg)/Yemi
alan balığın brüt ağırlık artışı
(kg).
FOOD CONVERSION RATIO [yem dönüşüm oranI] Net yem miktarı/Balık
ağırlığı (net artış). Bir diğer
tanım; Verilen yem/Hasat
ağırlığı-Başlangıçtaki
ağırlık.
FOOD EFFICIENCY [yem etkinliği] Toplam balık üretimi x 100/Toplam yem miktarı
(kg). ® Feed efficiency.
FOOD FISH [yemeklik balık] Doğrudan insan tüketimi için
uygun balık. Yenilebilir balık.
FOOD MIXTURE [yem karışımı] Kültür
balıkçılığında besin karışımı
formülüne uygun temel besin elementlerini doğru miktarlarda içeren yem.
FOOD REQUIREMENT [besin ihtiyacı] Türe ait biyokitlenin (ortalama)
büyümesi için gerekli olan yıllık ortalama besin miktarı.
FOOD UTILISATION RATE [yem kullanma oranı] Balık vücudunun protein
artışı x 100/Tüketilen yemdeki protein miktarı.
FOOD WEB [besin
ağı] Canlıların karmaşık beslenme
bağlantıları.
FOOTROPE [kurşun
yaka] ® Lead line.
fopt (fopt) (abbrev.) [fopt (fopt)] f-optimum. FMSY durumundaki etkin
balıkçılık çabası.
FORAGE [yem] Bir
balık türünün besin maddeleri.
FORAGE FISH [yem
balığı] ® Bait fish.
FORAMINIFERA (HOLE BEARERS, FORAMS) [foraminiferler] Tek
gözeli (hücreli), CaCO3 kabuklu organizmaları içerir. Bu kabile
birinin yeri tam belli olmayan ikisinin bireyi artık yaşamayan 14
cinsten oluşmaktadır. Toplam yaşayan ya da taşıl
(fosil) 250 türü bilinmektedir. Çoğunlukla boyları 1 mm’den küçüktür.
Bazısı büyük olup
FORAMS
(abbrev.) [foraminiferler] ® Foraminifera.
FORCE OF NATURAL MORTALITY [doğal ölüm gücü] ® Natural mortality.
FORCED MIGRATION [zorunlu göç]
FORCED SWIMMING [zorunlu yüzme] Balıkların elektrikle
avcılıkta artı uca (anoda) hızla yaklaşması.
FORCEPS
[pens] Küçük
maşa.
FORCING FACTOR [zorlayıcı faktör] Balıkçılık kaynağının
davranışını etkileyen faktör. Örnek, sıcaklık,
tuzluluk, dip sularının yüzeye çıkması (upwelling) vs.
FORE REEF
[resif yamacı, resif bayırı] ® Reef slope (resif yamacı, bayırı).
FOREBRAIN [önbeyin]
Gelişmekte olan beynin ön kısmı.
FOREGUT [önmide]
Daha sonra yemek borusu ve midenin oluştuğu kurtçuk (larva)
aşamasındaki midenin ön kısmı.
FOREHEAD [alın]
Başın eğimli ön kısmı.
FORFICATE [derinçatallı] Çatalın makas şeklinde
derin olması.
FORK [çatal] Çatallı ucu bir sap’a bağlı olup
zıpkın gibi saplanarak kullanılan av aracı.
Çarptığı her balığı avlamadığı ve
yaralı bıraktığı için kullanımı
yasaktır.
FORK LENGTH (MID-CAUDAL LENGTH) [çatal boy (FL)] 1- Balıkçılık biyolijisinde kullanılan
balık boyunu belirleme yöntemlerinden biri. ® Standard length (standart
boy). ® Total length (tam boy, total boy).
FORK LENGTH
(MID-CAUDAL
LENGTH) [çatal boy (FL)] 2- Balığın altçene kısmı uzun olsa
bile en öndeki kısmından (burun ucundan) kuyruk yüzgeci
çatalının en derin noktasına olan uzaklık. ® Standard length (standart
boy). ® Total length (tam
boy).
FORKBEARD [eşek balığı, çatalsakal gelincik, gelincik
balığı] ® Phycis phycis.
FORKED (FURCATED) [çatallı] İkiye
ayrılmış. Kuyruk yüzgecinin üst ve alt kısmının
ayrılmış olması.
FORKED SPEAR [çatal zıpkın] Çok dişli çatal.
FORMALDEHYDE [formaldehit] Keskin kokulu bir gazdır.
FORMALIN [formalin]
Formaldehit’in suda %37-40’lık çözünmüş hali (%100’lük formalin,
%8-10 metanol ihtiva eder). Canlı malzemenin saklanması için
kullanılır. Tehlikeli ve kanserojen kimyasal olup dikkatli
kullanılmalıdır.
FORMULATED DIET (FORMULATED FEED) [formüllü yem] Kültür balıkçılığı ve akvaryumda
kullanılmak üzere hazırlanmış özel yem. Karbonhidratlar,
yağlar, proteinler, vitaminler ve bağlayıcıların
belirlenmiş özel karşımından oluşur.
FORMULATED FEED [formüllü yem] ® Formulated diet.
FORSKÅL [Pehr Forskål] Finlandiyalı doğa bilimcinin adı Peter Forsskål, Peter Forskaol, Petrus Forskål, Pehr Forsskåhl şeklinde de
yazılabilmektedir (1732-1763). Upsala İsveç’te Linnaeus’un
öğrencisi oldu. Göttingen-Almanya’da ortadoğu dilllerini
öğrendi. 1761’de Arabistana yapılan Danimarka Kıraliyet seferine
katıldı. Mısır ve Yemen’e gitti. Kızıldeniz’de
yaşayan birçok balığı tanımladı.
FOSSIL [fosil] 1- Jeolojik dönemlerde yaşamış
ve toplak altında kalmış canlı ve canlı
kalıntılarının taşlaşmış olarak
günümüze ulaşmış olanlarına verilen ad.
FOSSIL [fosil] 2- Taşıl.
Taşlaşmış organizma.
FOULING [foling,
fouling] Yapışan organizmalar.
FOUREYED SOLE [beneklidil
balığı, dil balığı] ® Microchirus
ocellatus.
FOURLINED
TERAPON [ispinoz, çizgili
isparoz] ® Pelates
quadrilineatus.
FOUR-SPOTTED GOBY [benekli kaya
balığı, dört benekli kayabalığı] ® Deltentosteus quadrimaculatus.
FOURSPOTTED
MEGRIM [pisi, benekli pisi] ® Lepidorhombus
boscii.
FRACTIONAL SPAWNING [aralıklı yumurtalama] ® Intermittent
spawning.
FRAME (TIMBER) [posta] Teknelerde kaburga eğrileri.
FRAME SURVEY
[çerçeve incelemesi] Bu bir
sayım işlemi ve çalışmasıdır. Liman,
barınak, tekne tip ve miktarı, balıkların işlenmesi ve
pazarlara dağılımı, destek birimleri vs’yi içeren sistemin
(sektörün) bir tam sayım çalışmasıdır.
F-ratio [F-oranı]
En yaşlı balıklara ait balıkçılık ölümünün
ondan bir yaş genç balıkların balıkçılık ölümüne
oranıdır.
FREE FISHING [ücretsiz avcılık] Pay, kira, karşılık
gibi ücretleri ödemeden yapılan lisanssız yasal avcılık.
FREE-DIVING [serbest
dalış] Yardımsız, snorkel, palet ve maskeyle
sığ suda, tüpsüz fakat ağırlık ve dalgıç
elbisesiyle yapılan dalgıçlık.
FREE-RUNNING [avara] ® Shore off.
FREE-SWIMMING [serbest yüzen] Suda serbestçe hareket
FREEZE DRYING [donmuş kurutma] Donmuş haldeki malzemenin
vakuumda suyunun alınarak kurutulması.
FRENCH HARDNESS (fh) [Fransız su sertliği] Fransız su sertlik birimi; 10.0
ppm CaCO3 eşdeğeri.
FREQUENCY [sıklık]
Bir ölçümün tekrarlanma sayısıdır. Örnek;
FRESH FROZEN [taze donmuş] İç organları alınarak
temizlenmiş balığın aniden (şok) dondurulmuş ve
paketlenmiş şekline verilen ad.
FRESH WATER
[tatlısu] 1- Binde 0.5’den (0.5 ppt) daha az tuzlu
olan sular.
FRESH
WATER [tatlısu] 2-
Tuzsuz göletler, göller, pınarlar, dereler, çaylar, ırmaklar.
FRESHWATER CATFISHES [yayınbalığıgiller] ® Siluridae.
FRESHWATER
CRAYFISH [kerevit, tatlısu istakozu, göl istakozu] ® Astacus leptodactylus.
FRESHWATER EELS [yılanbalığıgiller] ® Anguillidae.
FRIES'S
GOBY [kayabalığı] ® Lesueurigobius friesii.
FRIGHT REACTION [korku tepkisi] Korku anında hem düşmanı
şaşırtmak hem de hemcinslerini uyarmak için salgılanan
uyarı maddeleri ile ani değişik hereketlerdir.
FRIGHTENING LINE [korkutma halatı] Balıkları tuzağa (av
aracına) doğru yönlendirmek için iki ya da daha çok kişinin
kaldırıp indirdikleri perde görevi yapan zincir, çalı
çırpı, halat vb.
FRINGEBARBEL
STURGEON [şip, biz
balığı, Mersin balığı, Rus mersini] ® Acipenser nudiventris.
FRINGING REEF [kıyı resifi]
® Shore reef.
FROGFACE
GOBY [sivrikuyruk
kayabalığı] ® Oxyurichthys papuensis.
FRONT [cephe]
Farklı fiziksel özelliklere sahip iki akıntı sistemi
arasındaki geçiş alanını gösteren keskin
sıcaklık, tuzluluk farklığı olan biyolojik aktivite
yönünden zengin kuşak.
FRONT RUNNER [öncü] Balık sürüsünü yönlendiren, önde giden, sürüdeki
diğer balıklardan genellikle daha küçük boylu lider balık.
FRONTAL THREAT DISPLAY [cepheden korkutma] Bir
diğer balığı gören balığın
solungaçlarını kabartıp ağzını sonuna kadar
açması. Saldırganlık gösterisi. Alanını ya da
kendisini koruma ya da yutulamayacak kadar büyük olduğunu gösterme
davranışı.
FROZEN AT SEA [denizde dondurulmuş] Avlandıktan kısa süre sonra
fabrika gemi ya da dondurucu gemide dondurulmuş balık.
FROZEN FISH [dondurulmuş
balık] Saklamak için hızla
FRY [yavru balık] 1-
Yumurta kesesini tüketmiş ve dış beslenmeye geçmiş
balık.
FRY [yavru
balık] 2-
Yumurtadan çıkmadan parmakboya kadar geçen evrelerden birinde bulunan
balık.
FTarget (abbrev.) [FHedef]
Aşırı avcılığa yol açmayacak, FEşik=FTreshold
değerini belirli bir olasılıkla aşmayacak
balıkçılık ölümü.
FTreshold (abrev.) [FEşik] En yüksek balıkçılık
ölüm eşiğine ait kısaltma. Bu eşiğin
(sınırın) bir ya da daha çok yıl aşılması
halinde aşırı avcılık oluşur. ® Maximum fishing mortality threshold (en yüksek
balıkçılık ölüm eşiği).
FUCOXANTHIN [fukoksantin]
Esmer-suyosunlarının (Phaeophyta) rengini veren madde.
FUGITIVE SPECIES [göçmen tür] Yeni
bozulmuş yaşamalana bir türün uyum yoluyla yerleşmesi.
FULCRA (pl.) (FULCRUM, sing) [fulkra] Tek
yüzgeçlerin önünde bulunan dikensi pullar. Örnek; Acipenseridae, Lepisosteidae,
Amiidae ve Notacanthidae.
FULLY EXPLOITED [olgunca sömürülmüş] 1- Ne az ne de çok (kâmilen) sömürülmüş
(avlanılmış) stok.
FULLY EXPLOITED [olgunca sömürülmüş] 2-
Balıkçılığa katılanların (içgöçerlerin)
sayısının stoktan alınanlara eşit (ölümler=doğumlar)
olduğu durum. Balıkçılık idaresinde populasyon
eğrisinin MSY (sürdürülebilir en yüksek ürün) noktasında olduğu
yerdir. Bu noktadan sonra çabanın artırılması
aşırı avcılığa yol açar.
FULLY FISHED [olgunca avlanmış] Stoka uygulanan
balıkçılığın (avcılığın) MSY
(sürdürlebilir en yüksek ürün) düzeyinde olduğu durum. Bu, stoka uygulanan
balıkçılık çabasının artırılması ürünü
(avı) önemli ölçüde artırmaz fakat buna karşın
aşırı avcılık riskini artırır. ® Fully exploited (olgunca sömürülmüş).
FULTON’S CONDITION FACTOR (FULTON’S SOMATIC CONDITION FACTOR) [Fulton kondisyon faktörü]
® Allometric condition factor (allometrik
kondisyon faktörü). ® Condition coefficient (kondisyon katsayısı).
FUNGUS DISEASE [mantar hastalığı] Balığı
etkileyen herhangi bir mantarın bulaşması.
FURCATED [çatallı]
® Forked.
FURUNCLE [çıban]
Bakteri bulaşması sonucu deride ve kaslardaki
kabarıklık.
FUSIFORM [iğ
biçimli] Balık vücudunun iğ şeklinde (akma) biçimli
olması. Örnek; uskumrugiller (Scombridae) ailesi fertleri.
FUXI [balık
tanrısı] Erkek ya da kadın başlı,
balık kuyruklu Çin’in sürüngen tanrısı.