Y [son güncelleme 03 Temmuz 2008]
Y/R (kısaltma) [Yield-per-Recruit] İçgöçer başına
(stok’a katılan birey başına) düşen ürün. Stoka
katılanların (içgöçerlerin) sayısının bilinmediği
ya da belirlenmesi çok güç olduğu için ürün denkleminin stoka katılan
birey başına düşen miktar şeklinde çözülmesi.
YABAN [wild]
Vahşi, yabani.
YABANDA SOYU TÜKENMİŞ [extinct in the wild] IUCN’nin soyu tehlikedeki tür
ölçütlerine göre varlığını yalnız kültür
ortamında sürdüren türler. Geleneksel dağılım
alanlarında o canlının ömrü süresince yapılan
araştır-malarda herhangi bir bireyinin bulunamadığı
türler.
YABANİ
[wild] Doğada yaşayan.
YABANİ MERCAN [axillary seabream] ® Pagellus acarne.
YABANİ POPÜLASYON [wild population] Kuluçkahane desteği olmadan
doğal yumurtlama ve büyümeyle varlığını doğal
yaşamalanda sürdüren.
YABANİ STOK [wild stock] Ana-babanın çıkış
yeri ne olursa olsun doğal yumurtlama ve büyümeyle
varlığını doğal yaşamalanda sürdüren stok.
YABANIL YUMURTLAMA [wild spawning] Akvakültürcülerin
kullandığı ve kontrolsüz yumurtlamayı belirten terim.
YAĞ [oil]
Balıktan elde edilen yağ. Çoğunlukla ciğerden,
yağlı balıkların vücudundan ya da balık
artıklarından elde edilir ve yem katkısı, yemeklik
yağ, sabun, boya vb’nin üretiminde kullanılır.
YAĞ DAMLACIĞI [oil globule] Bazı balıkların yumurta
sarısındaki küremsi yağ. Yağ damlalarının
sayısı, yeri, rengi türlere göre değiştiğinden erken
evrede türü tanımlamada kullanılagelen yararlı
özelliklerdendir.
YAĞ YÜZGECİ [adipose fin, flesh fin] Sert ışını olmayan küçük sırt
yüzgeci. Örnek; Percopsidae Salmonidae, Osmeridae, Argentinidae Myctophidae,
Ictaluridae aileleri.
YAĞCI [motorman] Makinaların
yağlanmasından sorumlu gemi adamı.
YAĞIŞ [precipitation]
Atmosferden yere ulaşan sıvı ya da katı haldeki su. ® Çökelme.
YAĞLI BALIK [fatty fish, oily fish] Dokularında yağ
miktarı yüksek olan balık. Genellikle dokular %2’den fazla yağ
ihtiva eder. Örnek; Clupeidae, Scombridae.
YAĞLI GÖZKAPAĞI [fatty eyelid, adipose eyelid] Gözün ön ve arka
kısmında yer alan ve merkez kısmı açık bırakan
koruyucu saydam sarımsı zar. Örnek; Clupeidae, Mugilidae, Scombridae.
YAĞMUR [rain] Yere inen 0.5
mm’den daha büyük su damlalarının yağışı.
YAKAMOZ [phosphorescence
in the sea] Gece denizde oluşan parıltı. Balık ve tek gözelilerin (hücrelilerin) ışıldaması.
YAKICI
GÖZE (HÜCRE) [cnidoblast] Knidlilerde (Cnidaria)
zıpkın yapılı, kamçılı olup ağı (zehir)
taşıyan, avlama ve korunma amaçlı kullanılan göze (hücre).
YAKICI KAPSÜL
[nematocyst]
Knidlilerde (Cnidaria)
uzmanlaşmış yakıcı
göze (hücre) içerisinde ucu çengelli, ipliğiyle zıpkın gibi
atılan ve içerisinde uyuşturucu, yakıcı kısaca
ısırıcı (kimyasal) bulunan bir cins avlanma ve korunma
aracı.
YAKINSU TROLÜ [near water trawler] Üç-beş gün ve en çok 10 güne
kadar sefer yapan trol teknesi.
YAKLAŞIK ERİN [subadult] Görünüşü erin bireye benzeyen fakat henüz
yumurtlama yetisi olmayan birey.
YAKLAŞMA [converge] Birbirine doğru birleşecek şekilde
hareket etme. Örnek; deniz
ve okyanus akıntıları.
YALADERMA [derbio] ® Trachinotus ovatus.
YALADERMA BALIĞI [derbio] ® Trachinotus ovatus.
YALANCI AYAK
(PSÖDOPOD) [pseudopod, pseudopodium] Birgözeli (birhücreli) hayvandan
beslenme ya da hareket için olan düzensiz geçici uzantı. Örnek; amip.
YALANCI HALKA [false annulus] Balıkların sert aksamlarında
görünen yavaş büyüme dönemine ait olup yıllık halkaya benzeyen
ya da büyümenin bir nedenle yavaşladığı döneme ait olup
yıllık halka olarak değerlendirilmemesi gereken halka.
YALANCI İSPAROZ [bastard grunt] ® Pomadasys
incisus.
YALANCI MIGRI [bicoloured false moray] ® Chlopsis bicolor.
YALANCI TABAN [false bottom] Derin dağılma tabakası.
Yankı iskandillerinde tabanmış gibi yankı veren orta
derinlikte bulunan kuşak. Bu kuşak birçoğu gaz
kabarcığı taşıyan organizmalardan oluşmakta olup gece
yüzeye yaklaşır, gündüz daha derine iner.
YALANCI TRANÇA [bluespotted seabream] ® Pagrus
caeruleostictus.
YALANCI YUMURTA [false egg] Dışkuluçkacı (ağızda
kuluçkalayan) sihlidgil (Cichlidae) ailesi erkek bireylerinin dışkıl
(anal) yüzgeci üzerinde yumurtaya benzeyen bir leke bulunmaktadır. Bunu
gerçek yumurta sanan dişi, emince, erkek atmığını
bırakarak dişinin ağzındaki yumurtaları döllemektedir.
YALANCI ZURNA [?] ® Sudis hyaline.
YALDIZLIUSKUMRUAZMANI BALIĞI [common dolphinfish] ® Coryphaena hippurus.
YALEL [porter] Balık halinde
taşıyıcı, hamal.
YALITIM [isolation] Bir canlının, bireyin diğerlerinden ve
alışılmış ortamdan (çevreden), alınarak
yalnız bırakılma olayı.
YALNIZ [solitary] Tek başına ve benzerlerinden ayrı
yaşayan ve var olan canlı.
YALPA [lurch, rolling] Teknenin dalgaları yandan
alması nedeniyle sallanması, teknenin iskele sancak, sancak
iskele şeklinde sallanması.
YALPA OMURGASI [bilge keel] Teknenin yanlara
salınımını azaltmak için baştan kıça
doğru uzanan çıkıntı.
YAMUKLUK [skewness] Bakışımsız
(asimetrik) sıklık (frekans) dağılımı.
YAMYAMLIK [cannibalism] Kendi türünü yemek. Balıklarda
sıkça görülür.
YAN AV [by-catch, dirty fishing, incidental catch] Hedef tür dışında kalan
balıkların hedef tür ile birlikte avlanmasıdır. Buna kazaen
avcılıkda denmektedir. Bu tür balıklar hedef türe göre genelde
daha az ekonomik değer taşıdıklarından
balıkçılar tarafından denize dökülmektedir. Yalnız yan
avın bir kısmı ise ekonomik önemli olup pazarlanabilmektedir ki
bunu balıkçılar ayırmaktadırlar. Yan avın önemli bir
kısmı boyca küçük hedef türe ait genç, küçük bireylerden
oluşmaktadır. Avın bu kısmı ya
pazarlanamadığı için ya da yasal boy sınırlaması
nedeniyle atılmaktadır. Bütün bunlar yan av içerisinde yer almaktadır.
Karaya çıkartılan avda (ürün ya da hasatta) avın atılan,
kaybedilen ve pazarlanamayan kısımı ile
balıkçıların kendilerinin tükettiği miktar yer
almamaktadır.
YAN BAKAN SONAR [side scan sonar] Torpido
benzeri bir gövdeye yerleştirilmiş ve çeviricileri – aynaları
(transducer) belirli bir açıyla yanlara bakan, içerisinde iletici bir
kablo bulunan çelik tel ile güvertedeki birimine bağlanmış olup
taban yapısının incelenmesinde kullanılan bir tür akustik
cihaz.
YANAL [lateral] Yanlara ait, yanla ilgili.
YANAL BANT [lateral band] Yanlarda uzunlamasına olan renk.
Örnek; Upeneus moluccensis’te görülen
parlak sarı renkli bant.
YANAL ÇİZGİ [lateral line, linea lateralis] Tüp benzeri, üzerinde delikler
bulunan algılama organı olup her iki yanda baştan kuyruğa
kadar uzanır. Bu organ su hareketleri ile düşük frekanslı (160-200 Hz) titreşimlerin algılan-masında
kullanılmaktadır. Bazı balıklarda bu organ tüp gibi
kapalı ve delikli değildir. Tüp şeklindeki kanalın
içerisinde bakışımlı (simetrik) tüylü hücre grupları
bulunmakta olup bunlar cupula denilen jölemsi bir madde içerisinde yer almaktadır.
Yanal çizgi kanalındaki su hareketleri bu hücreleri uyar-maktadır.
Uyarılar bir sinir bağı sitemiyle beyne iletilmektedir.
YANAL ÇİZGİ
DELİĞİ [lateral
line pore] Yanal çizgi kanalına açılan deliklerde biri.
Amphioxi ile erin sucul sürüngenler hariç bütün balıklarda bulunur.
YANAL ÇİZGİ ORGANI [lateral line organ] Myctophidae ailesi bireylerinde
pullar kaldırıldığında ortaya çıkan at nalı
şeklinde yapılardan biri. Pul yerine bu yapılar
sayılır.
YANAL ÇİZGİ PULU [lateral line scale, squama linea lateralis, squamae lineae lateralis (çoğ.)] Balığın yanal çizgisi
üstünde yer alan delikli pullardır. Alışılagelen yöntem
olarak yanal çizgideki pul sayımı yalnız delikli pullarda
yapılır.
YANI GÖSTERME [lateral display, lateral threat display] Başka
balığa yan tarafını gösterme. Vücudu ve kuyruğu bükme,
yüzgeçleri dikleştirme ve açma gibi birçok hareketi içerebilir. Bu
davranış karşısındakini ürkütmek ve niyetinden
vazgeçirmeyi amaçlar. Karşıtı (düşman) balık ya
baskınlığı kabul edip yüzgeçlerini kapatır ya da
‘kavgayı’ kabul ederek yüzgeçlerini açar, dikleşir.
YANKI İŞARETİ [echo signature] Bireysel balığı tanımada
kullanılabilen özel yankı.
YANKI İSKANDİLİ [echo sounder] Yüksek frekanslı ses dalgaları üreterek
yüzeyden tabana doğru gönderen ve gelen yankıları
algılayan, derinlik ölçümü ve balık bulucu olarak kullanılan
cihaz.
YANKI İSKANDİLİ EKRANI [fish scope] Balık bulucu yankı
iskandilinin katod ışını tüpü.
YANLIŞ BESLENME [malnutrition] Dengelenmemiş
beslenme. Besinin nitelik (kalite) ve niceliğinin (kantitesinin) yetersiz
ya da dengesiz olması ile aşırı ya da az (yetersiz)
beslenmeyi ifade eder.
YANLIŞ BİLDİRİM [misreporting] Av jurnali ya da diğer yasal
bildirimde, doğru av ve avlak yeri değerlerinin kayıt
edilmemesidir. Av miktarının az ve avlanma alanının
yanlış verilmesidir.
YANLIŞLIKA PALAMUT [skipjack tuna] ® Katsuwonus pelamis.
YANSITMA [reflect] Bir dalganın yönünü değiştirme. Örnek; ses dalgalarının yansıması.
YANYÜZERGİLLER [Pleuronectidae, righteye flounders]
Actinopterygii – ışınlı-yüzgeçliler sınıfı, yassıbalıklar (Pleuronectiformes)
takımının bir ailesidir. Bu aile Eopsettinae, Hippoglossinae,
Hippoglossoidinae, Lyopsettinae, Paralichthodinae, Pleuronectinae,
Poecilopsettinae, Rhombosoleinae altaile-lerini içerir. Bu alt ailelerde 41
cins ve 101 türü kapsamaktadır.
Aile bireyleri sol tarafları üzerinde yüzdüklerinden
İngilizce’de sağgözlü pisi olarak anılırlar. Sırt ve
anüs yüzgeçleri uzun ve devamlı olup kafa kısmına
ulaşır. Küçük boylular tabandaki omurgasızlarla beslenir.
YANYÜZERLER [Pleuronectidae, Bothidae]
Yüzgeçleri yanlarda olan bu balıklar iki gruba ayrılır.
Bunlardan yaygın bilinen ailelerden biri sağgözlü
yassıbalıkları içeren (righteye flounders) = Pleuronectidae
diğeri ise solgözlüleri kapsayan (lefteye flounders) = Bothidae’dir.
Yumurtadan çıkan kurtçuklar (larvalar) normal tipli ve
bakışımlı (simetrik) olup genelde bilinen balığa
benzerler ve yüzücüdürler (pelajiktirler). Büyüyüp şekil
değiştirme (metamorfoz) evresine
ulaştıklarında ise gözlerden biri yukarı doğru hareket
ederek yer değiştirirken vücut yassılaşarak
bakışımsız (asimetrik) hale gelir ve genç balık
tabansal (demersal) olur. Bothide ailesi fertleri sağ yanları
üzerinde tabanda dururken Pleuronectidae ailesi bireyleri sol yanları
üzerinde tabanda durur. Bu da birinde sol gözün (Pleuronectidae) diğerinde
de sağ gözün (Bothidae) yukarıya yani diğer yana hareket
etmesini gerektirmektedir.
YAPAY [artificial] Doğada bulunanın yerine geçecek olup insan
eliyle üretilen malzeme ve nesneler. Örnek; yapay resifler, yapay elmas vs.
YAPAY DÖLLEME [artificial fertilization] Balık yetiştiricisi tarafından
sağılmış yumurta ve atmığın
karıştırılması.
YAPAY KANAL
[artificial channel] Yakın kesimde yaşayan balıkları
beslemek ya da yumurtlamalarını sağlamak için
yapılmış kısa mesafeli kanal.
YAPAY RESİF [artificial reef] Eski otomobil lastiğinden
batırılan gemilere ve özel oluşturulmuş beton yapılara
kadar çeşitli malzemenin deniz tabanına konularak diğer
organizmaların yanında balıklara yaşamalan oluşturulan
yer. Çevrenin zenginleştirilmesine
(iyileştirilmesine) yönelik uygulamalar Akdeniz-de İtalya,
İspanya ve İsrail, Baltık Denizinde Finlandiya, Okyanuslarda
Avusturalya, Japonya, Havai, Filipinler, İngiltere, Karayipler, Kosta
Rika, Şili Tayvan, ABD başta gelmektedir. Bunlar içerisinde en
önemlisi Japonya’nın ENSEI programıdır. Bu program çerçevesinde 1976-1987 yılları arasında yılda
ortalama
YAPAY SİNEK [artificial fly] ® Sinek.
YAPAY ÜRETİM [artificial production] Yumurtlama,
kuluçka dönemi ve yumurtadan çıkma ve beslenme evrelerini kapsar.
YAPAY YEM [artificial bait] Yapay
malzemeden yapılmış yalancı yem.
YAPAY YUMURTLAMA ALANI [artificial spawning ground] Balıkların
yumurtlaması için suda bilinçli olarak oluşturulan uygun zemin (yer).
YAPIŞAN BALIĞI [common remora] 1- ® Remora remora.
YAPIŞAN BALIĞI [whalesucker] 2- ® Remora australis.
YAPIŞIK [adherent] 1-
Kalıtımsal (irsi) olarak bir organa diğerinin
yapışık olması.
YAPIŞIK
[sessile] 2- Bir sap ile tabana (zemine) sürekli
yapışık olan. Yer değiştirmeyen, sabit.
YAPIŞKAN
[common
remora] 1- ® Remora remora.
YAPIŞKAN [whalesucker] 2- ® Remora australis.
YAPIŞKAN BALIĞI [connemarra
clingfish] 1- ® Lepadogaster candolii.
YAPIŞKAN BALIĞI [live sharksucker] 2- ® Echeneis naucrates.
YAPIŞKAN BALIĞI [shore clingfish] 3- ® Lepadogaster lepadogaster.
YAPIŞKAN DİSK [adhesive disc] 1- Değişik
yüzeylere yapışıcı organ. Örneğin Echeneidae
ailesinden balıkların değişime uğramış
sırt yüzgeci, Gobiescoidae ve Liparidae ailelerinde karın (pelvik)
yüzgeçleri.
YAPIŞKAN DİSK [sucking disk] 2- Kaya, bitki ve sair malzeme ile
diğer canlılara yapışmak ve tutunmak için kullanılan
disk şeklindeki yapı.
YAPIŞKAN YUMURTA [viscid egg, adhesive egg] Kum, çakıl, bitki vb’ne
yapışkan yüzeyi nedeniyle tutunan yumurta. Akvakültürde istenmez.
Yapışkanlık süt ve mazı tozuyla giderilir.
YAPIŞKANBALIĞIGİLLER [Echeneidae, suckerfishes] Levreksiler (Percifor-mes)
takımı, Percoidei alttakımında 5 cins ve 10 türü kapsayan
aile. Vücutları uzun ve esmer ya da koyu renkli olup
yaşamlarını diğer canlılara yapışarak
geçiren balık ailesidir.
YAPIŞKANLA AVCILIK [phoneses] Yavaş yüzen yapışkan bir
balığın kuyruğuna ip bağlanarak salıverilmesi ve
bunun hızlı yüzen balığa yapışmasından sonra
iple geri çekilerek asıl avın elde edilmesi. Örnek; yapışkan
balığı Echeneis ve Remora ile kaplumbağa ve köpek
balığının avlanması.
YAPRAKKUYRUK [leptocercal] Yaprağımsı kuyruğu
olan.
YARALAYICI ARAÇ [wounding gear, grappling gear] Balığı yaralayan ya da
öldüren cinsten zıpkın, kancalı kancasız tekli ya da çok
çatallı mızrak, ok, vb av aracı.
YARARLANILABİLİRLİK [availability] 1- Bir popülasyon ya da stok’un ya da bunların
parçasının belirli bir yer ve zamanda (balıkçılık
mevsiminde) avlanılabilir durumda olması.
YARARLANILABİLİRLİK [availability] 2- Belli bir tür ya
da boydaki balığın bir av alanında belirli bir av
aracıyla avlanabilir olup olmadığı.
YARARLANILABİLİRLİK [availability] 3- Birim çaba başına düşen av. Harcanan güç
birimi başına düşen av.
YARARLANILAN STOK [utilised stock, utilised population] Stokun
yaşayan ve gelecekte avlanılacak parçası.
YARARLANMA ORANI [rate of utilisation] ® Sömürme oranı.
YARDIMCI TEKNE [assisstant boat] Gırgır
balıkçılığında sürünün sarılmasında
kullanılan ve avcı teknede taşınan küçük deniz aracı.
YARI ANADROM
[semi-anadromous] ® Yarı yukarıgöçer.
YARI ÇİFTGÖÇER (YARI DİADROM) [semi-diadromous] Acısuda –delta alanlarında
yaşayıp yalnız yumurtlamak için tatlısuya giren
balıklar.
YARI DEMERSAL [semidemersal, semipelagic] ® Yarı tabansal.
YARI DİADROM [semi-diadromous] ® Yarı çiftgöçer.
YARI GEÇİRGEN [semipermeable] Çözeni geçiren ancak çözüleni geçir-meyen
zar (membran).
YARI GEZGİN SOLUNGAÇ AĞI [semidrift gill net] Bir ucu çapayla sabitlenmiş,
diğer ucu serbest olup gezer halde kullanılan solungaç ağı.
YARI JEOSTROFİK HAREKET [quasi-geostrophic motion] Coriolis
kuvvetine yaklaştığı düşünülen su hareketini belirten
terim.
YARI PELAJİK [semipelagic, semidemersal] ® Yarı tabansal (demersal).
YARI PELAJİK TROL [semipelagic trawl] ® Yarı yüzüzü trol.
YARI TABANSAL (YARI DEMERSAL) [semidemersal, semipelagic] Yaşamları-nın bir
kısmını tabanda, bir kısmını tabanın üstünde
su kolonunda geçiren balıklar.
YARI YUKARIGÖÇER (YARI ANADROM) [semi-anadromous] Tatlısu ile tuzlusu arasında tamamlanmamış
göç.
YARI YÜZÜCÜ [semipelagic, semidemersal] ® Yarı tabansal
(demersal).
YARI YÜZÜZÜ TROL [semipelagic trawl] Gerektiğinde tabanda da
çekilebilen fakat genellikle tabana değdirilmeden çekilen trol
ağı.
YARIK [incise] 1-
Doku yüzeyinin hassas, dar, düz ya da kavisli, uzun ya da kısa
yarılması.
YARIK [slit] 2-
Doku yüzeyinin uzun, düz, dar kesilerek yarılmış olması
hali.
YARILANMA ÖMRÜ [half-life]
Radyoaktif maddelerin atomlarının yarısının parçalanma
süresi. Bu terim kirleticiler ve tarım ilaçları için de kullanıl-maktadır.
YARIM GÜNLÜK [semi-diurnal] Yarım günlük döngüsü, süreçleri olan.
YARIMGAGA BALIĞI [African halfbeak] 1- ® Hyporhamphus picarti.
YARIMGAGA BALIĞI [blackbarred halfbeak] 2-
® Hemiramphus far.
YARIMKORDALILAR [Hemichordata] İkincilağızlılar
(Deuterostomia) süper-kabilesinin bir kabilesidir. Enteropneusta,
Pterobranchia, Planctosphaeroidea sınıflarını kapsar.
Vücutları solucan şeklindedir. Kordalıların kardeş
grubu olarak kabul edilir. Kabilede 100 kadar yaşayan tür
bulunmaktadır. Sınıflandırmaları henüz kesinleşmemiştir.
YARIŞ (DOĞRUDAN MÜDAHALE) [competition] 1-
Her iki türün de olumsuz etkilendiği-zarar gördüğü ilişki (- -).
Örnek; Eupomacentrus planifrons yaşadığı
yeri hemcinslerine karşı koruma ve tecavüzü önleme
davranışı göstermektedir. Bu davranış, doğrudan
müdahale ve saldırganlık şeklinde oluşan bir
yarıştır.
YARIŞ (DOLAYLI MÜDAHALE) [competition] 2-
Besin kaynağının kıtlığı ve her iki türün de
zarar gördüğü-olumsuz etkilendiği ilişki (- -). Örnek; kıyıdan açığa
doğru gel-git ve dalga etkisi altındaki taşlık kayalık
kesimin orta kısmında yer alan iri Balanus balanoides ile üst kısımda yer alan cüce Chthamalus stellatus’un
oluşturduğu kuşak bu iki türün birbirleriyle besin için
yarıştığı dolaylı bir müdahale
yarışıdır.
YARIŞ [competition] 4- Aynı
alan ve kaynağı kullanan, aynı ya da farklı türden iki ya
da daha çok organizmanın birbirleriyle zararlı (- -)
etkileşimidir. Bu tanıma yırtıcı
davranışı (yeme/yenme) dahil
değildir.
YARIŞ GÖSTERGESİ [competition index] Akvakültürde birden çok türün
birarada yetiştirilmesi halinde üründeki değişikliklerin
göstergesi.
YARISAYDAM HALKA [translucent zone, hyaline
zone] Otolitte parlak halka. Üstten
ışıklandırmada koyu görünen halka.
YARIŞTAN ATILAN [competitive exclusion] Benzer gereksinimi olan ve
sınırlı kaynağı kullanan iki tür birarada
yaşayamazlar. Bunlardan biri (daha zayıf olan) yarışı
yitirir ve atılır.
YARI-YOĞUN KÜLTÜR [semi-intensive culture] 1-
Balıkların yetiştiril-mesinde doğal üretimi artırmak
ve bu yolla besin kaynağı yaratmak için gübrelemeden
yararlanılmasıdır. Bu tür kültürde yemleme düzeyi çok düşük
olup ancak destekleme amaçlıdır.
YARI-YOĞUN KÜLTÜR [semi-intensive culture] 2-
Balıkların yaşam döngülerinin bir kısmının
(özellikle erken evrelerinin) kontrollü ortamda geçirmeleri daha sonra
salıverilmeleridir.
YAŞ
[age] Balık yaşamında
tamamlanmış yıl sayısıdır. Belirsizlik durumunda
verilen yıllık yaş değerinin ardına artı (+)
işareti konur. Örnek; 3+ gibi.
YAŞ AĞIRLIK [wet weight] Balığın
bütün halindeki ağırlığı.
YAŞ BELİRLEME [age determination] ® Yaş tayini.
YAŞ BİLEŞİMİ
(YAŞ
KOMPOZİSYONU) [age composition] Aynı
türe ait bir popülasyon, stok ya da avdaki farklı
yaş gruplarının birbirine oranıdır. Kısaca bir popülasyon ya da stoktaki balıkların yaş
dağılımıdır. Sağlıklı stoklarda
yaş bileşenlerinin (kompozisyonlarının)
dağılım alanı geniştir yani her yaştan birey vardır.
YAŞ ÇÖKELME (ASİT YAĞMURU) [wet deposition, acid deposition] Yağmur damlacıkları
kükürt dioksit, azot oksit gibi tabakadan geçerken asitli yağmur halini
alır ve pH’si 7’nin altına düşer. Bunun göllerde nötralize edilememesi balıklar ile yumurta ve
kurtçuklarının (larvaların) yaşam payını
etkiler.
YAŞ DAĞILIMI [age distribution] Aynı
türe ait popülasyon, stok ya da avın her yaş
sınıfındaki birey sayıları ya da bunun yüzdesi.
YAŞ DOĞRULAMA [age validation]
Yaş tayini öncesi yıllık halkaların (hızlı ve
yavaş büyüme dönemlerine ait halkaların) bir yıllık büyüme
dönemini temsil ettiğinin gösterilmesi. Sağlay.
YAŞ FREKANSI [age frequency] Popülasyon, stok ya da avdaki aynı türe ait bireylerin
yaşlarının dökümü. ® Yaş dağılımı.
YAŞ GRUBU [age graoup (AG)] Belirli bir yaşta olan balıklar. Örneğin bu yılın Temmuz
ayında yumurtlanmış hamsiler gelecek yılın Temmuz
ayına kadar sıfır yaş grubundadır (AG 0). İzleyen
dönemde (2. Temmuz’dan sonra) AG I olurlar.
YAŞ KOMPZİSYONU [age composition] ® Yaş bileşimi.
YAŞ OKUMA [age reading] ® Yaş tayini.
YAŞ SINIFI [age class] Popülasyon ya
da stokta aynı yaşta olan bireyler.
2000 yılında yumurtadan çıkmış
(doğmuş !) balıklar her zaman 2000 yıl
sınıfındadır. Buna karşın 2005 yılında
beşinci yaş sınıfındadırlar.
YAŞ TAHMİNİ [age estimation] ® Yaş tayini.
YAŞ TAYİNİ [age determination, age reading, ageing]
Balıkların sert aksamlarındaki büyüme halkalarının
yorumlanmasıyla yaşlarının belirlen-mesine denmektedir.
Balıkların sert aksamlarında hızlı ve yavaş
büyüme dönemlerinde oluşturdukları halkaların
sayılmasıyla yaşlarının belirlenmesidir. Balıklar
hızlı (yaz), yavaş (kış) büyüme dönemlerinde
oluşturdukları büyüme halkalarının yanında gerginlik
(stres) (örneğin yumurtlama, açlık, yaşam
koşullarındaki ani değişmeler) nedeniyle de halka
oluşturmaktadır. Bu nedenle yaş tayinine yaş tahmini de
denmektedir.
YAŞ TAYİNİ
TEKNİĞİ [ageing technique] Balığın
yaşının, sert aksam-larındaki halkalardan belirlenmesinde
kullanılan yöntem.
YAŞ YAPISI [age structure]