Ö [son güncelleme 25 Haziran 2008]
ÖD KESESİ [gall bladder] Karaciğerle
ilişkili olup sindirim için kullanılan ödün içinde bulunduğu
kese.
ÖDEM [edema, oedema] Vücudun
herhangi bir kısmının normal olmayan şekilde serumsu su
toplaması ve şişmesi. Vücutta normal olmayan farklı
sıvıların bağ doku ve lifler arasında birikmesiyle
oluşan ciddi şişlikler.
ÖFOTİK KUŞAK [euphotic zone]
®
Işıklı tabaka.
ÖGLENA [Euglena] Klorofilli, selüloz zarı
olmayan birgözeli (birhücreli) canlı.
ÖKARYOT [eucaryote] Gözelerinde
(hücrelerinde) gerçek çekirdek bulunan bir- ya da çok-gözelilere
(çokhücrelilere) verilen genel ad.
ÖKSİNİK [euxinic] Deveranı çok
az, oksijensiz çevre, ortam. Örnek, alt tabakası (yaklaşık
150-170m’den derin kısmı) oksijensiz yani anoksik
olan Karadeniz.
ÖKSOTRFİ [auxotrphy] Vitamin vb gibi
elzem kimyasalları vücut dışından alma şeklindeki
beslenme katkısı.
ÖKSÜZ [piper gurnard] ® Trigla
lyra.
ÖKSÜZ BALIĞI [piper gurnard] 1- ® Trigla
lyra.
ÖKÜZ
BALIĞI [sharpnose sevengill shark] 2- ® Heptranchias perlo.
ÖLÇEK [gage, gauge] Herhangi
bir ölçü aletinin genel adı.
ÖLÇME TAHTASI [measuring board] Sol
tarafında dikmesi olan (
) ve üzerinde ½
ve 1 cm’lik ölçü birimleri yerleştirilmiş
balık ölçme cetveline verilen ad.
ÖLÇÜ [scale] Bir malzeme ya da canlının
ölçülmesinde kullanılan derecelendirme.
ÖLÇÜLEBİLİR ÖZELLİK [morphometric character]
İki vücut özelliği arasındaki ölçülebilirliği ifade
eder. Kalınlık ölçümü hariç ölçme düzgün hat üzerinde
yapılır ve vücut eğikliği ya da yayı dikkate
alınmaz. Ölçümün tanımlanması ya da standart bir
çalışmaya gönderimde bulunması gerekir. Satandart
bir balıkta ölçüm yapmak için
kullanılabilecek vücut noktaları şunlardır:
|
-
Alt kuyruk yüzgeci yayının eğilmesiyle oluşan merkez
hattı uç noktası – [Distal
tip of longest ventral caudal fin ray]. -
Birinci sırt yüzgecindeki ilk dikenin (ışının) ön
başlangıç noktası – [Anterior margin of first dorsal spine]. - Birinci
sırt yüzgecinin son ışınının (dikeninin)
bitiş noktası – [Posterior
margin of first dorsal spine]. - Çene
kemiğine ait birleşme yeri – [Mandibular symphysis]. - Çenenin
arka kenarı (sınırı) – [Posterior edge of mandible-Buccal comissure]. -
Dışkılığın (anüs) ön sınırı
(kenarı) – [Anterior edge of cloaca]. - En
kısa (orta) kuyruk ışınının
kıkırdağımsı ucu – [Cartilaginous tip of shortest (median) caudal ray]. - Etsi sap
(kuyruk) kısmın arka ucu (kenarı) – [Posterior edge of fleshy peduncle]. - Göğüs
yüzgeci kaidesi – [Base pectoral fin]. - Göz çukuru
arka kenarı – [Posterior
edge of orbit]. - Göz çukuru
ön kenarı – [Anterior
edge of orbit]. -
İkinci sırt yüzgecindeki ilk ışının kaidesi – [Insertion of first ray of posterior dorsal]. -
İkinci sırt yüzgecindeki son ışının bitiş
noktası (sınırı) – [Position of last ray of posterior dorsal]. - Kuyruk
omurgasının üst noktası – [Point of upper caudal keel]. - Karın
yüzgeci kaidesi – [Base pelvic fin]. -
Kuyruk yüzgecinin sırt ve karın tarafındaki
kulakçıkların başlangıcı – [Insertion of dorsal and ventral lobes of caudal fin]. - Kuyruk yüzgecinin çataldaki zarımsı
kenarı – [Membranous edge of caudal fin at fork]. - Makat
yüzgeci – [Anal fin]. - Makat
yüzgecin ilk ışınının başlangıç
noktası – [Insertion
of first anal fin ray]. - Makat
yüzgecin son ışınının bitiş noktası
(sınırı) – [Position
of last anal fin ray]. -
Normal uzatılmış en uzun alt kuyruk yüzgecinin merkezden uzak
ucu – [Distal tip of the longest ventral
caudal fin ray, lobe normally extended]. -
Normal uzatılmış en uzun üst kuyruk yüzgecinin merkezden uzak
ucu – [Distal tip of the longest dorsal caudal fin ray, lobe normally extended]. - Omurgaya ait kuyruk kısmın en son ucu – [Posterior tip of urostyle]. - Sırt yüzgeci – [Dorsal fin]. - Solungaç kapağının kemiksi arka
sınırı (kenarı) – [Posterior bony edge of operculum]. - Solungaç kapağı çentiği – [Gill-cover
notch]. - Solungaç kapağı zarımsı arka
sınırı (kenarı) – [Posterior membraneous edge of gill-cover]. - Sol göğüs yüzgeci ön eklem noktası
(kaidesi) – [Anterior point of first pectoral fin ray]. - Üst çene kemiğine ait birleşme yeri – [Maxillary symphysis]. - Üst
kuyruk yüzgeci yayının merkez hattına eğilmesiyle
oluşan uç noktası – [Distal
tip of longest dorsal caudal fin]. - Yağ yüzgeci – [Adipose fin]. - Yanal
çizginin son pulu – [Last scale of the lateral line]. |
|
Diğer ölçümler: - Baş uzunluğu – [Head length]. - Başın üst
uzunluğu – [Upper head length]. - Baştaki solungaç
uzunluğu – [Opercular
head length]. -
Birinci sırt yüzgecin ön kaide uzunluğu – [Posterior dorsal fin base length]. -
Boylamasına göz bebeği çapı – [Longitudinal pupil diameter]. - Boylamasına göz
merceği çapı – [Longitudinal
iris diameter]. - Burun uzunluğu – [Snout length]. -
Çatal boy [Fork length
– Mid caudal length]. -
Çene kemiğine ait kılıf uzunluğu – [Maxillary sheath
length]. - Çene uzunluğu – [Mandibular length]. - En büyük baş uzunluğu
– [Greatest head length]. - Göz çukuru arkası
mesafe – [Postorbital diameter]. - Göz çukuru çapı – [Orbit diameter]. - İkinci sırt
yüzgeci mesafesi – [Preposterior
dorsal distance]. - Kuyruk sapına uzunluk
– [Length to caudal peducle]. - Makat öncesi mesafe – [Preanal distance]. - Makat yüzgeci kaide
uzunluğu – [Anal fin base length]. - Öngöğüs
mesafesi - [Prepectoral distance]. - Önkarın
mesafesi – [Preventral distance]. - Önsırt
uzunluğu – [Preanterior
dorsal distance]. - Standard boy – [Standart length]. -
Tam boy – [Total length]. |
|
Dikey ölçümler: -
Baş derinliği – [Head
depth]. -
Çapraz arka derinlik – [Back
depth-oblique]. -
Dikey göz bebeği çapı – [Perpendicular pupil diameter]. -
Dikey göz merceği çapı – [Perpendicular iris diameter]. - En
büyük derinlik – [Greatest
depth]. - Gözbebeği
ortasından geçen hat üzerindeki derinlik – [Orbital depth]. - Sırt-karın
derinliği – [Dorsoventral
depth]. |
ÖLÇÜTLER [criteria] Dayanak
alınan kararlar ya da kurallar (standartlar).
ÖLDÜRÜCÜ DOZ [lethal dose]
Öldürücü madde miktarı. Genellikle LD50 değeri olarak
verilir ki bu da canlının yüzde 50'sini öldüren miktar olarak
belirlenir.
ÖLÜ DENİZ [Dead Sea]
1- ® Lut
Gölü.
ÖLÜ DENİZ [?] 2- Fethiye
Körfezinin doğusundaki koy.
ÖLÜDALGA [swell] Düz ve tepesiz
fırtına sonrasına ait dalga. ® Ölüdeniz.
ÖLÜDENİZ [swell] Fırtına sonrası
denizin devam eden çalkantılı hali. ® Ölüdalga.
ÖLÜM [mortality]
Canlının yaşamının doğal ya da
balıkçılık nedeniyle sona ermesi (ölmesi).
Balıkçılık biyolojisinde kullanılan geleneksel tek türlü
stok modelinde ölüm iki parçadan oluşmaktadır (Z=F+M). ® Toplam ölüm (Z).
®
Balıkçılık ölümü (F). ® Doğal ölüm (M).
ÖLÜM ORANI [death rate] 1- Belirli bir sürede (ay, yıl) popülasyondan ya da stoktan eksilen orandır.
ÖLÜM ORANI [mortality rate] 2- Belirli bir sürede çeşitli
nedenlerle stoktan eksilen balık oranıdır (payıdır).
Stoktan her yıl sayı olarak eksilenlerin oranı
(sayısı) yıllık ölüm payıdır. Bunun hesaplamasının
yapılabilmesi için ölümler üssi
katsayılı (eksponensiyel) terimler olarak tanımlanmıştır.
Böylece Nt/N0 = e-Z
= e-(F+M). Burada Nt/N0 =
Yaşam payı (geride kalanların payı), M = doğal ölüm
payı, F = Balıkçılık nedeniyle ölümlerin payı ve Z =
Toplam ölüm payıdır.
ÖLÜM ORANLARI
VE İDARE [mortality rates
and regulation] Ölümler karada olduğu gibi deniz ortamında da
çok çeşitlidir. Ölüm oranlarının bilinmesi bir popülasyondaki balık bolluğunun tahmin edilmesi
ile hasat stratejileri ve yumurtlayan stok potansiyelinin bilinmesinde önemli
rol oynar. Balık bolluğu, stoktaki birey sayısını
artıran (üreme) ve azaltan (ölüm) etmenler arasındaki bir dengedir.
Doğumlar ölümlerden fazlaysa stoktaki birey sayısı artar ya da
tersi olur. Stoktaki kararlılık (stabilite)
stoka katılan yeni bireylerin (içgöçerlerin) ölümle
yitirilenlerin sayısını karşılaması halinde
oluşur. Balıkçılığı düzenleyen organlar
(balıkçılık idarecileri) ancak balık-çılıktan
gelen ölümleri avlanabilecek balık boyunu değiştirerek kontrol
edebilirler. Balıkçılık ölümü dolaylı yoldan ağ göz
genişliğinin düzenlenmesiyle kontrol edilebilir. Doğrudan
kontrol ise toplam av ya da tekne başına kota ve güç
sınırlamasıyla olur. Doğaldır ki yeni
kuşağın sayısal büyüklüğü ana-baba bolluğuyla
ilgilidir. Bu da idarece düzenlemelerle ayarlanabilir. Ölüm denizde de her
yaş ya da gelişme evresinde vardır. Yalnız ölüm
oranları evrelere göre değişmektedir. Ölümler yumurta ve kurtçuk
(larva) evresinde çok yüksektir. Kurtçuk (larva) evresinden genç balık
aşamasına geçiş sürecinde ölüm oranı daha azdır. Genç
balıklar açlık, yırtıcılar ya da hastalık nedeniyle
ölebilirler. Eğer balık birinci yılda ölmez ve
yaşayabilirse ölüm oranı inanılmayacak düzeyde azalır.
Balığın ikinci ve sonraki yaşlarında ölmesine
asıl neden olan ise balıkçılıktır. Bunu kirlilik
ölümleri izler. Burada da gençler yaşlılara göre daha
hassastırlar ve yaşamlarını kaybederler. Ölüm nedenleri
bilinirse geleceğe yönelik bolluk değişmelerini tahmin etmek ve
buna göre düzenleyici önlem almak (ağ göz genişliğini
değiştirmek, av yasağı uygulamak, belirli alanları
avcılığa kapatmak, kota vb) mümkün olabilir. Bir stoğun hangi oranda hasat edildiğini belirlemek
bir yıllığın (tertibin) bolluğunun zaman içerisindeki
(birbirini izleyen yıllardaki) azalma hızından hesaplanabilir.
Toplam ölüm doğal ölümler ile balıkçılık ölümlerinin
toplamıdır. Balıkçılık ölümleri idarece tek kontrol
edilen değişken olduğuna göre çaba yani her yaş grubuna
etki eden balıkçılık ölümünün (F) ayarlanması ve kontrolü
kaçınılmazdır.
ÖLDÜRÜCÜ DOZ (LETAL
DOZ) [lethal dose] Öldürücü madde miktarı.
Genellikle LD50 değeri olarak verilir ki bu da
canlının yüzde 50'sini öldüren miktar olarak belirlenir.
ÖLDÜRÜCÜ DOZ-50 (LETAL
DOZ-50) [lethal
dose–50] 1-
Tek bir deneyde, test canlılarının genellikle bir saat
içerisinde %50’sinin ölümüne yol açan konsantrasyondur.
ÖLDÜRÜCÜ DOZ-50
(LETAL DOZ-50) [lethal dose–50] 2- Belirli bir sürede denek balıkların %50’sinin ölümüne yol
açan ağılayıcı madde miktarıdır.
ÖLÜNOKTA [dead spot] Akvakültürde deveranın (su
karışımının) çok az olup oksijensizliğin
geliştiği yer, alan.
ÖLÜSU [dead water] Hareket
etmeyen su kütlesi.
ÖMÜR [lifespan (Tmax)]
Balıkçılığın olmadığı durumda
bir tür, tertip, stok ya da popülasyon için beklenen
en yüksek ortalama yaştır. Ortalama ömür en yüksek yaştan daha
küçüktür. Fakat yanlış olarak en yüksek yaş anlamında da
kullanılmaktadır. Stok tespiti modellerinde Tmax
olarak kısaltılır.
ÖN İÇGÖÇER
[pre-recruit] İçgöç yaşına
ulaşmamış balık.
ÖN YUMURTLAMA
[pre-spawning] Yumurtlama öncesi dönemle ilgili.
ÖNBEYİN [forebrain] Gelişmekte
olan beynin ön kısmı.
ÖNCÜ [front runner] Balık
sürüsünü yönlendiren, önde giden, sürüdeki diğer balıklardan
genellikle daha küçük boylu lider balık.
ÖNDENSOLUNGAÇLILAR [Prosobranchia, prosobranches]
Solungaçları kalbin önünde olan karındanbacaklıları (Gastropoda) kapsar. Deniz ve kara
salyangozlarının önemli bir kısmı öndensolungaçlıdır.
Manto boşluğu, solungaç ve anüs kalbin önündedir. Çoğunluk
eşeylidir ve çapraz döllemeyi geliştir-miştir. Karındanbacaklıların
taksonomisi ve evrimsel durumları son yıllarda hızla
değişmektedir.
ÖNEK [prefix] Kelimenin önüne konulan ek.
ÖNEMLİ FIRTINALAR [important storms]
®
Fırtınalı günler.
ÖNEMLİ YAŞAMALAN
[crucial habitat]
Yılın belirli mevsiminde (örneğin üreme döneminde) balık popülasyonlarının yaşayabilmelerinin temelini
oluşturan alandır.
ÖNERME [hypothesis] Bir ya da bir
seri olay için belirli bir tabana oturtulan beyan, düşünce, yanlışlanabilir görüş. Hipotez.
ÖNFİLTRE [prefilter] Asıl filtrelemeyi yapan
biyolojik filtrenin tıkanarak etkinliğinin azalmasını
önlemek için önüne konulan filtre.
ÖNGÖĞÜS [prothorax] Böceklerde göğsün ilk bölmesi,
göğsün ilk kısmı.
ÖNGÖRÜ [vision] Başkasının
göremediğini sezinleme ve geleceğe hazırlıklı olma
tecrübesidir.
ÖN-İŞBİRLİKÇİLİK [protocooperation] Her iki türün
de yarar gördüğü fakat şart olmayan-koşulsuz ilişki (+ +).
Örnek; bazı balık türleri diğer balıkların
(yırtıcıların) üstündeki parazitleri temizler ki
yırtıcı buna göz yumar. Büyük deniz memelilerinin dışasalaklarını
(dışparazitlerini) temizleyen kuşlarda
ilginç bir diğer örnektir.
ÖNJÜVENİL [prejuvenile] Erin birey vücut şeklini
almamış genç (çocuksu) balık.
ÖNKURTÇUK (ÖNLARVA) [prolarva] Hala yumurta
sarısını taşıyan kurtçuk.
ÖNLARVA [prolarva] ® Önkurtçuk.
ÖNMİDE [foregut] Daha sonra yemek
borusu ve midenin oluştuğu kurtçuk (larva) aşamasındaki
midenin ön kısmı.
ÖPELAJİK [eupelagic] Tabandan uzak
açık su organizmaları.
ÖRDEK BALIĞI [?] 1- ® Diplecogaster bimaculata euxinica.
ÖRDEK BALIĞI [blunt-snouted clingfish] 2- ® Gouania wildenowi.
ÖRDEK BALIĞI [connemarra clingfish] 3- ® Lepadogaster candolii.
ÖRDEK BALIĞI [cornish sucker] 4- ® Lepadogaster purpurea.
ÖRDEK BALIĞI [cuckoo wrasse] 5- ® Labrus mixtus.
ÖRDEK BALIĞI [shore clingfish] 6- ® Lepadogaster lepadogaster.
ÖRGÜ [web] Bir merkezi olan
ağ. Örnek; örümcek ağı.
ÖRİ (önek) [eury] Geniş.
ÖRİBARİK [eurybaric] 1- Basınca ve derinlik değişmesine
dayanıklı.
ÖRİBATİK [eurybathic] 2- Geniş bir derinlik
aralığına tahammüllü.
ÖRİBENTİK [eurybenthic] Geniş bir derinlik
aralığında yani denizin farklı derinliklerinde
yaşayan.
ÖRİFAJ [eurypagous] Her şey
yiyebilen. Farklı besin maddelerinden yararlanan organizmalar.
ÖRİHALİN [euryhaline, eurysaline]
1- Geniş
tuzluluk aralığına dayanıklı.
ÖRİHALİN [euryhaline, eurysaline]
2- Tuzluluğa ve
değişmesine dayanıklı türlere verilen ad.
ÖRİSALİN [eurysaline] ® Örihalin.
ÖRİTERM [eurytherme] 1- Geniş sıcaklık aralığında
yaşayan canlılar.
ÖRİTERM [eurythermic] 2-
Değişik sıcaklıklarda yaşayabilen.
ÖRİTERMAL [eurythermal] Geniş sıcaklık
aralığına dayanıklı.
ÖRİTERMİK [eurythermic] Geniş sıcaklık
aralığına dayanıklı ya da geniş
sıcaklık aralığında yaşayan.
ÖRİTROPİKAL [eurytropical] Tropik
bölgelerde olan.
ÖRNEK [sample] 1- Belirli bir yerden alınan
su, canlı, taban malzemesidir. Örnek ne kadar çok ve bol olursa buna
dayalı oluşturulacak sonuç da o denli doğadaki duruma yakın
yani kısaca güvenilir olur. Ancak belirli bir noktadan sonra örnek
sayısını artırmak güvenirliği aynı oranda
artırmayacağı gibi aşırı çaba ve giderin oluşmasına
yol açar. Bu nedenle istenen istatistiki
güvenirliği sağlayan sayının üstünde örnek
alınmasından kaçınılmalı fakat gereken sayıda da
örnek alınmalıdır.
ÖRNEK [sample] 2- Bir balık stokunun, stoku temsil
edecek düzeydeki bir kısmının ya da bir parçasının
araştırma amacıyla alınmasıdır. Alınan örnek
miktarı ya da sayısı ne kadar çoksa bu örnekten elde edilecek bilginin
güvenirliği de o ölçüde yüksektir.
ÖRNEK [specimen] 3- Bilimsel
örnekteki birey.
ÖRNEKLEME [sampling]
1- Saha
çalışmalarında ilgi duyulan öğenin bir
kısmının alınması, ölçülmesi vb. ®
Tabakalandırılmış örnekleme. ®
Tabakalandırılmamış örnekleme. ®
Olasılıkları büyüklüğe oranlanmış örnekleme.
ÖRNEKLEME [sampling] 2- Temelde sahadan örnek alma çalışması.
ÖRNEKLEME TARİHİ [date of collection] Saha
örneğinin alındığı günün takvimdeki yeri (tarih).
ÖROBİK (AEROBİK) [aerobic]
Suda çözünmüş oksijenin bulunduğu koşullar.
ÖROBİK AYRIŞMA [aerobic decomposition]
Aerobik ayrışma. Oksijenli koşullarda organik maddelerin
ayrıştırılması - parçalanması.
ÖROBİYONT (AEROBİYONT) [aerobiont] Serbest
oksijeni kullanan organiz-malar.
ÖROBİYOZ (AEROBİYOZ) [aerobiosis] Oksijen ve havanın bulunduğu ortamda sürdürülen
yaşam.
ÖROFAJİ (AEROFAJİ) [aerophagia] Hava yutma.
ÖROZOL (AEROSOL) [aerosol]
Gaz fazında (atmosferde) askıda bulunan sıvı ve katı
parçacık ve kümelerini belirtmek için kullanılan
kavram.
ÖRTÜ [cover] Balığa
sığınma (korunma) alanı oluşturmak için suya konulan
doğal (yaban otu, taş, kaya, ağaç kökü vb) malzeme.
ÖTROFİK [eutrophic] Besin
tuzlarınca zengin su bölgesi, alanı.
ÖTROFİKASYON [eutrophication] Aşırı gübrelenme.
Ortamın besin tuzlarıyla (nutrients, PO4,
NO3 vs) aşırı yüklenmesi.
ÖY (önek) [eu]
İyi, dengeli anlamındandır.
ÖYABİSAL [euabyssal] 4000 m’den derindeki su.
ÖYRİFAG [eurypagous] ® Örifaj.
ÖYRİTERM [eurythermic] ® Öriterm.
ÖZ KÖPEKBALIĞI [smooth-hound] ® Mustelus
mustelus.
ÖZARITIM [self-purification] Kendi kendini temizleme.
Kirleticilerle yüklenmiş bir suyun kendisini (doğal)
temizlemesi.
ÖZBESLENEN [autotrophic]
Besinini fotosentez yoluyla kendi üreten. ® Kendibeslek.
ÖZBESLENME [autotrophy] Besinini fotosentezle kendisinin
üretebilmesi. ® Kendibeslek.
ÖZELLİK [feature] Canlıyı
diğerlerinden ayıran nitelik.
ÖZGÖREV (MİSYON) [mission] Kişi ya da kurumun özel ve
asıl görevi.
ÖZGÜL BÜYÜME ORANI [specific growth rate] Akvakültürde belirli bir süre sonra üretimi tahmin etmede
kullanılan terim. Özgül büyüme oranı = (Hasat
ağırlığı-Stoklama
ağırlığı)/Üretim periyodu x 100.
ÖZGÜL YERÇEKİMİ [specific gravity] Madde yoğunluğunun
su yoğunluğuna oranını gösteren kavram.
ÖZKEDİBALIĞIGİLLER [Rajidae, rays, sakates] ® Tırpanagiller.
ÖZOFAGUS [oesophagus, oesophagus]
®
Yemek borusu.
ÖZÜMLEME [assimilation] Besinlerin sıvı ya da katı vücut
malzemesine dönüştürülmesi. Besinler bunun için sindirilir ve
soğurulur. Kısaca besinin kullanım (yeni madde üretimi) için
vücuda geçmesidir.
ÖZÜMLEME KAPASİTESİ [assimilation capacity] Bir
su kütlesinin mevcut yapısını sürdürülebileceği düzeyde
(örneğin gübre, kirletici, atık su vb ile) yüklenebilme
yeteneği.
ÖZÜMSEME [assimilation] ® Özümleme.
ÖZÜMSEME
ETKİNLİĞİ [assimilation
efficiency] Organizmanın
aldığı besini vücut ağırlığına çevirme
hızıdır.