O [son güncelleme 25 Haziran 2008]

OBELIA [hydroids] Hydrozoa sınıfı, Hydroida takımı, Campanulariidae ailesinin bir cinsidir. Polip ve medüz evreleri vardır. Dünya denizlerinde koloni oluşturan yaygın bir canlıdır. 200 metreden daha derinde rastlanmaz. Koloniler sert malzemeye yapışıktır. Soğuk su canlısıdır. Kayalıklar arasında görece sakin fakat yeterince su değişimi olan, ışığı az kesimlerde bulunur. Eşeyli (cinsiyetli) ve eşeysiz (cinsiyetsiz) çoğalma evreleri vardır. Eşeysiz çoğalırken polip tomurcuklanarak medüz bireyler oluşturur. Medüz aşamasında eşeyli çoğalma gerçekleşir. Oluşan kurtçuk (planula evresindeki larva) uygun tabana yapışır ve yeni bir polip evresi başlar.

OBELYA [Obelia, hydroids] ® Obelia.

OBJEKTİF ANALİZ [objective analysis] Elde edilen gözlemlerin araştır-macının yorum ve değerlendirmelerine yer vermeyen bir yöntemle sayısal sonuç ya da şekiller olarak ortaya konulması. 

OBLADA MELANURA (MELANURYA BALIĞI, MELANURYA, MELANUR) [saddled seabream] Tabanyüzücü (bentopelajik) ve okyanusgöçerdir (okyanodrom-dur). 30 m derinliğe kadar bulunur. Boyu TL=34 cm olabilir. Ticari balıkçılığı vardır. Taşlık zemin ve Zostera çayırları üstünde gruplar oluşturur ve yığılır. Etotoburdur (omnivordur).

OBP (kısaltma) [Common Fishery policy, CFP] ® AB-Ortak Balıkçılık Politikası.

OBUR BALIK [feedy fish] 1- Avlanmadan önce çok yem alarak karnı şişmiş balık. Çabuk bozuldukları için uzun süre bütün olarak saklanamazlar.

OBUR BALIK [feedy fish] 2- Plankton patlamasından beslenen balık. Çabuk bozuldukları için uzun süre bütün olarak saklanamazlar.

OCCIDENTALIS [west] Batı.

AHTAPOT [devilfish] 1- ® Octopus vulgaris.

AHTAPOT [Octopus] 2- Sekiz kollu kafadanbacaklı yumuşakça cinsi.

OCEAN [ocean] ® Okyanus.

OCTOPUS [octopus] ® Octopus vulgaris. ® Ahtapot.

OCTOPUS VULGARIS (AHTAPOT) [octopus, devilfish] Yırtıcı ve üzerinde yapışkan diskler bulunan sekiz adet güçlü kolları olan bir kafadanbacaklı yumuşakçadır. Denizlerin değişik kesimlerinde yaşar. Vücudu yumuşaktır. İç iskeleti yoktur. Ömrü görece kısadır (1-2 yıl). Yüzeyden 150 m derinliğe kadar sahanlık alanında yayılır. Çift eşeylidir (cinsiyetlidir). Erkek ya aşar ya da dişiye yakın durur ve hectocotylus’u manto boşluğuna sokar ve atmık kesesini bırakır. Birkaç saat çiftleşebilirler. Aynı çiftler hem kendi aralarında hem de diğer erkek ve dişi bireylerle bir hafta süreyle çiftleşebilirler. Dişi sakin bir yerde döllenmiş yumurtayı yapıştırarak bırakır. Yumurtaların etrafına taş, kabuk vb yerleştirerek korumaya alır. Bir dişi 200.000 ve daha fazla yumurta bırakır. Yumurtlama dönemi ve sonrasındaki bakım sürecinde dişi genellikle beslenmez ve yumurtaları temiz tutar. Dişi, yumurtalar açıldıktan kısa bir süre sonra, erkek ise çiftleşmeden bir kaç ay sonra ölür. Üç kalbi vardır. İkisi kanı solungaçlara pompalarken üçüncüsü vücuda pompalar. Kanda bakırca zengin hemosiyanür bulunur. Akıllı hayvan olup kısa ve uzun hafızayla öğrenebilir. Mevsimsel dikey göç eder yani kıyıya yaklaşır ya da uzaklaşır. Tek yaşar ve bulunduğu alanı korur. Gece aktif hayvan olup daha çok midye ve salyangozla beslenir. Kulaç atarak ya da suyu fışkırtarak hareket eder. Ticari balıkçılığı önemlidir. Stokları aşırı sömürülmüştür.

OCULUS [eye] Göz.

ODAK [focus, foci (çoğ.)] Pulun büyümede görünen ilk kısmı, pulda en küçük dairesel yapı.

ODOBENUS ROSMARUS [walrus] İri deniz memelilerinden olup ağırlığı 400-1.700 kg arasında değişebilir. Boyu 7 m olabilir. Uzun dişleri 1 metre boya ulaşabilir fakat genellikle 50 cm civarındadır. Dişlerini buz kırmada, savaşırken ve sudan çıkarken kanca olarak kullanır. 30 cm boya ulaşan sakalları vardır ve her yıl yenilenir. Derisi kısa tüylüdür. Gırtlaklarında 50 litre kapasiteli iki hava kesesi vardır. Bu keseler yardımıyla suda dik durumda uyuyabilir. Kutup bölgesinde yaşar. Mevsimsel göç yapar. Bu göç 3.000 km kadar olabilir. Yengeçler, derisidikenliler, midye vb ile beslenir. Bazen balık ve diğer memelilerin yavrularını da yer. Ocak-Şubat aylarında su altında çiftleşir. 8-10 yıl arasında cinsi olgunluğa ulaşır. Memeliler içerisinde hem vücut oranları hem de mutlak olarak erkek morslar 63 cm boyunda en büyük baculum’a (penis kemiğine) sahiptirler. Gebelik süresi 10-11 aydır. Doğan yavru 63 kg ve 1 m boyunda olabilir. Emzirme süresi 2 yıl kadardır. Doğada ömürleri 40 yıla ulaşabilir. Eti, derisi ve dişleri için avlanır. Koruma altına alınmış morsların avcılığı günümüzde yasaktır. Fakat kaçak avcılığı vardır.

ODONTASPIDIDAE [sand sharks] ® Harhariyasgiller.

ODONTASPIS FEROX (PAMUK BALIĞI) [smalltooth sand tiger] TL=367 cm, ağırlığı 289 kg olabilen derintabansal (batidemersal) balık olup 10-530 metreler arasında rastlanır. Ticari balıkçılığı yapılmaktadır. Eti insanlarca tüketilmektedir.

ODONTOCETI [toothed whales] ® Dişlibalinalar. 

OEDALECHILUS LABEO (DUDAKLIKEFAL) [boxlip mullet] Denizde tabansaldır (demersaldır). Tatlı ve acısuya girmez ancak delta ve evsel atık suların deşarj alanlarına yaklaşır. Yumurtlamayla çoğalır (ovipardır). Boyu TL=25 cm olabilir. Kıyıya yakın durur.

OFİBLENNİUS EVRE [ophioblennius stage] Bazı Blennidae ailesi (horozbinagiller) bireylerinin yüzücü (pelajik) aşamalarındaki irileşmiş göğüs yüzgeci evresi.

OGİV [ogive] Kümülatif frekans dağılımı eğrisi.

OĞLAK DÖNENCESİ [capricorn] Güney yarımküredeki dönence. Kış dönencesi. Güneşin güneyden kuzeye yönelmesi.

OĞUL [swarm] Bir bütün olarak kabul edilen şeylerin topluluğu. Sürü anlamında yılan balığı için kullanılır.

OKBALIĞIGİLLER [hagfishes] ® Myxinidae.

OKSİDANT [oxidant] Diğer maddeleri oksitleyen madde. 

OKSİDASYON [oxydation] Bir maddenin oksijenle birleşerek parçalanması, yanması.

OKSİJEN [oxygen (O2)] Renksiz, kokusuz, saldırgan, organik malzemenin yavaş ve hızlı yanmasına katılan gaz. Suda çözünmüş halini balıklar ve diğer sucul canlılar solumada kullanırlar. 

OKSİJEN MİNİMÜM TABAKASI [oxygen minimum layer] Oksijenin en düşük değerde olduğu (genellikle 600-900 m) derinlik tabakası.

OKSİJEN TÜKENMESİ [oxygen depletion] Canlıların kullanımı ya da kimyasal yolla oksijenin azalması.

OKSİJENCE FAKİR TABAKA [oxygen-poor layer] Besin maddelerinin üretilmelerinden daha hızlı tüketildiği (yıkıldığı) derin göl kuşağı tabakası.

OKSİJENCE ZENGİN TABAKA [oxygen-rich layer] Besin maddeleri üretiminin (birincil üretimin) tüketimden (yıkımdan) daha fazla olduğu tabaka.

OKSİTLEME HAVUZLARI [oxidation ponds] Su arıtma sistemlerinde atık suyun hava verilerek oksijence zenginleştirildiği havuzlar.

OKSOSPOR [auxospore] Diyatomlarda iki hücrenin birleşmesinden oluşan üreme hücresi.

OKTO- (önek) [octo-] Sekiz. Örnek; oktopoda (octopoda) - sekizbacaklı(lar).

OKUMA [read] Pul otolit ve diğer aksamlardaki halkaları yaş tayini ve büyüme yönünden yorumlama.

OKUPİTAL KANAL [occipital canal, supratemporal canal] ® Baş kanalı.

OKÜLER [ocular] 1- Göz ve göz çukuruna ait.

OKÜLER [ocular] 2- Mikroskopta gözle bakılan mercek kısmı.

OKYANODROM [oceanodromous] ® Okyanusgöçer. 

OKYANUS [ocean] Kıtaları birbirinden ayıran büyük su kütlesi. Yerkürenin %71’i yani 361 milyon km2 ’yi kapsar. Büyük Okyanus 180 milyon km2; Atlas Okyanusu 106 milyon km2; Hint Okyanusu 75 milyon km2’dir.

OKYANUS AKINTILARI [Ocean Currents] Okyanuslardaki önemli akıntılar şunardır:

Atlas Okyanusu

[Atlantic Ocean]

 

Angola Akıntısı [Angola Current]

Antiller Akıntısı [Antilles Current]

Batı Grönland Akıntısı [West Greenland Current]

Batı Rüzgarları Akıntısı [West Wind Drift]

Bengal Akıntısı [Benguela Current]

Brazilya Akıntısı [Brazil Current]

Boynuz Burnu Akıntısı [Cape Horn Current]

Doğu Grönland Akıntısı [East Greenland Current]

Falkland Akıntısı [Falkland Current]

Gine Akıntısı [Guinea Current]

Gulf Sıtrim [Gulf Stream]

Güney Atlas Okyanusu Akıntısı [South Atlantic Current]

Güney Ekvator Akıntısı [South Equatorial Current]

Kanarya Akıntısı [Canary Current]

Karayip Akıntısı [Caribbean Current]

Labrador Akıntısı [Labrador Current]

Kuzet Atlas Okyanusu Akıntısı [North Atlantic Current]

Kuzey Brezilya Akıntısı [North Brazil Current]

Kuzey Ekvator Akıntısı [North Equatorial Current]

Norveç Akıntısı [Norwegian Current]

Portekiz Akıntısı [Portugal Current]

Spitzbergen Akıntısı [Spitzbergen Current]

Büyük Okyanus

[Pacific Ocean]

Alaska Akıntısı [Alaska Current]

Alotya Akıntısı [Aleutian Current]

Batı Rüzgarları Akıntısı [West Wind Drift]

Doğu Avustralya Akıntısı [East Australian Current]

Ekvator Ters Akıntısı [Equatorial Counter Current]

Güney Ekvator Akıntısı [South Equatorial Current]

Humbolt Akıntısı=Peru Akıntısı [Humboldt Current=Peru Current]

Kaliforniya Akıntısı [California Current]

Kamçatka Akıntısı [Kamchatka Current]

Kromvel Akıntısı [Cromwell Akıntısı] – derindeki akıntıdır.

Kuroşio Akıntısı [Kuroshio Current=Japan Current]

Kuzey Büyük Okyanus Akıntısı [North Pacific Current=North pacifc Drift]

Kuzey Ekvator Akıntısı [North Equatorial Current]

Mindano Akıntısı [Mindanao Current]

Oya-şio Akıntısı [Oyashio Current=Oya Current]

Hint Okyanusu

[Indian Ocean]

Agulhas Akıntısı [Agulhas Current]

Batı Avustralya Akıntısı [West Australian Current]

Batı Rüzgarları Akıntısı [West Wind Drift]

Doğu Madagaskar Akıntısı [East Madagascar Current]

Ekvator Ters Akıntısı [Equatorial Counter Current]

Endonezya Akıntısı [Indonesian Through-flow]

Güney Avustralya Ters Akıntısı [South Australian Counter Current]

Güney Ekvator Akıntısı [South Equatorial Current]

Güneybatı ve Kuzeydoğu Muson Akıntısı=Hindistan Muson Akıntısı [Southwest &Norteast Monsoon Drift=Indian Monsoon Current]

Leuvin Akıntısı [Leeuwin Current]

Madagaskar Akıntısı [Madagascar Current]

Mozambik Akıntısı [Mozambique Current]

Somali Akıntısı [Somali Current]

Güney Kutup Denizi

[Southern Ocean]

Güney Kutbu Dolaykutupsal Akıntısı [Antarctic Circumpolar Current]

Veddel Akıntısı (Döngüsü) [Weddel Gyre]

Kuzey Buz Denizi

[Arctic Ocean]

Doğu Grönland Akıntısı [East Greenland Current]

Norveç Akıntısı [Norwegian Current]

OKYANUS ÇİFTLİKÇİLİĞİ [ocean ranching] Denizde ticari balık semirtme ve yetiştiriciliği. Genellikle erinleşmemiş bireyler büyüyüp hasat boyuna ulaşmaları için doğal ortama salıverilir.

OKYANUS DERİNLİKLERİ [ocean deeps] 6.000-10.000 metrelerdeki derinlikler. 

OKYANUS KUŞAĞI [oceanic zone] 200 metreden derin okyanus. 

OKYANUSGÖÇER BALIKLAR [oceanodromous fish] Deniz ve okyanuslarda gerçek göçmen balıklar. Örnek; Clupea (ringa), Conger (mığrı), Thunnus (orkinoz) ve Engraulis (hamsi).

OKYANUSSAL [oceanic] Kıta sahanlığının ötesi. 

OKYANUSSAL TÜR [oceanic species] Kıta sahanlığı ötesinde dağılım gösteren ve avlanan tür.

OLASILIKLARI BÜYÜKLÜĞE ORANLANMIŞ [probabilities proportional to size] Farklı yoğunluğa (yığılmaya) sahip alanlardan alt örnek alınırken yığılma ya da yoğunluğun örneğe girme olasılığını dikkate alan örnekleme yöntemi. ® Örnekleme. 

OLFAKTORİ [olfactory] ® Koklama.

OLGUN BALIK [ripe fish] Yumurtlamaya hazır balık bireyi. 

OLGUN BİREYLER [mature individuals] Üreme kabiliyeti olan ve sayısı bilinen ya da tahmin edilen bireyler. Erin olup çeşitli nedenlerle yumurtlayamayan bireyleri kapsamaz.

OLGUN YUMURTA [ripe egg] Gelişmesini tamamlamış ve döllenmeye hazır yumurta. 

OLGUNCA AVLANMIŞ [fully fished] Stoka uygulanan balıkçılığın (avcılığın) MSY (sürdürülebilir en yüksek ürün) düzeyinde olduğu durum. Bu, stoka uygulanan balıkçılık çabasının artırılması ürünü (avı) önemli ölçüde artırmaz fakat buna karşın aşırı avcılık riskini artırır. ® Olgunca sömürülmüş.

OLGUNCA SÖMÜRÜLMÜŞ [fully exploited] 1- Ne az ne de çok (kâmilen) sömürülmüş (avlanılmış) stok.

OLGUNCA SÖMÜRÜLMÜŞ [fully exploited] 2- Balıkçılığa katılanların (içgöçerlerin) sayısının stoktan alınanlara eşit (ölümler=doğumlar) olduğu durum. Balıkçılık idaresinde popülasyon eğrisinin MSY (sürdürülebilir en yüksek ürün) noktasında olduğu yerdir. Bu noktadan sonra çabanın artırılması aşırı avcılığa yol açar.

OLGUNLAŞMA [maturation] 1- Erin olma ve eşeysel (cinsi) olgunluğa ulaşma. Eşeylik (cinsiyet) gözelerini (hücrelerini) üretir duruma gelme. Eşeysel (cinsel) üremeye hazır olmaya ulaşma.

OLGUNLAŞMA [ripening] 2- Bir balığın olgun olma süreci. 

OLGUNLAŞMA HAVUZU [maturing pond] Yumurtlatmak amacıyla olgunlaşmak için ana-baba kuşağının, saklandığı havuz.

OLGUNLAŞMA YAŞI [age of maturity] Balıkların %50’sinin yumurtlayacak, atmık bırakacak olgunluğa ulaştığı yaştır.

OLGUNLAŞMAMIŞ [immature] Eşeysel (cinsi) olgunluğa ulaşmamış.

OLGUNLUK [maturity] Belirli bir yaş ve boydaki yumurtlama yeteneğine sahip ilk kez yumurtlama aşamasına ulaşacak balık.

OLGUNLUK KATSAYISI [maturity coefficient] Vücut ağırlığına göre yüzde gonad ağırlığı.

OLIGOCHAETA [Oligochaeta, earthworms] ® Solucanlar.

OLİGO- (önek) [oligo-] Az, biraz, küçük. Örnek; oligotrof su (oligotrophic water) - Besin tuzlarınca fakir su.

OLİGOFAJİK [oligophagous] Sınırlı besin maddesi olan. Birkaç besin türünü tüketen.

OLİGOHALİN [oligohaline] 1- Orta derecede tuzluluğa dayanıklı organizma. 

OLİGOHALİN [oligohaline] 2- Tuzluluğu 0.5-3.0 ppt arasında değişen denizsel tuzdan oluşma acısu.

OLİGOHALİN [oligohaline] 3- 17-30 ppt tuzluluğa sahip deniz suyu.

OLİGOMİKTİK [oligomictic] Oldukça dayanıklı tabakalaşması olan ve ender dönemlerde karışan göl.

OLİGOSALİN [oligosaline] 1- Acısuda yaşayabilen organizma.

OLİGOSALİN [oligosaline] 2- Tuzluluğu 0.5-5.0 ppt arasında değişen karasal tuzdan oluşma acısu.

OLİGOSEN [oligocene] 38-26 milyon yıl öncesi jeolojik çağ.

OLİGOTERMİK [oligothermic] Görece düşük sıcaklıklara dayanıklı.

OLİGOTİPİK [oligotypic] Birkaç üyesi olan taksonomik birim.

OLİGOTROFİK [oligotrophic] Besin tuzlarınca fakir, organik madde üretimi az ortam.

OLİGOTROFİK GÖLLER [oligotrophic lakes] Besin tuzlarınca fakir, duru ve soğuk sulu göller.

OLTA [angle, fishing rod, fishhook] Kıvrık ve genellikle çengelli iğneli yapıya bağlanmış uzunca ipi olan av aracı.

OLTACILIĞIN BABASI [father of angling] 1653 yılında yayınlanan "The Compleat Angler” – ‘Kusursuz Oltacı’ isimli kitabın yazarı Izaak Walton’un (1593-1683) lakabı.

OLTACILIK [angling, fishing with angle] Olta ile balık avcılığı.

OMEGA-3 YAĞ ASİDİ [omega-3-fatty acid] Balıklarda bulunan uzun zincirli doymamış yağ asidi. Kalp-damar hastalıklarına yararlı olup kanser riskini azaltma etkisi vardır. Şeker ve artride de iyi geldiği belirtilmektedir.

OMNİ- (önek) [omni-] Her, hepsi, evrensel. Örnek; omnivor (omnivorous)-etotobur. Bitki ve hayvan yiyen.

OMNİVOR [omnivorous] ® Etotobur.

OMOPTERİGİUM [omopterygium, homopterygium] Göğüs yüzgeci.

OMUR [vertebra] 1- Kemik ya da kıkırdak malzemeden oluşmuş olup sırt ipliğini saran ya da onun yerine geçen ya da sıkça omuriliği ve sırt toplardamarı koruyan yapı.

OMUR [vertebra] 2- Omurgayı oluşturan kemik yapılardan biri.

OMUR SAYIMI [vertebral counts] Genellikle mevcut bütün omurların sayılması.  

OMURGA [carina, keel] 1- Gemi boyunca uzanan taşıyıcılarının bağlandığı ana yapı.

OMURGA [vertebrae] 2- Bazı canlılardaki kemik ya da kemiğimsi taşıyıcı ana yapı. Kafatasından kuyruğa kadar uzanan omurların oluşturduğu bütün.

OMURGALILAR [Vertebrata, vertebrates] Hayvanlar aleminde kordalıların çenesizler (Agnatha), balıklar (Pisces), sürüngenler (Reptilia), ikiyaşayışlılar (Amphibia), kuşlar (Aves) ve memeliler (Mammlia) alt sınıflarını içine alan en geniş altkabilesidir. Öz olarak böcekler hariç diğer hayvanları kapsar. Yaklaşık 57.740 tanımlanmış türü içerir. Önemli özellikleri kaslar ve merkezi sinir sistemidir. Diğer özellikleri omur ve kafada yer alan gözlerinin olmasıdır. İçiskeletlidirler.

OMURGASIZLAR [Invertebrata, invertebrates] Balıklar (Pisces), sürüngenler (Reptilia), ikiyaşayışlılar (Amphibia), kuşlar (Aves) ve memeliler (Mammlia) dışında olup omurgası olmayan 30 kabileyi içeren en basitinden (süngerler-Porifera ve yassısolucanlar-Plathelminthes) karmaşık olanlara kadar (eklembacaklılar- Arthropoda ve yumuşakçalar-Mollusca) uzanan omurgasız çok hücreli hayvanları kapsar. Hayvan türlerinin %97’sini omurgasızlar oluşturur.

OMURGASIZYİYEN [invertivore] Böcekler hariç, omurgasızlarla beslenen.

OMUZ [humeral] Balıklarda kafanın hemen arkasındaki omuza ait kısım.

OMUZ PULU [humeral scale] Karın ve göğüs yüzgeci üstündeki sivri tepeli, değişikliğe uğramış pul. Örnek; hamsigiller (Clupeidae ve Engraulidae).

ONAYAKLILAR [Decapoda, lobsters, crayfish, crabs, shrimps, prawns] Kabuklular (Crustacea) altkabilesi, Malacostraca sınıfı, Eucarida üsttakımında bir takımdır. Dendrobranchiata ve Pleocyemata alttakımlarını ve birçok süperaileyi içerir. Birbirine benzeyen yengeçler, istakozlar, deniz tekeleri, karidesler, kerevitler gibi birçok grubu içine alır. Adlarının ima ettiği gibi bu kabukluların 10 ayağı vardır. Öndeki 3 çift ağız parçalarını (maxilliped) oluşturur. Kalanlara göğüs ayağı anlamında periopod denir. Birçok onayaklıda ise bir çift ayak kıskaça dönüşmüştür.

ONKOJENİK [oncogenic, carcinogenic] Karsinojenik. ® Kanser yapıcı.

ONLUK DEVRE [decade] On yıllık süreçler, dönemler için kullanılan anlatım.   

ONOMATOLOJİ [onomatology] İsimbilim ve isimlerin sınıflandırılması.   

ONTO- (önek) [onto-] Varlık anlamında.

ONTOGENEZ [ontogenesis] ® Bireyoluş.

ONTOGENİ [ontogeny] Ceninden (embriyon) erin bireye gelişme.

ONTOLOJİ [ontology] ® Varlıkbilim.  

OO- (önek) [oo-] Yumurta.

OOGENEZ [oogenesis] Yumurtaların oluşup gelişmesi.

OOGONYUM [oogonium] Dişide yumurtaları meydana getiren göze (hücre).

OOSİT [oocyte] Mayoz başladığında oogonyumlar oosit olur ve uzmanlaşmış gözeler (hücreler) oositi sarar. Oosit yumurtlanmak için olgunlaşmaya geçer.

OOSPOR [oospore] Su yosunu ve mantarların kalın duvarlı yumurta gözesi (hücresi).

OP. CITA. (op. cita.) (kısaltma) [opere citato] Tekrar edilmek istenmeyen kaynağı belirten gönderme.

OPAK [opaque] Işığın geçmesini engelleyen malzemeyi belirten terim. 

OPAK KUŞAK [opaque zone] Otolitte diğerlerine göre daha az ışık geçiren büyüme halkası. Bu kuşak yansıyan ışıkta beyazımsı parlak fakat ince kesitten alttan ışık verilip üstten gözlendiğinde koyu renkli gözükür.

OPERKULUM [operculum, lid, covering] Kapak. Balıkların solungaçlarını örten kapak. ® Operkulum. ® Solungaç kapağı.

OPERKÜL [opercle] Solungaç kapağında yer alan genelde en büyük kemik. Yaş tayininde de kullanılabilmektedir.

OPERKÜL KANALI [opercular canal] Kafada devam eden yanal çizgi uzantısı. ® Baş kanalı. ® Okupital kanal.

OPHICHTHUS RUFUS (YILANKURDU BALIĞI, DİKENLİ YILANBALIĞI) [Rufus snake eel] Tabansaldır (demersaldır). Boyu TL=60 cm olabilir. Kıta sahanlığında kumlu, çamurlu zeminde bulunur.

OPHIDION BARBATUM (YILANSI BALIK, KAYIŞ BALIĞI) [snake blenny] Tabansaldır (demersaldır). 150 m derinliğe kadar rastlanır. Boyu TL=30 cm kadar olabilir. Balıkçılığı yoktur.

OPHIDION ROCHEI (KAYIŞ BALIĞI) [?] Tabansaldır (demersaldır) ve 150 m derinliğe kadar rastlanır. Boyu TL=30 cm kadar olabilir. Balıkçılığı yoktur.

OPHIIDAE [cusk-eels] ® Yılansıbalıkgiller.

OPHISTOBRANCHIA [sea slugs, nudibranchs] ® Arttansolungaçlılar.

OPHISURUS SERPENS (YILANKURDU BALIĞI, DİKENLİ YILANBALIĞI) [serpent eel] Mercan resifiyle ilişkilidir. Acısuya girer. 300 m derinliğe kadar inebilir. Boyu 2.5 m olabilir. Ticari balıkçılığı önemsizdir. Kıta sahanlığı üstünde kafası dışarıda kalacak şekilde kum ya da çamura gömülü bulunur.

OPHIUROIDEA [brittle stars] ® Yılanyıldızları.

OPHİ- (önek) [ophi-] Yılan.

OPİSTO- (önek) [opistho-] Arkasında, tersi, aksi tarafta, geri, sırt.

OPİSTONEFROZ [opisthonephros, mesonephros] Erin balıkların işlevsel boşaltım organı, böbreği.

OPORTUNİST [opportunist] ® Fırsatçı.

OPTİK KASLAR [optic muscles] ® Göz kasları.

OPTİMUM [optimum] En elverişli durum, konum, hal.

OPTİMUM BALIKÇILIK YETENEĞİ [optimum fishing capacity] ® En iyi balıkçılık yeteneği.

OPTİMUM BÜYÜKLÜK [optimum size] ® En iyi büyüklük.

OPTİMUM ÜRÜN [optimum yield, optimum sustainable yield] ® En iyi ürün.

OPTİMUM YAŞ [optimum age] ® En iyi yaş.

ORAL [oral] Ağız ile ilgili. Ağza ait. Ağzın bulunduğu bölge. ® Aboral.

ORAL DİSK [oral disk] Taşemegiller’in (Petromizontidae) yuvarlak ağızları.

ORAL FİMBRİYA [oral fimbria] ® Ağız contası.

ORAL İNKÜBASYON [oral incubation, oral gestation] Apogonidae-Kardinalbalığıgiller ve diğer bazı ailelerde görülen ağızda kuluçkalama, bir cins ağız gebeliği. ® Ağızda kuluçkalayıcı. ® Ağız gebeliği.

ORANSAL KOTA [proportional quota] Balıkçılık kotası kesin bir değere göre değil değişebilen toplam izin verilebilir ava (TAC) göre uygulanmaktadır. TAC değiştikçe verilen kota (avlanabilir balık miktarı) değişir.

ORBİT [orbit] ® Göz çukuru.

ORCYNOPSIS UNICOLOR (AKPALAMUT BALIĞI, AK PALAMUT) [plain bonito] Yüzücü (pelajik), okyanusgöçerdir (okyanodromdur). Boyu TL=150 cm civarında olabilir. Ticari balıkçılığı önemsizdir.  Küçük sürüler oluşturur. Yüzeye yakın dolaşır ve 1. sırt yüzgeci suyun dışında kalır.

ORDİNAT [ordinate] Y-ekseni.

ORDİNO [?] Gemi adamının gemiye atanma belgesi.

ORDO [order] Aile ve sınıf arasında yer alan canlılar grubu. ® Takım.

ORFOZ [dogtooth grouper] 1- ® Epinephelus caninus.

ORFOZ [dusky grouper] 2- ® Epinephelus marginatus.

ORFOZ [Haifa grouper] 3- ® Epinephelus haifensis.

ORFOZ [Malabar grouper] 4- ® Epinephelus malabaricus.

ORFOZ BALIĞI [blacktip grouper] 1- ® Epinephelus fasciatus.

ORFOZ BALIĞI [dusky grouper] 2- ® Epinephelus marginatus.

ORFOZ BALIĞI [mottled grouper] 3- ® Mycteroperca rubra.

ORGAN YENİLENMESİ [organ regeneration] ® Yenilenme.

ORGANİK YEM [organic bait] Oltacılıkta kullanılan herhangi bir organik madde (kurt, böcek, balık, peynir, ekmek vs).

ORGANİZMA [organism] 1- Canlıyı oluşturan organların hepsi. 

ORGANİZMA [organism] 2- Herhangi yaşayan varlık.

ORGANOFOSFATLAR [organophosphates] Kısa ömürlü tarım ilaçları.

ORGANOGENEZ [organogenesis] Geç cenin (embriyon) evresinde organ sistemlerinin oluşması.

ORGANOMETALİK [organometallic] Bir metale bağlı karbon kökleri yani organik radikali bulunan kimyasal bileşik. Örnek; sodyum etil.

ORIENTALIS [east] Doğu.

ORKİNOS [little tunny] ® Euthynnus alletteratus.

ORKİNOZ [albacore] 1- ® Thunnus alalunga.

ORKİNOZ [northern bluefin tuna] 2- ® Thunnus thynnus.

ORNİTOLOJİ [ornithology] Kuşbilimi.

OROFARİNKS [oropharynx] Beslenme kanalının ağız-yutak boşluğu kısmı.

ORTA [intermediate] İlk ve son arasında yer alan.

ORTA MALININ TRAJEDİSİ [tragedy of the commons] Toplumun ortak malı olan doğal kaynakların sürdürülebilir en yüksek ürün miktarının (MSY) aşılması nedeniyle giderek azalması ya da kaybı ortak toplumsal trajedidir. Bu durum maalesef birçok balıkçılık için geçerlidir. Bireyler hiç kimseye ait olmayan ortak kaynağın (ortadaki malın) korunmasına gerekli ilgiyi göster-memektedirler. 

ORTA ÖLÇEK [mesoscale] Kabaca 10-1000 km yatay boyutlarındaki olayları içerir.  

ORTABENTOZ [mesobenthos] Deniz tabanında 200-1000 m derinliklerde yaşayan organizmalar.

ORTAK BALIKÇILIK [common fisheries] Herhangi bir devlete ait olmayan balıkçılık.

ORTAK BALIKÇILIK POLİTİKASI [Common Fishery Policy, CFP] ® AB-Ortak Balıkçılık Politikası.

ORTAK İSİM [nomen collectivum (nom. collec.)] Henüz bilinenler içerisinden hangi gruba ait olduğu bilinmeyen, belirlenmemiş gruba verilen ad.

ORTAK STOK [shared stock] 1- Komşu ülkenin münhasır ekonomik kuşağını aşarak göç eden balık stoku. 

ORTAK STOK [shared stock] 2- Birden çok ülke tarafından avlanan balık stoku.

ORTAKÇILIK [commensalism] Birinin yararına diğerinin zarar görmediği ilişki. ® Besin ortakcılığı. Örnek; deniz şakayıkı (Anemonia)-balık birlikteliği.

ORTAKYAŞAMA [symbiosis] İki farklı türün birbirine zarar vermeden, birbirinin yararına paylaşımlı yaşaması, birlikteliği. 

ORTAKYAŞAR [symbiont] Paylaşarak yaşayan. İki farklı türün birbirine zarar vermeden birlikte olması durumu. 

ORTALAMA [average, mean] Değerlerin toplamı/değerlerin sayısı (åx/n).  

ORTALAMA BİYOKİTLE [mean biomass] Ortalama balık ağırlığı x Balık sayısı.

ORTALAMA YAŞAM BEKLENTİSİ [life expectancy] Yaşama süresi. Bir organizmanın beklenen - umulan yaşama süresi, ömrü.

ORTALESİTAL [mesolecithal] Orta derecede yumurta sarısı olan yumurta(lar).

ORTAM [ambient] Belirli bir yerde bulunan (o yeri çevreleyen) durum, koşul. Örnek; ortam sıcaklığı.

ORTANCA [median] Ölçüm değerleri küçükten büyüğe (ya da tersi) sıralandığında ortaya gelen değer.

ORTAPLANKTON [mesoplankton] Büyüklüğü 1 mm ile 1 cm arasında değişen plankton. Orta derinliklerde yaşayan plankton şeklinde anlaşılması nedeniyle sık kullanılmamaktadır.

ORTASU [midwater] Ortayüzücü yani ortapelajik (mezopelajik) kuşak ile ilgili. Kısaca yüzey suları ile taban suları arasındaki kuşakta yer alan sular.

ORTASU TROLÜ [midwater otter trawl, midwater trawl] Taban ile yüzey arasında herhangi bir uygun derinlikte bir tekne ve kapılarla ya da iki tekneyle (kapısız) çekilen balık ağı. Ağın sürüklenme derinliği, sonarda derinliği belirlenen balık sürüsünün bulunduğu derinliğe göre ya kablolu ya da kablosuz mantar yaka üstü akustik sistemle belirlenir. Ağın ön kısmı çok geniş gözlü olup sürünün sanki bir tünel içerisine girmesi şeklinde bir etkiye sahiptir. Sürünün ortasuda kullanılan bir ağa girmesi için ağız açıklığının en az 4x4 metre boyutlarında kare olması deneyimle öğrenilmiştir. Tabanda ve ortasuda kullanılabilen kombinasyon ağlar da mevcuttur. Hafif malzemeden üretilen ortasu ağları tabanda çabuk yıpranırlar. Bu nedenle ağın ağız kısmında ağ malzemesi yerine belirli aralıklarla yerleştirilmiş halatlar da kullanılmaktadır.

ORTATUZCU [mesosaline] Orta derecelerdeki tuzluluğa dayanıklı organizma.

ORTATUZLU [mesohaline] Tuzluluğu 3-10 ppt arasında olan acısu ya da tuzluluğu 30-34 ppt arasında olan deniz suyu.

ORTAYÜZÜCÜ (ORTAPELAJİK, MEZOPELAJİK) [mesopelagic] Okyanusların orta derinlikteki suları. Kullanıcıya göre derinlik sınırları değişmekte olup 200-1200 m ya da 150-2000 m derinlik aralıklarındaki sular ima edilmektedir. Bu suların özellikleri alaca karanlık ile keskin sıcaklık farklılığı şeklinde verilmektedir. ® Derinyüzücü (batipelajik). ® Tümyüzücü (holopelajik). ® Üstyüzücü (epipelajik).

ORTO- (önek) [ortho-] Düz, dik, dik açılı. 

ORTOGRAFİK DEĞİŞİKLİK [orthographic variant] 1- Aynı ismin birden çok şekilde yazılması.

ORTOGRAFİK DEĞİŞİKLİK [orthographic variant] 2- İki ya da daha fazla birimin isimlerinin yazılışlarının birbirlerine çok yakın olması sonucu oluşan şaşırtıcı durum. 

ORUÇ REİS [?] Yunanca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca bilen ve kardeşi İlyas Reis ile birlikte denizciliğe başlayan Türk denizci (1470-1518). Daha sonra diğer kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) kendisine katıldı. Piri Reis ile zamanın sultanı Yavuz Sultan Selim’e hediyeler gönderdi. Karşılığı olarak hil’at giydi. Cezayir’e hükmetti ve doğu Cezayir’i Hızır Reis’in emrine ve batı kısmını ise kendi hükmünde tuttu.

ORYENTASYON [orientation] Yönelme.

OSEANARYUM [oceanarium] Büyük deniz suyu akvaryumu. 

OSEANOGRAFİ [oceanography] Okyanus ve deniz sularının kimyasal ve fiziksel yönden incelenmesi, dalga dinamiği ve akıntılar, sudaki bitkisel ve hayvansal canlıların biyolojisi, taban yapısı ile sedimanları araştıran çok disiplinli bilim kolu. Osenaografi terimi çoğu kez (yanlış bir şekilde) oşinografi olarak da yazılıp söylenmektedir.

OSELLUS [eye-spot] 1- ® Göz lekesi.

OSELLUS [ocellus] 2- ® Benek.

OSİFİYE [ossify] Kemikleşme.

OSMOREGÜLASYON [osmoregulation] Organizma içerisindeki belirli, uygun bir tuz-su dengesinin korunmasıdır. Tatlısu balıkları seyreltik ortama tuz kaybettiklerinden solungaçlarıyla aktif olarak ortamdan iyon alırlar. Yine vücutları daha yoğun bir ortam olduğu için vücuda giren su ile şişebilirler. Bunu dengelemek için böbreklerinden her gün vücutlarının %20 ağırlığı kadar seyreltilmiş idrar atarlar. Deniz balıkları daha yoğun ortamda solungaç-larından su kaybederler. Büzüşmemek ve eksilen suyu tamamlamak için ise içerisinde çokça iyonun (tuzun) bulunduğu suyu içerler. Fazladan alınan tuzlar özellikle NaCl ve KCl solungaçlardan diğerleri ise böbrekler üzerinden atılır ve bu yolla tuz-su dengesi sağlanır. ® Hiperozmotik. ® Hipotonik.

OSMOTİK BASINÇ [osmotic pressure] Yarı geçirgenle ayrılmış farklı yoğunluktaki iki çözeltinin akışkanlık basıncıdır. Seyreltik çözeltilerin osmotik basıncı p=MRT’dir. M=Molarite; R=Gaz sabiti; T=Termodinamik sıcaklık ki buna önceleri mutlak sıcaklık denmekteydi.

OSMOZ [osmose, osmosis] ® Geçişme.

OSTARİOFİZİ (OSTARIOPHYSI) [ostariophysi] ® Kemikdesteklikeseliler.

OSTEO- (önek) [osteo-] Kemik. Örnek; osteosit (osteocyte)-kemik gözesi (hücresi).

OSTEOBLAST [osteoblast] Kalsiyum tuzları biriktirerek kemik oluşturan göze (hücre).

OSTEODERM [osteoderm] Deri üzerindeki kemiksi yapılar.

OSTEOLOJİ [osteology] ® Kemikbilimi.

OŞİNOGRAFİ [oceanography] ® Oseanografi. 

OT BALIĞI  [goldsinny-wrasse] 1- ® Ctenolabrus rupestris.

OT BALIĞI [green wrasse] 2- ® Labrus viridis.

OT BALIĞI [?] 3- ® Symphodus doderleini.

OT BALIĞI [blacktailed wrasse] 4- ® Symphodus melanocercus.

OT BALIĞI [ocellated wrasse] 5- ® Symphodus ocellatus.

OT BALIĞI [?] 6- ® Symphodus rostratus.

OT BALIĞI [axillary wrasse] 7- ® Symphodus mediterraneus.

OT BALIĞI [ballan wrasse] 8- ® Labrus bergylta.

OT BALIĞI [brown wrasse] 9- ® Labrus merula.

OT BALIĞI [corkwing wrasse] 10- ® Symphodus melops.

OT BALIĞI [cuckoo wrasse] 11- ® Labrus mixtus.

OT BALIĞI [east Atlantic peacock wrasse] 12- ® Symphodus tinca.

OT BALIĞI [five-spotted wrasse] 13- ® Symphodus roissali.

OT BALIĞI [grey wrasse] 14- ® Symphodus cinereus.

OTÇU [herbivorous] Bitkiyle beslenen. ® Otobur.

OTÇUL [herbivore] ® Otobur.

OTİK [otic] Duymayla ilgili. Kulak. 

OTLAMA [grazing] Bitkiyle beslenmek. Bitkisel plankton ile beslenen hayvansal plankton.

OTLAYICI [grazer] Bitkiyle beslenen balık ve diğer canlılar.

OTOBUR [herbivore] Besin kaynağı olarak bitki tüketen (heterotrof) organizma. Bitkilerle beslenen canlı.

OTOKLAV [autoclave] Kapağı ve gövdesi iç basınca dayanıklı bir cins tencere. Laboratuar malzemelerinin mikroplardan arındırılmasında (sterilizas-yon) kullanılan alet.

OTOLİN [otolin] Balık otoliti içerisinde CaCO3 kristallerini saran büyük molekül ağırlığına sahip proteinin adı. Otolit kesiti ısıtıldığında yanarak koyu renk alan organik madde.

OTOLİT [otolith] Balıkların içkulaklarında her iki tarafta üçerden 6 adet bulunan taşlar. Bu taşlar biyolojik kökenli CaCO3 olan aragonite kristallerinin otolin adı verilen bir organik molekül ile sarılmasıyla oluşturulmakta olup statolit olarak ta anılmaktadırlar. Denge, yer çekimi, duyma, hızın algılanmasında kullanılan sert aksam(lar)dır. Bu taşlardan genellikle en büyüğü sagitta’dır. Sagitta sacculus’ta, lapillus utriculus’ta ve asteriscus ise lagena içerisinde bulunur.

OTOLİTOMETRİ [otolithometry] Otolitlerdeki büyüme halkalarından yaş tayini.

OTOLİZ [autolysis] Protein, yağ ve diğer vücut parçalarının (dokuların) balığın ölümünden sonra enzimlerle bozunması. Bozunma hızı, sıcaklığa bağlıdır.

OTOMATİK ÇAPARİ [automatic longline] Çapari balıkçılığında oltalara yem takan, atan ve toplayan mekanizma.

OTOMATİK SEVİYE ÖLÇER [automatic tide gauge] Deniz seviyesindeki değişiklikleri ölçen ve kaydeden cihaz ya da mekanizma.

OTOMATİK YEMLEYİCİ [automatic feeder] Ağ kafeslerde balık besiciliği-yetiştiriciliğinde yemi önceden belirlenen zaman ve miktarda veren cihaz.

OTO-PİLOT [autopilot] Gemileri istenen gidiş yönünde (rotada) tutmada kullanılan elektronik bir alettir.

OTOTROF [autotroph] Kendi besinini üreten. Özbeslenen. ® Kendibeslek.

OTOTROF GÖL [autotrophic lake] Organik maddelerin kendi içinde oluştuğu ve etrafındaki karadan gelmediği göl.

OTOTROFİ [autotrophy] Özbeslenme. Kendibesleyicilik. ® Kendibeslek.

OTURMA ALANI [home range] Bir canlı ya da canlı grubunun serbest hareket ettiği ve gereksinmelerini karşıladığı kesim.

OTUZ SANİYE KURALI [thirty second rule] Sıcaklık ve neme bağlı olmakla birlikte otuz saniye su dışında kalan alabalığın salıverilmesinden sonra yaşama şansı çok azdır. 

OVARYUM [ovarium, ovary] ® Yumurtalık. 

OVAT [ovate] Yumurta şeklinde.

OVİDUKT [oviduct] ® Yumurta kanalı.

OVİPAR [ovipariy] Yumurtlamayla çoğalmayı belirtir. Anne vücudunda hiçbir ya da çok az bir gelişme olur. Asıl cenin (embriyon) gelişmesi anne vücudunun dışında gerçekleşir. Kuluçka döneminden sonra yavrular yumurtadan genç bireyler olarak çıkar. ® Yumurtlayan.

OVOLİZ [oolysis] Döllenmemiş yumurtanın yozlaşarak bozunması.

OVO-TESTİS [ovo-testis] Hem erkek (erbezi) hem de dişi (yumurtalık) üreme dokularını taşıyan. Erdişi ya da erselik (hermafrodit) hayvanlarda görülür. Örnek; Centropristes.

OVOVİVİPAR [ovoviviparity, ovovivipary] 1- Yumurtaların anne karnında döllendiği ve çıktığı fakat embriyonun plasenta bağlantısının olmadığı üreme şekli. Ceninlerin (embriyonların) vücut içerisinde göbek bağı olmadan farklı keselerde (yumurta zarıyla ayrılmış olarak) gelişmesi yani kuluçka aşamasını tamamlaması ya da tamamlama aşamasında olup doğması şeklindeki çoğalmayı belirtmede kullanılır. Ovovivipar çoğalmada ceninler (embriyonlar) yumurta sarısından beslenir. Ana yalnız gaz değişimini sağlar. ® Canlı doğurma. ® Aplasental.

OVOVİVİPAR [ovoviviparous] 2- Oluşan kabuklu yumurtaların ana karnında açılması şeklindeki üreme. Kurtçukların (larva) kordonu (plasentası) yoktur ve anneden besin almazlar. Yavrular minik erin bireyler olarak doğar, yüzer ve beslenir. Örnek; Gambusia holbrooki.

OVUM [ovum] Yumurta. 

OXYNOTUS CENTRINA (DOMUZ BALIĞI, DOZUM BALIĞI) [angular roughshark] Derintabansaldır (batidemersaldır). 60-600 metre derinliklerde rastlanır. Boyu TL=150 cm olabilir. Ticari balıkçılığı önemsizdir. Sahanlık ucunda ve sahanlık yamacının üst kısmında bulunur. Canlı doğurucudur (ovovivipardır). Eti yenir. Balık unu ve yağı yapımında kullanılır. 

OXYURICHTHYS PAPUENSIS (SİVRİKUYRUK KAYABALIĞI) [frogface goby] Mercan resifiyle ilişkilidir. 1-50 m derinliklerde rastlanır. Acısuya girer. Boyu TL=18 cm olabilir. Yakın kıyıda korunaklı ve saklanılacak yerlerde bulunur. Tehlike anında kendisini çamura gömer.

OYA-ŞİO AKINTISI [Oya current] Japonca’da Oya-shio adıyla anılan ve aynı zamanda Kuril akıntısı adını da alan kuzeyden Kamçatka boyunca  güneybatıya Kuril adalarına doğru yüzeyden akan okyanus akıntısıdır. Soğuk, az tuzlu Oya akıntısı doğu Japonya’da Kuro akıntısının uzantısının altına girer ve güneye doğru devam eder. Oya akıntısının saniyede 15 milyon m3 su taşıdığı tahmin edilmektedir.

OZMOREGÜLASYON [osmoregulation] ® Osmoregülasyon.

OZMOZ [osmose, osmosis] ® Geçişme. 

OZON [ozone (O3)] 1- Yüksek oksitleyici özelliği olan ağır kokulu, gaz. Atmosferin üst katmanlarında bulunur ve morötesi güneş ışınlarını emer.

OZON [ozone] 2- Yüksek enerjili oksijen molekülü (O3).

OZON TABAKASI [ozone layer] Güneşten gelen morötesi radyasyonu süzen ve ozon içeren 20-50 km üzerindeki atmosfer katmanı.