H [son güncelleme 27 Mayıs 2008]
ha (kısaltma) [hectare] ® Hektar.
HABİTAT
[habitat] Yaşamortam
da denmektedir. ® Yaşamalan.
HAÇERİ
[hatchery] ® Kuluçkahane.
HADAL [hadal] Deniz ve okyanuslarda 6.000
metreden derin olana ait anlamındadır.
HADAL KUŞAK [hadal zone] Okyanusların 6.000-
HADAL-PELAJİK [hadal pelagic] ® Hado-yüzücü.
HADO-BENTİK [hadobenthic] ® Hado-tabancıl.
HADO-PELAJİK [hadopelagic] ® Hado-yüzücü.
HADO-TABANCIL (HADO-BENTİK) [hadobenthic] 6.000 metreden derin okyanus tabanı.
HADO-YÜZÜCÜ (HADO-PELAJİK) [hadopelagic] 6.000 metreden derin su tabakası.
HAECKEL [Ernst
Haeckel] Ernst Heinrich Philipp August Haeckel, Alman zoolog (1834-1919). Başlıca ilgi alanını evrim
oluşturmaktaydı. Lamark görüşüne yakındı fakat
Darwin’in görüşlerinin yaygınlaşmasına neden oldu.
Biyogenetiğin temel yasasını oluşturdu. Buna göre
“bireyoluş soyoluşun özetidir”. Öğrencilerinden Hollandalı
Eugene Dubois İndonezyada insanın atasına ait ilk
kalıntı olan Java adamını buldu. Haeckel omurgasızlar
anatomisi üzerinde uzmandı ve biyolojiyi sanat olarak algılardı.
Ayrıca filum ve ekoloji terimlerini ilk kullanan
bilim adamıdır.
HAFİF TÜTSÜLENMİŞ [light smoked, mild
smoked] Hafif tütsü koku ve tadı vermek için kısa
süreli tütsülenmiş balık. Saklama süresi (raf ömrü)
sınırlıdır.
HAK [right] Belirlenmiş miktarda
balığı avlama hakkı. Toplam izin verilebilir avın
(TAC) bir kısmının ya da parçasının tekne ya da sair
araçları kullanarak balıkçılığı düzenleyici organın
koyduğu koşul ve plana uygun olarak avlama hakkı.
HAKİKİ KALKAN [?] ® Psetta maeotica.
HAKİKİ MEVKİİ [true position] Coğrafi enlem ve
boylamı belli noktalar, kerteriz alınarak konulmuş mevkii.
HAKİM RÜZGÂR [prevailing wind] Diğerlerine
göre en çok ve sık esen rüzgâr ve rüzgâr yönü.
HALAT [ground cable, sweep line] Kapılar ile yakalar
arasına bağlayan halat.
HALAT TROL [rope trawl, spaghetti trawl] Özellikle orta su trol
ağlarının suya karşı direncini azaltmak için
ağın geniş ağız kısmının birbirine
koşut (paralel) gibi uzanan halatlardan oluşturulmuş olduğu
trol ağı.
HALİÇ [estuary] 1- Görece geniş ırmak
ağzı. ® Irmak ağzı.
HALİÇ [Golden
Horn] 2-
İngilizcedeki kelime anlamı Altınboynuz olan İstanbul
Boğazı’nın Marmara ağzında yer alan ve karaya
doğru giren suyu.
HALİN [haline] Tuzlu ya da tuz miktarıyla ilgili.
HALİOPLANKTON [halioplankton] Tuzlusu planktonu.
HALK [deme] Bir popülasyonun coğrafi sınırlama nedeniyle
aynı türden olan diğer popülasyonlarla çiftleşme eğilimi
olması. Taksonomik konumları aynı olmasına rağmen
yapısal özellikleri ve yaşam şekilleri bakımından
biraz farklılaşmış topluluk.
HALK DİLİNDEKİ AD [vernacular name] Halkın anadilinde kullandığı
ad.
HALKA [annulus, çoğ., annuli] 1-
Değirmi şekilli yapı. Örnek; balıkların
otolitlerindeki büyüme halkası.
HALKA [ring]
2-
Balığın sert aksamlarında yer alan ve yaş tayinlerinde
kullanılan büyüme kuşağı. Bunlara bant, marka ve kuşak
da denmektedir.
HALKA TROLÜ
[ring trawl] Görece büyük gözlü olup balık yumurta ve
larvalarının örneklenmesinde kullanılan plankton
ağı.
HALKALIKURTLAR [Annelida, segmented worms] Bu kabile
(filum), yaygın bilinen yer solucanları (Oligochaeta), ve sülükler
(Hirudinea) altsınıfları ile (Echiura, Pogonophora yanında)
denizde önemli yeri olan çokkıllılar (Polychaeta)
sınıflarını kapsar. Kabile mensupları uzun, yuvarlak
ya da yassı vücutludurlar. Kısa bir başı boğumlu vücut
kısmı izler. Vücut iki-yanlı (bilateral)
bakışımlıdır (simetriktir). Gerçek solunum
organları yoktur. Çeşitli renkte olabilirler. Vücudun dış
yüzeyi dayanıklı bir kutikula ile örtülüdür. Vücut çeperi ve
bağırsak arasında vücut boşluğu sölom (coelom) yer
alır. Her vücut boğumunda setae denilen kılsı
çıkıntılar bulunur. Kırmızı kan ve damar ile ip
merdiveni gibi sinir sistemi gelişmiştir. Erdişi (hermafrodit)
ya da ayrı eşeylidirler (cinsiyetlidirler). Birçok farklı besini
alırlar. Karada, tatlı ve tuzlusuda yaşarlar ve yerkürenin her
yerinde yaygındırlar.
HALKAMSI [annular] Daire şeklinde.
HALKOKLİN [halcocline] Tuzluluğun ani değiştiği
kuşak.
HALO- [halo-] Tuz, tuzlu. Örnek; halofil (halophilous)-tuzlu
ortamı seven canlı.
HALOBENTOS [halobenthos]
Deniz tabanındaki hayvansal (fauna) ve bitkisel
(flora) varlıklar.
HALOFİL [halophilous] ® Tuzsever.
HALOJEN [halogen] Tuzyapar.
HALOKLİN [halocline] Deniz suyunda farklı iki tuzluluk
tabakası arasında tuzluluğun hızlı
değiştiği bölge.
HALOLİMNİK [halolimnic] Tatlısuda yaşamaya uyum sağlamış
deniz canlıları.
HAM [crude] Saf olmayan, bulaşık kimyasal
madde. Örnek; petrol.
HAM VERİ [raw data] Çözümlenmemiş
veri, bilgi.
HAMSİ [European
anchovy] ® Engraulis encrasicolus.
HAMSİGİLLER [Clupeidae, herrings] Tatlısu,
acısu ve denize girenleri vardır. Clupeiformes
takımının, Clupeidae ailesinde Dussumieriinae, Clupeinae, Alosinae, Pellonulinae, Dorosomatinae olmak
üzere 5 altaileyi barındırır. Bunlarda ise 66 cins ve 216
tür yer almaktadır. Çoğunluğu önemli balıkçılık
kaynağıdır. Bu türler içerisinde en yaygın bilinenleri
ringa balığı Cupea
harengus ile Sardina pilchardus –
sardalyadır.
HAMSİN [fifty
(anchovy periode)] Soğuk
günlerin 31 Ocak – 21 Mart arasında kalan 50 günlük kısmına
verilen ve kışın son günlerini belirten eski tanımlama.
Arapçada (50) elli anlamına gelmektedir. Hamsin kelimesi genelde hasat ve
meyveler bayramı kavramlarını da içermektedir. Deniz
balıkçılığı açısından anılan 50 günlük
dönemde hamsi balığının bolluğu ile lezzetinin iyi
olduğu kabul edildiği için anlamlıdır.
HAN BALIĞI [shi drum] ® Umbrina cirrosa.
HANİ [comber]
1- ® Serranus cabrilla.
HANİ [painted comber] 2- ® Serranus scriba.
HANİGİLLER [Serranidae] Levreksiler (Perciformes) takımı, Percoidei
alttakımı, Percoidea üstailesinin bir ailesidir. Bu ailede Anthiinae, Epinephelinae, Grammistinae,
Liopropomatinae ve Serraninae olmak üsere 5 altaile yer almaktadır.
Geniş bir balık ailesidir ve yaklaşık 60 cins ve 500 kadar
türü kapsar. Ailede en küçüğü
HANOZ [comber]
1- ® Serranus cabrilla.
HANOZ [painted comber] 2- ® Serranus scriba.
HAPLO- (önek)
[haplo-] Basit, tek. Örnek; haploid. Eşeysel gözedeki (hücredeki) tipik kromozom sayısı.
HARCANAN GÜÇ BİRİMİ
BAŞINA DÜŞEN AV [catch per
unit effort] ® Birim av.
HAREKETLİ [mobile] Yer değiştiren. Bir yerde
durmayan. Bırakıldığı yerde durmayan balık. Markalama
deneyinde bırakıldığı yerden 1.5 km’den çok sapan balık.
®
Gezici.
HAREKETLİ AV ARACI [mobile fishing gear] Çekilebilen, sürüklenebilen av
aracı. Örnek; trol.
HAREKETSİZ [motionless] Bir hayvanın herhangi bir şekilde hareket
etmemesi. Duruyor olması. Ancak kolları (uzantıları)
hareketli olabilir. ® Durağan (stationary).
HAREM [harem]
Erkek balığın, üzerlerinde
baskınlığını sürdürdüğü dişi balıklar.
HAREMİ OLAN ERKEK [male-with-harem family] Ataerkil/anaerkil aile.
Cichlidae yani sihlidgiller’de erkek birçok yumurtlama yerinde dişilerin
bulunduğu geniş bir alanı korur. Bu alandaki her dişi kendi
yavrularından sorumludur. Erkek çokeşlidir. Sihlidgiller’de belirgin
eşeysel çiftyapısallık (seksüel dimorfizm) vardır.
HARHARİAS BALIĞI [great white shark] ® Carcharodon carcharias.
HARHARİYASGİLLER [Odontaspididae,
Carchariidae, sand sharks] Kıkırdaklılar
(Chondrichthyes) sınıfı Lamniformes takımı Odontaspididae ailesini kapsar. Bu
aile bazen Carchariidae adıyla da anılmaktadır. Carcharias ve Odontaspis adında iki
cinsi vardır. Orta boydaki solungaç yarıkları çifttir. Gözler küçüktür.
Dişler 3 sıradır. Neredeyse bütün denizlerde bulunurlar. 3-
HARİKA AĞ [wonder net, retia mirabilia] Balinagiller
daldıklarında havayı tutmak ve kullanacakları oksijeni
depolamak zorundadırlar. Balinagillerde dalma süresi ve derinliği
değişkendir. Balinagillerin nefeslerini en çok 1 saat tutup 2000 m’ye
dalabilenleri vardır. Buna rağmen balinaların akciğerleri
kara hayvanlarındakinden oransal olarak büyük değildir.
Balinaların akciğerleri omurganın altında uzunlamasına
yer almakta olup kemikli balıklardaki yüzme kesesine benzemektedir. Mide
dengeleyici balast olurken mide ile akciğer arasındaki diyafram çok
güçlüdür. Örneğin Balaenoptera physalus türü balina bir kez nefes
alıp vermede
HARMANLAMAK [turning a ship with long round] Geminin geniş bir daire
çizecek şekilde hareket etmesi.
HASAT
[harvest] 1-
Belirli bir süreçte avlanan balıkların toplam sayısı ya da
ağırlığıdır. Tüketim hasadı.
HASAT [harvest] 2-
Akvakültürde pazar boyuna ulaşmış balıkların havuzdan
alınmasıdır.
HASAT
[yield] 3- ® Ürün.
HASAT EDİLEMEZ [non-harvestable] Balık
stoku ya da bu stokun bir kısmının mesleki
balıkçılarca kullanılamamasıdır.
HASAT KAPASİTESİ [harvesting capacity] Balıkçılık
filosunun hasat kapasitesidir. Genellikle makine gücü, tonaj, tekne
büyüklüğü ve istihap haddi olarak verilir.
HASAT KONTROLÜ [harvest control] Stoktan, doğru oranda
balığın yumurtlayabilmesini (uygulanan avcılıktan
kurtulabilmesini) sağlayan, mesleki ve sportif
balıkçılığın uyması gereken düzenleme(ler).
HASKEFAL [flathead
mullet] ® Mugil cephalus.
HASTALIK YAPICI [pathogen] Hastalık oluşturan canlı
organizma.
HAT [path]
Uzayda güncel ya da varsayımsal yol. Bir nesne ya da
ışığın geçtiği kısım.
HATA [error] Ölçülen
değer ile hesaplanan değer arasındaki farktır. Özel anlamda
ölçüm ve hesaplama ya da bir nesnenin gözleminde kontrol edilemeyen
değişimdir. Standart’tan ya da bir özellikten sapmadır.
HAVA EMBOLİZMİ [air embolism] ® Gaz kabarcığı hastalığı.
HAVA KABARCIĞI HASTALIĞI [gas bubble disease] ® Gaz kabarcığı hastalığı.
HAVA KESESİ [air bladder] ® Yüzme kesesi.
HAVA
KİRLİLİĞİ [air pollutıon] 1- İnsan
aktivitesi ya da volkanik patlama sonucu atmosfere karışan her türlü
malzemedir.
HAVA KİRLİLİĞİ [air pollution] 2-
Atmosferde doğal düzeyin üzerinde olup canlı yaşamı
etkileyecek düzeyde bulunan maddelerin oluşturduğu kirliliktir.
HAVA PERDESİ [air curtain] Delikli bir borudan çıkan havanın sudaki
kabarcıklarından oluşan perde. Balıkların belirli bir
yere (örneğin ağa) yönlendirilmesinde kullanılan bir cins
çittir.
HAVA POMPASI
[air pump] Akvaryumlarda hava taşına hava basan pompa.
HAVA SOLUYAN BALIKLAR [air breathing fishes] Solungaçlarının yanında atmosferdeki
havayı da yardımcı özel solunum organlarıyla soluyan
balıklar (Clariidae, Channidae, Belontidae, Osteoglossidae ve
akciğerli balıklar-Dipnoi) için kullanılmaktadır.
HAVA TAŞI [airstone] Akvaryuma
oksijen girdisini sağlamak için hava pompasından gelen havanın
kabarcık oluşturmasında kullanılan çok ince ve bol delikli
malzeme.
HAVA TUZAĞI [aerial trap] Sudan sıçrayan
balıkları avlamak için su yüzeyine paralel ve yakın
gerilmiş av aracı.
HAVADAN GÖZLEM [aerial survey] Balık
hareketleri hakkında alçaktan uçan bir uçaktan doğrudan gözlemleme ya
da fotoğraflama yöntemleriyle veri toplama.
HAVAKÜRE (ATMOSFER) [atmosphere] Yerkürenin etrafını saran
karışmış gazlardan oluşan örtüdür. Atmosfer,
gazların yanında az da olsa su buharı ile sıvı ve
katı parçacıkları içermektedir. Su buharı hariç, atmosfer %78.1 azot, %20.95 oksijen, %0.9 argon ve az miktardaki
diğer gazlardan oluşmaktadır.
HAVALANDIRICI [aerator] Akvaryumdaki oksijeni
artırmak için kullanılan pompa.
HAVALANDIRMA [aeration] Çözünmüş oksijen miktarını
artırmak için suya hava girişi.
HAVALANDIRMA TANKI [aeration tank] Su arıtma tesislerinde havalan-dırma
işleminin yapıldığı tank.
HAVUZ [pond] 1-
Küçük, sığ, tatlı ya da tuzlu su kütlesi.
HAVUZ [pond]
2-
İçerisinde ticari ya da süs amaçlı balık tutulan su kütlesi.
HAVUZ BALIĞI [goldfish] 1- Sazangillerden bir akvaryum ve süs
balığı. ® Carassius auratus.
HAVUZ BALIĞI [pond fish] 2- Genelde
havuzda büyütülmüş balık.
HAVUZ ÇİTİ [pond grate] Havuza giren ve çıkan suya
konulmuş olup istenmeyen balık girişi ve çıkışını
önleyen bir cins ızgara-çit, çeper.
HAVUZ KÜLTÜRÜ [pond culture] Kara içerisindeki havuzda balık
yetiştiriciliği.
HAVUZDA YUMURTLAMA [pond spawning] Yumurtlama etkinliği için ağ, dal, yuva
yeri, yumurtayı yapıştırma olanağı
sağlayıcı malzeme ve kısmı olan havuz.
HAVYAR [caviar] Mersin
balığı cinslerinden Acipenser
ve Huso’nun
hazırlanmış, tuzlu yumurtaları. Diğer balıklardan
Salmonidae, Cyclopteridae, Mugilidae aileleri fertlerinin yumurtaları ile
bazı Gadidae, Cyprinidae fertlerinin yumurtaları da havyar olarak
hazırlanmaktadır. Acipenser
ve Huso cinsi dışında
kalan balık yumurtalarından hazırlanmış havyara genel
olarak yalancı havyar denmektedir.
HAYALET AĞ [ghost net] Kötü
hava ya da ihmal nedeniyle yitirilmiş pasif balıkçılık
ağı. ® Sürüklenme ağı.
HAYALET AVCILIK [ghost fishing] Iskartaya
ayrılarak atılmış ya da kazaen kaybedilmiş bir
ağın avı.
HAYALET SAZAN [ghost carp] Beyaz görünüşlü sazan balığı
(Cyprinus carpio).
HAYDROS [lazy deckie, lazyline, poke line] Torbadan
maçaya uzanan güvence halatı. Torbanın
gerektiğinde tersten güverteye alınmasında kullanılan
halat.
HAZARKAYA [?] ® Caspiosoma caspium.
HAZARTİRSİ [Caspian shad] ® Alosa caspia.
HEDEFLİ BALIKÇILIK [aimed fishing] Belirli bir grubu, örneğin sonarda görünen bir hamsi
sürüsünü hedef alan balıkçılık.
HEDEF POPÜLASYON [target population] Bilgi ve bulguya ihtiyaç duyulan popülasyon. Örnek; sportif
balıkçılık.
HEDEFDIŞI TÜR [non-target species] Avlanması için av
aracının özel olarak hazırlanmadığı fakat
avlanması halinde dikkate değer ekonomik girdi sağlaya-bilecek,
istenen balık tür(leri).
HEDEFLENEN BALIKÇILIK [targeted fishery] Belirli bir grup ya da türe ait
balığı hasat etme (avlama) stratejisi.
HEDEFLENEN BALIKÇILIK
KAPASİTESİ [target
fishing capacity] Sürdürülebilir balıkçılık için
konulmuş idari hedeflere uyarak bir avcılık dönemi ya da bir
yılda tamamı (%100) kullanılan filonun en yüksek hasadı
(ürünü) elde etmesi.
HEINCKE KURALI [Heincke's law] Kısaca, büyük balıklar
derinde bulunur.
HEKSA- (önek)
[hexa-] Altı. Örnek; heksapod
(hexapod)-altıayaklı.
HEKT(O)- (önek) [hecto-] Yüz (100).
HEKTAR [hectare]
Onbin metrekare (
HEKTOKOTİL
[hectocotylus] Özel anlamda erkekten atmık keselerini aldıktan
sonra ayrılarak dişiye üreme amacıyla yapışan
koldur.
HEKTOLİTRE [hectoliter] 100 litrelik ölçü.
HEKTOMETRE [hectometer] 100
metrelik ölçü.
HELICOLENUS
DACTYLOPTERUS DACTYLOPTERUS (DERİNSU
İSKORPİTİ) [blackbelly rosefish] Derintabansaldır
(batidemersaldır). 50-
HELİ- (önek) [heli-] Güneş. Örnek; heliofil (heliophilous)-ışıksever.
Işıkta yaşamaya uyum sağlamış bitki.
HELİKS [helix] Sarmal eğri. Sarmal.
HELİOFİL [heliophilous] Güneşsever. Işıksever.
Işıkta yaşamaya uyum sağlamış bitki.
HELOFİL [helophilous] ® Bataklıksever.
HEM- (önek) [haem-] Kan. Örnek; hemoglobin (haemoglobin) - kanda olup
solunumda kullanılan boya maddesi.
HEMAL DİKEN [haemal spine] Hemal yayın alt tarafından
(omurdan) aşağıya doğru dikensi uzantı.
HEMAL KANAL [haemal
canal] İçinden sırt atardamarı ve kuyruk
toplardamarının geçtiği, hemal yayların
oluşturduğu tüp.
HEMAL OMUR
[haemal vertebra] Hemal dikeni olan omur.
HEMAL YAY [haemal arch] Sırt atardamarı ve kuyruk
toplardamarını içine alan yay.
HEMATOFAJ [haematophagy] Canlı hayvan kanıyla beslenen.
HEMATOFAJİK [haematophagous] ® Kan yiyen.
HEMIRAMPHUS
FAR (YARIMGAGA BALIĞI, ÇOMAK BALIĞI) [blackbarred
halfbeak] Göçmen değildir. Tatlısu, acısu ve
denizde kıyı sularında bulunur. Boyu TL=45 cm olabilir.
Balıkçılığı vardır. Sürü oluşturur. Eti
lezzetlidir. Hint Okyanusu kökenlidir.
HEMİ- (önek)
[hemi-] Yarım. Örnek; hemimetamorfoz
(hemimetamorphosis)-yarım kalmış başkalaşma.
HEMİCHORDATA [?] ® Yarımkordalılar.
HEMİ-KLON [hemiclonal] Bir kalıtsal malzemenin önce değişmeden,
fakat sonra diğeriyle değiştirilerek kuşaklar arasında
aktarılmasını belirtir. Örnek; Poeciliidae ailesinden Poeciliopsis
monacha ve Poeciliopsis lucida önce hepsi dişi olan
Poeciliopsis monacha-lucida adlı hybrid kuşağı
üretirler. Bu hybrid monacha
kalıtsal malzemesine sahip haploid yumurtalar üretir. Lucida’ya ait kalıtsal malzeme dışlanır. Bu tek
cinsiyetli balık erkek lucida
ile çiftleştiğinde lucida
atmığı yumurtaya katılır ve bu kez monacha ve yeni lucida kalıtsal malzemesi oluşturulur.
HEMİPLANKTON [hemiplankton] Yaşam döngüsünün yalnız bir
kısmını plankton olarak geçiren organizma.
HEMOGLOBİN [haemoglobine] Omurgalıların kanında
bulunan ve O2 alınması ile CO2’in
atılmasında taşıyıcılık yapan demir (Fe)
çekirdekli madde.
HEMOSİYANİN [haemocyanine] Yeşilimsi mavi boya maddesi. Yumuşak-çaların
kanında O2 alınması ile CO2’in
atılmasında taşıyıcılık yapan bakır (Cu)
çekirdekli madde.
HENSEN [Victor Hensen] ® Victor Hensen.
HENSEN AĞI [Hensen net] Balık
yumurta ve larvalarının (ihtiyoplankton) toplanmasında
kullanılan huni şeklinde, ağzı daralan kasnak hunili, dar
gözlü (~300-500m) ağ.
HEPAT (önek)
[hepat-] ® Hepato.
HEPATO (önek) [hepato-] Karaciğerle ilgili.
HEPATOSOMATİK GÖSTERGE (İNDEKS) [hepatosomatic
index (HSI)] Vücut ağırlığının yüzdesi
olarak karaciğer ağırlığı.
HEPATOSOMATİK İNDEKS [hepatosomatic index (HSI)] ® Hepatosomatik gösterge.
HEPTRANCHIAS
PERLO (YEDİ-YARIKLI BALIK, YEDİYARIKLICANAVAR, ÖKÜZ BALIĞI, BOZ
CAMGÖZ) [sharpnose
sevengill shark] TL=137-
HERBİVOR [herbivore] 1- ® Otobur.
HERBİVOR